“İstanbul işgal altında idi. Yunan ordusu İzmir’e çıktıktan sonra hemen hemen karşıkoyma görmeden Anadolu’nun içine doğru ilerliyordu. Sultanahmet meydanında toplanan bir protesto mitinginin hazin haykırışları kentin üzerine ağır ağır yayılıyordu. Arkadaşımın biri, işgal ordularının ne zamana kadar İstanbul’da kalacakları hakkında tahminimi sormuştu. Ona, «Kardeşim, İstanbul’u kaybettik. Bunun düpedüz Türkçesi budur. İstanbul tarafımızdan, Fatih’in Bizans’ı fethettiği
ÖNSÖZ GİBİ Ağır, çok ağır bir dünya 1 Ocak. Yabani menekşeler açmış. Kuzey Ege’nin kente uzak, dağlara yakın kıyısında evler insansız. İki yalnız. Kış henüz; kuzey rüzgârları küçük küçük dokunup savaşmada. Şubatı martı bekliyor. Geçen yıllardan biliyorum; site yönetimi sahipsiz kedileri toplattı. İkisi kalmıştı: tekirle, beyaz… Tekirin, sahipsiz bahçelerin birinde, ölüsünü görmüş yardımcım. Beyazsa rengi
Bu bölüm evrim veya genetikten dem vuran bir davranış eğiliminin açıklamasında sık sık (ve yanlış olarak) savrulan o öcü sözcük hakkında değildir. Asıl anlamıyla belirlenimcilikten, yani felsefeye giriş derslerinde anlatılan “özgür iradenin” zıddı olan kavramdan söz eden bir bölümdür. Bu anlamda belirlenimcilik korkusu, şu esprili şiirde geçer: Genç bir adam vardı ve dedi ki:“Kahretsin! Kederlendiriyor
Hiçbir zaman mutlu olmayabilirim ama bu gece halimden memnunum. Boş bir ev, güneşin altında çilek fideleri dikerek geçirilen bir günün sıcak ve puslu yorgunluğu, bir bardak soğuk, şekerli süt ve kremaya yatırılmış bir tabak dolusu böğürtlen gibisi yok. İnsanların kitapsız, okulsuz nasıl yaşayabildiklerini şimdi anlıyorum. Uzun bir günün sonunda insan böyle yorulduğunda uyumalıdır; çünkü ertesi

Albert Camus: Uyumsuz ve İntihar

Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Gerisi, dünyanın üç boyutlu olup olmadığı, düşüncenin dokuz mu, yoksa on iki ulamı mı bulunduğu, sonra gelir. Oyundur bunlar; önce yanıt vermek gerekir. Nietzsche’nin istediği gibi, bir filozofun, saygımızı hak etmek için, başkalarına
Gerçekleri ortaya koyarak işe başlayalım: Ben yetmiş dokuz yaşındayım. Hal böyleyken gençlikten söz etmeye beni hangi şeytan dürttü? Üstelik de gençlere gençlikten söz etmek gibi bir şeyi neden dert edindim? Gençlik deneyimlerinden söz etmesi gerekenler aslında gençler değil midir? Hayatın tehlikelerini bilen, gençlere böyle bir dünya bırakırken kendilerini korumalarını ve sakin kalmalarını öğütleyen yaşlı biri
Bu tez Sylvia Plath’ın şairliğini intiharıyla birlikte ele alır, yani tarihsel açıdan intiharı bağlamında analiz eder. Birinci bölümde Sylvia Plath’ın Gizdökümcü Tarz’daki yerini değerlendirebilmek üzere bu akımı tanımlamaya çalışacağım. Bu türün kökenlerine bakıp bazı örnekler sunmak, Plath’ın yararlandığı kaynaklarla kendi eserleri arasındaki ortaklıkları ve farklılıkları belirlemek açısından uygun olacak. İkinci bölümde, psişik etkilerin sanatsal yaratılar
4. Dil ve Mantık Psikozlar arasındaki bu farkların bazılarını nasıl açıklayabiliriz? Dışarıdan müdahaleye uğrama fikri hem paranoyada hem şizofrenide mevcutken, şizofrenide bu müdahale niye düpedüz kişinin içine girip onu hem bedeninden hem düşüncesinden mahrum bırakabiliyor? Bunalımda olan bir kişi, adeta yerinde bir başkası varmış gibi yürüdüğünü, yemek yediğini, yaptıklarından kopuk hissettiğini söyleyebilir; fakat şizofrenide, bunların

Jean Baudrillard: Sır ve Meydan Okuma

Sır. Anlamı olmadığı için ifade edilemeyen, dalaşımda olduğu halde ifade edilmeyen şeyin baştan çıkarıcı, sırra vakfedici olma niteliği. Yani ben, ötekinin sırrını biliyorum, fakat bunu söylemiyorum; o da benim bildiğimi biliyor, fakat ortaya çıkarmıyor: İkisi arasındaki yoğunluk, bir sırrın sırrı olma durumundan başka bir şey değildir. Böylesi bir suç ortaklığının, gizlenen bir bilgiyle alakası yoktur.
III. Müziğin Bestelenmesi İnsanın konumunun derin alt üst oluşlar geçirdiği bir zamanda yaşıyoruz. Modern insan değerleri anlama yetisini ve orantı duygusunu gitgide yitiriyor. Temel gerçekleri anlamadaki bu başarısızlık çok ciddi. Bu, kaçınılmaz olarak insan dengesinin temel yasalarının ihlaline götürür bizi. Bu yanlış anlamanın müzik alanındaki sonuçları şunlar: Bir yanda, müziği küçültüp köleleştirmek ve kolay faydacılığın