Hannah Arendt, Şiddet Üzerine*

Hannah Arendt, en çok tartışılmış kitaplarından biri olan Şiddet Üzerine’de, şiddet ile “söz”ün imkansız birlikteliğinden söz ediyor; savaş ile devrim’i şiddet olgusu üzerinden kıyaslıyor; bir “devrim aracı”, değişim aracı, politika aracı ve doğrudan iktidar aracı olarak şiddet’in anlamını sorguluyor: “Şiddetle değişen bir dünya, ancak daha çok şiddetin varolduğu bir dünya olur."

Bir Önsöz Tasarısı * Baudelaire

Charles Baudelaire’in “Kötülük Çiçekleri” için yazdığı fakat sonradan kitaba eklemekten vazgeçtiği önsöz taslağı.  Adam Sanat Dergisi, Kasım 1997,Sayı: 144.Çev.: Gürhan Tümer Anlaşılmamanın ya da ancak çok az anlaşılmanın, insana onur veren bir yönü varsa, bunu ben, bu küçük kitapla, birdenbire kazandığımı ve hak ettiğimi, hiç övünmeden söyleyebilirim. Onu tiksintiyle geri çeviren çeşitli yayıncılara birçok kez
GEÇMİŞ, HER ZAMAN tartışmalıdır. Geçmişe gönderme yapma yetkisini bellek ve tarih aralarında paylaşamazlar. Çünkü tarih anılara her zaman güvenemez, bellekse hatırlama haklarını (yaşam, adalet, öznellik hakları) merkeze almayan bir yeniden inşadan kuşku duyar. Geçmiş üzerine bu iki bakış açısı arasında kolay bir anlaşma sağlanabileceğini düşünmek iyimser bir istek, hatta bir klişedir. Geçmiş, kamusal ya da

Ruh ve Tanrı

İkinci gece ruhuma seslendim:46 “Bitkinim, ruhum, gezginliğim, kendimi kendi dışımda arayışım çok uzun sürdü. Şimdi onca olay geçtikten sonra başımdan, —hepsinin ardında seni buldum. Olaylar, insanlık ve dünya yoluyla yanılgılarım üzerine keşiflerim oldu. İnsanlar buldum. Seni de ruhum, önce insanların içindeki imgelerde, sonra da kendi içinde yeniden buldum. Seni en son beklediğim yerde buldum. Karanlık
Her teknoloji – tıpkı yeni bir aşk gibi – doğduğunda sonsuz olasılığın coşkusuyla parıldar. Karanlık tarafları ve nihai çöküşü, çılgınca iyimser bir ruh hali için anlaşılmazdır ve biz de her zaman, güçlü bir devrim vaadiyle kültürün manzarasını süpüren bu yeni ortama kapılırız. Çığır açan astronom Caroline Herschel’in yeğeni olan polimat John Herschel, fotoğraf kelimesini 1839

Walt Whitman — Mutluluğa Dair

“Mutluluk nedir? …o kadar olanaksız, sadece bir nefes kadar kısa, kaybolan bir belirti.” Virginia Woolf  “Birisi doğrudan ruh hakkında yazamaz” dedi. “Onu görür ve yok olur.” Yani mutluluk da bozulduğunda parçalanan ruh kadar kaygandır. Filozoflar, bin yıldan beri mutluluğun doğasını düşünmüş, psikologlar da varoluşsal yapı taşlarını ortaya çıkarmaya ve aşamalarını belirlemeye çalışmışlardır. Ama yine de
1950’lerin sonuna doğru Lois Sorrells Beckwith adındaki genç bir kadın, kendini pek çok kitap kurdunun yaşadığı durum içinde buldu: yazara aşık olmak; ancak o yalnızca yazarın yazım şekline değil, yazarın kendisine de aşık olmuştu. Jack Kereoac’u kendisine delice aşık eden kitap, o dönem yeni yayınlanmış olan “Bodrumlar” isimli romandı. Ancak Lois çok az kitap okurunun yapabileceği şeyi

Oruç Aruoba: Hegel’in Özgürlüğü

…sanki görev geçmişin kapı bekçiliğini yapmak —ki, dışarı ancak geçip—gitmişler çıkabilsin, olup—bitecekler adım atamasın! Friedrich NietzscheTarihin Yaşam için Yararları ve Sakıncaları Üzerine(Unzeitgemaesse Betrachtungen II, 5) 1.  Felsefe tarihine, ‘eleştiri’ duygusunu bilinçli dizginleyerek bakmaya, felsefenin geçmişini her yönüyle, her yanıyla evetlemeye, hiçbir şeyi dışarıda bırakmamaya çalışma, ‘müteşekkir’ olmaya çalışma, bir yer geliyor, çıkmaza sokuyor kişiyi: Yüzyıllar

Cumhuriyetin İlânı

“Hâkimiyet bilâ-kayd’ü şart milletindir. İcra kudreti, teşriî salâhiyeti milletin yegâne hakiki mümessili olan mecliste tecelli ve temerküz etmiştir.” Bu iki cümleyi bir kelimede özetlemek mümkündür. “Cumhuriyet”. Cumhuriyetin ilânı kararını nerede ve kimlere söyledim. Cumhuriyetin ilânı ile ilgili kanun tasarısını İsmet Paşa’yla birlikte hazırladık 29 Ekim 1923 günü Halk Partisi’nde yapılan görüşmeler Ben Genel Başkan olarak
Giriş İnsanın psikanalizin eksenini oluşturan temel mefhum olarak “bilinçdışı” ile olan maceralı ilişkisi kuşkusuz en belirgin şekilde “Freud’dan önce bir bilinçdışı var mıydı?” sorusunda yansıyor. Burada aynı soruyu bir kez daha sormaya kalkışmadık. Buna karşın Bilinçdışı kavramını, analitik literatürün farklı kesitlerinde ve bölgelerinde belirdiği ve geliştiği biçimiyle eleştiri konusu haline getirmeye çalıştık: Ignoramus sorununu ortaya