Bazı sanatçı ve üniversiteler, 19. yüzyıl hayallerini hayatta tutuyorlar. Aslında bu gelenek, Pensilvanya Güzel Sanatlar Akademisi eski öğrencilerinin ve tartışmalara sebep olan öğretmen Thomas Eakins’in ünlendirdiği bir çizimden geliyor. Rob Matthews’un düşündüren grafit çizimleri, yaşı yüzyıllara ulaşmış bir sanatçının elinden modern konuları inceliyor. New York Sanat Akademisi de 2016’daki ilk sergilerinde sundukları gibi, çizim ve
“Hayat her şeye rağmen güzeldir! Çok diken olabilir, ama güller de var.” “Bir sanatçının belli bir miktar telaş ve kargaşaya ihtiyacı vardır,” demiştir Joni Mitchell bir muhabire. Gerçekten de, sanat tarihi aynı zamanda yaratıcılık ve ruhsal bozuklukların karmaşık ilişkisinin de tarihidir. Ama psikologlar düşük dozda melankolinin yaratıcılığı artırdığını bulsa da, aşırı depresyon yaratıcılığı düşürebilir. Az
“Arasına senin girmediğin iki düşünceyi bir araya getiremiyorum.” Honoré de Balzac (20 Mayıs 1799 – 18 Ağustos 1850) edebi mirası kadar fırtınalı aşk hayatı ile de bilinir. 23 yaşındayken, “la Dilecta” olarak bilinen, kendisinden iki kat yaşlı Mme. Berny adındaki bir kadına aşık oldu. 1832’de ayrıldıklarında, Langeais Düşesi‘nin de kötüleyerek betimlediği Marquise de Castries‘le sorunlu

Paul Celan: CORONA

Avcumdan kemiriyor yaprağını güz: dostuz bizCeviz kabuklarından ayırıp zamanı, geçip gitmesini öğretiyoruz ona:o ise, dönüveriyor kabuğuna Aynaya yansıyan pazardüşlerde uyku akar,ve sahiden konuşur ağızlar. Yarin mahrem yerine kayıyor gözlerimsüzüşüpzifiri sözler fısıldıyoruz birbirimizehaşhaş çiçekleriyle hatıralar gibi sevişiyor,istiridye kabuğunda şarapkan revan ay ışığında deniz gibi uyukluyoruz. Sarılmışız işte pencerenin önünde, gelen geçen bize bakıyor sokaktan:artık vakti geldi
Alice Harikalar Diyarı’ndan Times Meydanı’na, hayal gücünün narin bir dansı. Zelda Sayre efsanevi caz çağı romancısı F. Scott Fitzgerald‘la evlenip Zelda Fitzgerald olduğunda, “ilk dağınık saçlı Amerikan genç kızı” olarak isimlendirilmiş ve edebiyat tarihinin en çalkantılı ilişkilerinden birine girmişti. Daha çok bir yazar ve dansçı olarak tanınsa da, Zelda, çoğu kişi bilmediği halde, sadece bir
İnsanlığımızın sonsuz korkularının ve zarafet, merhamet ve mucizelere olan değişmez özlemimizin görsel bir kaydı. 1552’de yazılan Augsburg’un Mucizevi İşaretler Kitabı adlı garip ve müsrifçe resimlendirilmiş bir kitap, o zamanlar Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun bir parçası olan Augsburg’da ortaya çıktı. Detaylı ve geniş bir hayal gücünün ürünü olan çizimleriyle Ortaçağ Avrupa’sının “Tanrı” tarafından gönderilmiş işaretlere olan

Geleceğin kadınları

Karşılaştığımız tüm nostaljik fotoğraflardan, gelecekte kadınların sahip olabileceği işleri betimleyen bu fotoğraflar en büyüleyici olanları. Kartlar 1902 yılında, Fransız sanatçı Albert Bergeret tarafından “Geleceğin Kadınları” adıyla tasarlanmış. Kartlarda kadınlar kendilerinden emin ve gurur duyar bir şekilde poz veriyor ve mesleki alanları için yeni bir persona yaratmaktan keyif alıyora benziyorlar. Galerimizde sizi arsız gülüşler, cüretkar bakışlar
“Hamlet, yas tutan bir kimsenin tecrübe ettiği özel türden bir patinajdır: var olmak ve varmış gibi görünmek arasındaki fark…” Joan Didion, keder üzerine yazmış olduğu yazısında “Keder geldiği zaman görürüz ki, o aslında olmasını beklediğimiz şey değildir” demişti. Başa çıkma stratejilerimiz, en fazla kafa karıştıran beklenti başkaldırıları arasında olabilir – hiçbir şeyin tek başına rahatlık
“Bilgiye karşı kesintili bir arzu duyuyorum, fakat ayak basmadığım, bilinmeyen atmosferlerde bulunan suların içerisine başımı sokma arzum daimi ve kalıcı.” Bilge bir insan olan Wendell Berry, cahilliğin şekli konusunu ele almadan bir buçuk asır önce; Jacob Bronowski, belirliliğin karanlık tarafına karşı nasihat vermeden ve bilim adamları “tamamen bilinçli cahilliğin”, insan sürecinin merkezinde olduğunu fark etmeden
Kendimi öldürmeden önce bana varoluştan yana güven verilmesini isterim, kuşku duymamak isterim. Yaşam, benim gözümde, olguların belirginliğini ve akılda uyumlu biçimde birleşmelerini onaylamaktan öte bir şey değil. Ben, olguların toplanıp birleştiği zorunlu bir buluşma noktası gibi duymuyorum kendimi artık; şifalı ölüm, doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya ben, olgulara yol vermeyen acıların ürünüysem? Ben kendimi