Jacques Ranciere’in 2003  senesinde yayınlanmış olan kitabı “Le destin des images”, “Görüntülerin Yazgısı”  başlığıyla Türkçe’de yer almakta. Kitabın Türkçe çevirisinde aynı zamanda Ranciere’in 2000 senesinde yayınladığı “Le partage du sensible” (Duyulurun Paylaşımı) adlı makalesinin çevirisi de mevcut. Ranciere’in bu kitabı yazarın farklı zamanlarda yazılmış çeşitli makalelerinden oluşmakta. Ranciere, günümüz dünyasında görüntüler ve görsellerin işlevini sorgulayacak
Bazı insanların mutluluğu herkese bulaşır, acısıysa sadece kendine… Kanat Güner herkesin baktığı açıdan değişik kelimeler çağrıştırıyordu. Kadındı, özgürdü, cesurdu, yazardı, “canki”ydi… Kim nasıl isterse öyle görmek istedi onu. O ise kanatlarını yüksek açıp, bu hayatın üzerinde alçaktan uçup gitti… Ardında kitaplarını, tutkularını, yaşanmışlıklarını ve hep hatırlanacak yazılarını bıraktı… Hayat bazı cümleleri havada asılı bırakır. Bazı
İngiliz filozof, matematikçi, tarihçi ve eleştirmen Bertrand Russell’dan öğrenme ve öğretme üzerine on “liberal” emir. “Belki de liberal dışavurumun özü on yeni emirle özetlenebilir, elbette eskisinin yerini alması adına değil, yalnızca desteklemek adına. Bir öğretmen olarak, bu on yeni emri kamuyonun dikkatine sunuyorum:   01 –Hiçbir şeyden tam olarak emin olmayın. 02 –Kanıtları gizlemenin size
İlhan Berk, Yazko (Yazarlar Kooperatifi) Edebiyat Dergisi’nin Mayıs 1982’de yayımlanan 19. sayısında Ece Ayhan’la bir söyleşi gerçekleştirmiş. “Lanetlenmiş Bir Şaire Sorular” başlıklı bu söyleşi Ece Ayhan’ın YKY’den çıkan “Dipyazılar” (Ocak 1996) adlı derlemesinde farklı bir biçemde yayımlanmış. Dipyazılar’ın editörü Ceyda Akaş -bilerek ya da bilmeyerek- söyleşinin Yazko’daki biçeminden ve İlhan Berk’in söyleşi için yazdığı ön-yazıdan

Gümüşlük 1983, Ece Ayhan

Bodrum’da geçirdiği günleri, günlük notlar biçiminde anlatan Ece Ayhan, bu yazısında uzun süre kaldığı Gümüşlük’ten bir kesit sunuyor. Günlük yaşamla düşündüklerini içiçe sergiliyor. İlk kez geç kalktım uykudan, uzundur. Her yer ve deniz çok dingin, dural yine. Gün nasıl geçti bilmiyorum. Gece. Baktım biraz yağmur atıştırmış. (Ankara) Mazhar Leventoğlu’ndan, (Fransa) Şehmus Güzel’den gelen mektupları okudum.
Çocukluk Çağı ve İmgelem ‘Bulanık ışıkkaranlığı yeneruyanırım gözlerim kamaşırken’ – David, yaş 11 Rüzgâr New York caddelerinde koşuştururken, çocuklar okul kapılarından içeri girmeye başlamıştı. Son dönemlerde şiir ve tiyatro üzerine çocuklarla çalışıyordum; o sabah büyük ve geniş bir odada yaşları 10’u geçmeyen çocuklarla güne başlama şansını yakalamıştım. Daire şeklinde oturarak, bizi buraya toplayan güzün sert
Şiir, düşüncenin eğrisidir. Bu eğri, “Şiirin omurlarını kusması yahut omurgasının parçalarından yeni yap-bozlar kurmasına öncü olacaktır.” diyebilir miyiz? Günümüz geç şairinin öteden beri içine çağrıldığı, fakat onun bu çağrıyı yanlış anlamakla kalmayıp, düpedüz batağına sürüklendiği “Günceli, güncel olanı kullanmak” hususunun, gerekliliğine dair amentüden ötürü, ümit beslediğimiz şiir tamamıyla plastik ve gerçeklikten yoksun bir hale düşmek
1920 yılının Almanya’sında, 16 Ağustos’u hayatı boyunca pişmanlıkla hatırlayacak Polonya asıllı bir babanın oğlu: Henry Charles Bukowski. Babasının bir terzi kadınla geçirdiği gecenin ürünü olan bir oğul. Yalnızca o kadarlık oğul. Biyoloji var, gerisi yok. “Sığınak çukurlarında melek bulunmaz.” Henüz iki yaşında okyanus aşıp Los Angeles’a geliyor Bukowski ailesiyle. Amerikan Rüyasından paylarına düşeni alamamışlar. Kriz
Hiç uyku uyumayan kişi başka bir zamanın içinde mi yaşar sorusuna Cioran’ın yanıtı: Mutlaka (…) Uykuyla geçen gecenin sonrasında, sabah uyanan birinde bir şeye başlıyor olma yanılsaması vardır. Ama sizi bütün gece uyku tutmadıysa hiçbir şeye başlayamazsınız. Sabahın sekizinde, akşam saat sekizdekiyle aynı hal içinde olursunuz ve zorunlu olarak şeylere bakış açınız tümden değişir. Beter
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde bir dönem personele okuma yazma eğitimi vermiş olan Bedia Tuncer, bir taraftan da akıl hastalarıyla ilgilenmiş ve akıl hastalarının yazdıkları şiirleri derleyerek bir şiir kitabının yayınlanmasına vesile olmuş. 1964 senesinde Matbaa Teknisyenleri Basımevince İstanbul’da basılan kitap, belki de dünyada türünün tek örneği. Gayri resmi edinilen bilgiye göre şiirler, 1961-1964