Şairin kederi ve mucizesi

Anne, yaşamak istemiyorum… Şimdi beni iyi dinle, hayat oldukça güzel ama bir türlü onu yaşamayı beceremiyorum.  Bunu açıklayamıyorum  bile. Bunun kulağa ne kadar aptalca geldiğini tahmin edebiliyorum… nasıl hissettiğime dair en ufak bir fikrin olsaydı… Hayatta olmak… Evet, hayatta olmak ama bir türlü yaşayamamak. Ah,  bütün sorun bu. Canlı kanlı bir taş gibiyim, gerçekliğin dışına

Annabel Lee Şiir Analizi

Romeo ve Juliet’te olduğu gibi, şair ve Annabel Lee birbirlerine çocuk yaşta sevdalanıyorlar. Üstelik Shakespeare’in ‘talihsiz âşıkları’ gibi Poe’nun âşıkları da kendi kontrolleri dışındaki güçlerin kurbanı oluyorlar. Fakat sonuç itibariyle şair ve Annabel Lee kendi büyüklerinin* asla anlamayacağı türden efsanevi bir aşkı tecrübe ediyorlar. Gerçek Annabel Lee: Annabel Lee, muhtemelen, Poe’nun daha on üç yaşındayken

Cemal Süreya İlhan Berk’i anlatıyor

Hiyerogliflerde üçgen yüzlü kaplumbağalar olsaydı, ”İşte” derdim, ”işte İlhan Berk!” İşte Keops, işte sokak, işte atlas! Gerçekten yüzündeki ve bedenindeki üçgenler giderek Mısır piramitlerine benzetti onu. Attilâ İlhan 30 yıl önce ”göğüstenbacaklı” demişti İlhan Berk için. Tevfik Akdağ da daha iki gün önce, ”omuzdanbacaklı”. Şiir serüveni altmış yılı buluyor. Birçok dönem yaşadı. Bütün devinimleri sınadı.

Hakikatte hapis, hayallerinde hür!

Sivas’tan İstanbul’a uzanan bir ‘Çalıkuşu’ hikâyesi; Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından günümüze bir zaman yolculuğu… İpek S. Burnett, ilk romanı ‘Romancı’ ile etkileyici bir yazar. Varlıklı bir ailenin ‘tutsak’ kızı Süreyya ile Sivas’tan ilk kez İstanbul’a gelen küçük Ferit’in gülümseten, iç burkan, can yakan, yanak ıslatan dostluğu… Bol göndermeli kısa cümleler İpek S. Burnett, ‘Romancı’ ile

Umudun ve Öfkenin Şairi: Ahmed Arif

İnsan kendine özgü olanı, kendinde olanı estetize ederek notalarla, çizgilerle, dille…vb. ortaya çıkartabiliyorsa sanatçıdır. Eğer bu sanatçı şairse, yalnız sözcük seçimiyle değil, şiirinin duygu/ düşünce örgüsünü şiirsel yaratı içinde biçimleyerek sözün yanına sesi de eklemek zorundadır. Bu bağlamda Ahmed Arif, hayatın ona sunduğu acıyı kendi kalıpları içinde eritip öfkeye dönüştürerek kendi söylemini kurmuş, içindeki sesi

Göğe bakma durağında indi!

80 sonrasının en önemli şairlerinden birisi olan, “acının şairi” Ahmet Erhan, 55 yaşında kansere yenik düştü. Turgut Uyar’ın doğum gününde, çok sevdiği dostu Behçet Aysan’la buluştu. Karanlıkta gülümsüyorsun, gülümseyişini her anımsadığımda karanlığı da anımsıyorum. Akdeniz güneşinin yaktığı yüzünde dinsiz bir peygamberin duruşu var. Kuşatılmış ve yorgun bir ülkeye benziyor yüzün. Sevmiyorsun kendi sınırlarını. Hafif alay

Hiçbir şey demedim, her şeyi söyledim

Kuruntular. El yazısı şiirler bunlar. Daktilonun çıt sesinin duyulmadığı, biraz dikkatle kulak kabartılacak olursa kurşun kalemin kâğıtla buluştuğunda yaydığı hışırtının duyulabileceği. Zira “Daktilonun şiirimle aramdaki mahremiyeti ortadan kaldırdığını, elimin bu mahremiyeti yeniden kurduğunu gördüm.” El bir biçimde işin ve de şiirin içine giriyor işte. Daktilo bu ‘bir başka Neruda’ için dinginleşmiş ruhunu yansıtmasının önüne geçiyor.
Her gece olduğu gibi dayanılmaz bir horultu vardı sefilhanenin koğuşunda. Tom uyuyamıyordu. Koğuştaki altmışa yakın karyolanın hepsi doluydu. En çok horlayanlar sarhoşlardı ve uyuyanların çoğu sarhoştu. Tom doğruldu, pencereden süzülüp uyuyan adamların üstüne düşen ay ışığını seyre daldı. bir sigara sarıp yaktı. Adamlara baktı, yine. iğrenç adamlardı hepsi, beş para etmez. Kim bilir en son
Benden veya benim kuşağımdan önce yazılmış şiirleri kendi değerleriyle başbaşa bırakarak araya kesin bir çizgi çizdiğime inanıyorum. Bu çizginin başlangıç noktasına, oluşumuna, bugüne gelişine, kısacası belli bir şiir sürecinin ayrıntılarına değinmek istemiyorum. Oteller kenti, şiirimin vardığı son durak değil elbette. Ne var ki, bundan sonra şunu şunu amaçlıyorum da demiyorum. Çünkü amaçlamak, özel olsun, biçimsel
Konuya şöyle girelim isterseniz. Bir süre önce üçünüz de geniş yankılar uyandıran şiir yazıları yazıyordunuz. Aklıma ilk gelenler, Edip Cansever’in “Mısra İşlevini Yitirdi”, Cemal Süreya’nın “Folklor Şiire Düşman”, Turgut Uyar’ın “Çıkmazın Güzelliği” başlıklı yazıları. Bunlar o kadar çok yankı yaptı ki, kendileri fikir üretmeyen birtakım eleştirmenler, bu yazılardaki sloganlarla uzun sire geçinebildi. Bugünse, Cemal Süreya