Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler: İnilti
10 Ekim 2013, Perşembe
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde bir dönem personele okuma yazma eğitimi vermiş olan Bedia Tuncer, bir taraftan da akıl hastalarıyla ilgilenmiş ve akıl hastalarının yazdıkları şiirleri derleyerek bir şiir kitabının yayınlanmasına vesile olmuş. 1964 senesinde Matbaa Teknisyenleri Basımevince İstanbul’da basılan kitap, belki de dünyada türünün tek örneği. Gayri resmi edinilen bilgiye göre şiirler, 1961-1964
- Published in Edebiyat
1 Comment
Şairin kederi ve mucizesi
04 Eylül 2013, Çarşamba
Anne, yaşamak istemiyorum… Şimdi beni iyi dinle, hayat oldukça güzel ama bir türlü onu yaşamayı beceremiyorum. Bunu açıklayamıyorum bile. Bunun kulağa ne kadar aptalca geldiğini tahmin edebiliyorum… nasıl hissettiğime dair en ufak bir fikrin olsaydı… Hayatta olmak… Evet, hayatta olmak ama bir türlü yaşayamamak. Ah, bütün sorun bu. Canlı kanlı bir taş gibiyim, gerçekliğin dışına
- Published in Edebiyat
Annabel Lee Şiir Analizi
29 Ağustos 2013, Perşembe
Romeo ve Juliet’te olduğu gibi, şair ve Annabel Lee birbirlerine çocuk yaşta sevdalanıyorlar. Üstelik Shakespeare’in ‘talihsiz âşıkları’ gibi Poe’nun âşıkları da kendi kontrolleri dışındaki güçlerin kurbanı oluyorlar. Fakat sonuç itibariyle şair ve Annabel Lee kendi büyüklerinin* asla anlamayacağı türden efsanevi bir aşkı tecrübe ediyorlar. Gerçek Annabel Lee: Annabel Lee, muhtemelen, Poe’nun daha on üç yaşındayken
- Published in Edebiyat
Cemal Süreya İlhan Berk’i anlatıyor
28 Ağustos 2013, Çarşamba
Hiyerogliflerde üçgen yüzlü kaplumbağalar olsaydı, ”İşte” derdim, ”işte İlhan Berk!” İşte Keops, işte sokak, işte atlas! Gerçekten yüzündeki ve bedenindeki üçgenler giderek Mısır piramitlerine benzetti onu. Attilâ İlhan 30 yıl önce ”göğüstenbacaklı” demişti İlhan Berk için. Tevfik Akdağ da daha iki gün önce, ”omuzdanbacaklı”. Şiir serüveni altmış yılı buluyor. Birçok dönem yaşadı. Bütün devinimleri sınadı.
- Published in Edebiyat
Hakikatte hapis, hayallerinde hür!
22 Ağustos 2013, Perşembe
Sivas’tan İstanbul’a uzanan bir ‘Çalıkuşu’ hikâyesi; Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından günümüze bir zaman yolculuğu… İpek S. Burnett, ilk romanı ‘Romancı’ ile etkileyici bir yazar. Varlıklı bir ailenin ‘tutsak’ kızı Süreyya ile Sivas’tan ilk kez İstanbul’a gelen küçük Ferit’in gülümseten, iç burkan, can yakan, yanak ıslatan dostluğu… Bol göndermeli kısa cümleler İpek S. Burnett, ‘Romancı’ ile
- Published in Edebiyat
Umudun ve Öfkenin Şairi: Ahmed Arif
19 Ağustos 2013, Pazartesi
İnsan kendine özgü olanı, kendinde olanı estetize ederek notalarla, çizgilerle, dille…vb. ortaya çıkartabiliyorsa sanatçıdır. Eğer bu sanatçı şairse, yalnız sözcük seçimiyle değil, şiirinin duygu/ düşünce örgüsünü şiirsel yaratı içinde biçimleyerek sözün yanına sesi de eklemek zorundadır. Bu bağlamda Ahmed Arif, hayatın ona sunduğu acıyı kendi kalıpları içinde eritip öfkeye dönüştürerek kendi söylemini kurmuş, içindeki sesi
- Published in Edebiyat
Göğe bakma durağında indi!
05 Ağustos 2013, Pazartesi
80 sonrasının en önemli şairlerinden birisi olan, “acının şairi” Ahmet Erhan, 55 yaşında kansere yenik düştü. Turgut Uyar’ın doğum gününde, çok sevdiği dostu Behçet Aysan’la buluştu. Karanlıkta gülümsüyorsun, gülümseyişini her anımsadığımda karanlığı da anımsıyorum. Akdeniz güneşinin yaktığı yüzünde dinsiz bir peygamberin duruşu var. Kuşatılmış ve yorgun bir ülkeye benziyor yüzün. Sevmiyorsun kendi sınırlarını. Hafif alay
- Published in Edebiyat
Hiçbir şey demedim, her şeyi söyledim
03 Ağustos 2013, Cumartesi
Kuruntular. El yazısı şiirler bunlar. Daktilonun çıt sesinin duyulmadığı, biraz dikkatle kulak kabartılacak olursa kurşun kalemin kâğıtla buluştuğunda yaydığı hışırtının duyulabileceği. Zira “Daktilonun şiirimle aramdaki mahremiyeti ortadan kaldırdığını, elimin bu mahremiyeti yeniden kurduğunu gördüm.” El bir biçimde işin ve de şiirin içine giriyor işte. Daktilo bu ‘bir başka Neruda’ için dinginleşmiş ruhunu yansıtmasının önüne geçiyor.
- Published in Edebiyat
Charles Bukowski – Lânetlilerin intikamı
31 Temmuz 2013, Çarşamba
Her gece olduğu gibi dayanılmaz bir horultu vardı sefilhanenin koğuşunda. Tom uyuyamıyordu. Koğuştaki altmışa yakın karyolanın hepsi doluydu. En çok horlayanlar sarhoşlardı ve uyuyanların çoğu sarhoştu. Tom doğruldu, pencereden süzülüp uyuyan adamların üstüne düşen ay ışığını seyre daldı. bir sigara sarıp yaktı. Adamlara baktı, yine. iğrenç adamlardı hepsi, beş para etmez. Kim bilir en son
- Published in Edebiyat
Şiir Üstüne Söyleşi Notları – Edip Cansever
30 Temmuz 2013, Salı
Benden veya benim kuşağımdan önce yazılmış şiirleri kendi değerleriyle başbaşa bırakarak araya kesin bir çizgi çizdiğime inanıyorum. Bu çizginin başlangıç noktasına, oluşumuna, bugüne gelişine, kısacası belli bir şiir sürecinin ayrıntılarına değinmek istemiyorum. Oteller kenti, şiirimin vardığı son durak değil elbette. Ne var ki, bundan sonra şunu şunu amaçlıyorum da demiyorum. Çünkü amaçlamak, özel olsun, biçimsel
- Published in Edebiyat









