“Arasına senin girmediğin iki düşünceyi bir araya getiremiyorum.” Honoré de Balzac (20 Mayıs 1799 – 18 Ağustos 1850) edebi mirası kadar fırtınalı aşk hayatı ile de bilinir. 23 yaşındayken, “la Dilecta” olarak bilinen, kendisinden iki kat yaşlı Mme. Berny adındaki bir kadına aşık oldu. 1832’de ayrıldıklarında, Langeais Düşesi‘nin de kötüleyerek betimlediği Marquise de Castries‘le sorunlu

Paul Celan: CORONA

Avcumdan kemiriyor yaprağını güz: dostuz bizCeviz kabuklarından ayırıp zamanı, geçip gitmesini öğretiyoruz ona:o ise, dönüveriyor kabuğuna Aynaya yansıyan pazardüşlerde uyku akar,ve sahiden konuşur ağızlar. Yarin mahrem yerine kayıyor gözlerimsüzüşüpzifiri sözler fısıldıyoruz birbirimizehaşhaş çiçekleriyle hatıralar gibi sevişiyor,istiridye kabuğunda şarapkan revan ay ışığında deniz gibi uyukluyoruz. Sarılmışız işte pencerenin önünde, gelen geçen bize bakıyor sokaktan:artık vakti geldi
İnsanlığımızın sonsuz korkularının ve zarafet, merhamet ve mucizelere olan değişmez özlemimizin görsel bir kaydı. 1552’de yazılan Augsburg’un Mucizevi İşaretler Kitabı adlı garip ve müsrifçe resimlendirilmiş bir kitap, o zamanlar Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun bir parçası olan Augsburg’da ortaya çıktı. Detaylı ve geniş bir hayal gücünün ürünü olan çizimleriyle Ortaçağ Avrupa’sının “Tanrı” tarafından gönderilmiş işaretlere olan
“Hamlet, yas tutan bir kimsenin tecrübe ettiği özel türden bir patinajdır: var olmak ve varmış gibi görünmek arasındaki fark…” Joan Didion, keder üzerine yazmış olduğu yazısında “Keder geldiği zaman görürüz ki, o aslında olmasını beklediğimiz şey değildir” demişti. Başa çıkma stratejilerimiz, en fazla kafa karıştıran beklenti başkaldırıları arasında olabilir – hiçbir şeyin tek başına rahatlık
“Bilgiye karşı kesintili bir arzu duyuyorum, fakat ayak basmadığım, bilinmeyen atmosferlerde bulunan suların içerisine başımı sokma arzum daimi ve kalıcı.” Bilge bir insan olan Wendell Berry, cahilliğin şekli konusunu ele almadan bir buçuk asır önce; Jacob Bronowski, belirliliğin karanlık tarafına karşı nasihat vermeden ve bilim adamları “tamamen bilinçli cahilliğin”, insan sürecinin merkezinde olduğunu fark etmeden
Kendimi öldürmeden önce bana varoluştan yana güven verilmesini isterim, kuşku duymamak isterim. Yaşam, benim gözümde, olguların belirginliğini ve akılda uyumlu biçimde birleşmelerini onaylamaktan öte bir şey değil. Ben, olguların toplanıp birleştiği zorunlu bir buluşma noktası gibi duymuyorum kendimi artık; şifalı ölüm, doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya ben, olgulara yol vermeyen acıların ürünüysem? Ben kendimi
Sylvia Plath, intiharından 6 ay önce, 30 Ekim 1962’de kendi şiirlerini okuyarak deyim yerindeyse kendi şiirlerini kendi sesiyle ölümsüz kıldı. Sylvia Plath’in daha önce çevirdiğim şiirlerine oluşturduğum şu oynatma listesinden ulaşabilirsiniz. Burada bahsi geçen “Babacığım” şiirinin ise Plath’in en çok bilinen şiiri olduğunu söylemem gerekiyor. Plath babasını, onun kendisini nasıl bir dünyaya hapsettiğini, onu neye
Bradbury, Eames, Angelou, Gladwell, Einstein, Byrne, Duchamp, Sendak ve daha fazlası. “Mutluluk”, “aşk” gibi karman çorman terimlerden bir tanesi de “yaratıcılık” terimi ve bu terimler birçok anlama geliyor olabilme ihtimali taşıdıkları için, hiçbir anlama gelmeme riskini de taşımaktadırlar. Hal böyleyken, tarihin en muhteşem zihinlerinden bazıları yaratıcılığın doğasını yakalama, açıklama, tanımlama, ayrıntılarını bulma ve dikkatle inceleme

Söylendim durdum

Şöyle bakıyorum şehre de, yeşil yeşil bir şey geçiyor içimden. Su mu, çayırlık mı, orman mı? Değil. Yeşil bir şey, zehir yeşili bir şey. Birtakım yeşil renkli zehirlerle zehirlenmiş yeşil bir su. Köpek leşi gibi uyuyor şehir: Yok, öyle değil… Köpek leşi, kokusu yönünden iğrenç, yoksa ölmüş bir köpekte kırılmış bir çocuk oyuncağının hüznünden başka,
“Eğer bir adamın kriz anında geri çekilmiyorsa, kriz gelmeden önce onu eğit.” Georgia O’Keeffe, öncelik belirleme sanatı ve yaşam üzerine düşüncelerini yazarken şöyle demişti; “Herhangi bir derecede ruhsal sertliğe sahip olan bir insanın, en az birkaç ay süreyle en sevdiği şeyler olmadan var olabilme kabiliyetine sahip olması gereklidir.” Bu güzel bir düşünce fakat bizler gitgide