Schopenhauer; Müziğin Gücü Üzerine

İstemenin nesneleşmesi idealardır. Müziğin etkisinin öteki sanatlardan daha güçlü olmasının, onun insanın içine işlemesinin nedeni budur. Çünkü onlar olsa olsa gölgeden söz eder, oysa müzik özü söyler. Susan Sontag’ın “Müzik sanatların en güzeli, en canlısı ve en hassasıdır” söyleminden yüzyıl önce, Friedrich Nietzsche bunu daha açık bir şekilde dile getiriyordu: “Müziksiz hayat bir hata olur.”

Apaçık Yüreğim, Charles Baudelaire

İnsan, demek istediğim herkes, öyle doğalcasına baştan çıkmış ki, evrensel onursuzluktan üzülmez de ussal bir düzenin yerleşmesinden üzülür. Dünya son bulacak. Süredurmasının tek nedeni, var olduğundandır. Öyle çürük bir neden ki bu, tersini bildiren nedenler yanında lâfı bile edilemez. Özellikle de şunun: Bundan böyle dünyanın gök altında ne işi var? Ayrıca, varlığını nesnel olarak sürdürdü
Soğuk bir kış günü, karanfil almak için çiçekçi dükkanına girdim. Tatlı bir yaz hararetiyle ısıttırılan bu yerin havası, nebati usarelerin hafif, sert ve yeşil tebahhuratıyla meşbuydu. İstediğim çiçeklerin destelenmesine kadar, bana gösterilen sandalyede oturdum. Mesut bir insan hayalhanesi gibi, iklim, mevsim, yer ve zaman haricinde, meyil bir hevesin arzu edebileceği her türlü renkte otlar, yapraklar
1 Mayıs 1977. Kendimi bildim bileli örgütlerimin katıldığı bütün özgürlükçü eylemlere katılırım. O gün de “Türkiye Yazarlar Sendikası” saflarındayım. Görkemli bir işçi bayramı kutlaması sona ermek üzere. Sıra Kemal Türkler’in konuşmasına gelmiş. Güler Yücel’le saflarımızı bırakıp Cafe Bulvar’a giriyoruz. Orada başka arkadaşlar da var. Anımsadığım kadarıyla, Mustafa Kemal ve Tektaş Ağaoğlu, Kıvanç Ertop, Ela Güntekin,
Ümid Gurbanov üzerinden, “Karanlığın Sol Eli”, “Yer Deniz Üçlemesi”, “Mülksüzler” ve birçok kült romanın yazarı olan Ursula K. Le Guin’in, 2014 yılında Portland Community College adlı üniversitede yaptığı söyleşiden “Mülksüzler” romanını yazma sürecini anlatışına dair bir çeviri.
usul usul konuşuyorlar aralarındadenize bakıyorlar bazen – çatalını gezdiriyor biri tabağında –gölgesi bir kuş ölüsükarşıda yeni budanmış ağacın– olsa, başlangıçlar sona kalsa –kolyesiyle oynuyor kadın – tabağımda soyulmuş elma – saatime bakıyorum sık sıkkapıyı gözlüyorum aradabiraz soğuk mu geliyor ne – kapatır mısın –sinirli bir kırmızılık suya batıyordüşünüyorum, ansızın bir dost yüzü mügörmemişim de yıllarca.
1Mavi geldi. Ve mavinin çağı çizildi. 2Kaç çeşit mavi verdi Akdeniz? 3Venüs, maviler denizinin annesi. 4Yunanlıların mavisi,dinlenir, bir tanrı gibi, sütunların üstünde. 5Tatlı, orta çağ mavisi. 6Erden, el değmemiş mavisini getirdi,mavi Meryem, mavi Meryem Anamız. 7Paletinde buldu. Ve getirdien gizli maviyi gökyüzünden. Diz çöküp başladı sürmeye maviyi.Melekler maviyle kutsadı onu.Adını da koydular: Beato Mavi Angelico.
Geleceğin dünyası, robot kölelerimizden bir şeyleri yapmalarını bekleyerek uzanabileceğimiz rahat bir hamak değil, zekâmızın sınırlarına karşı daha zorlu bir mücadele olacak. “Zekâ iyi niyet anlamına gelir” diyor Simone de Beauvoir, yirminci yüzyılın ortalarında. O zamandan bu yana, değerlerimize uymayan bu yeni teknoloji çağıyla birlikte iyi niyetimize bir şeyler oldu. Dönüşüm şu: daha az ihtiyaç duyulan,

Samuel Beckett: Quad I+II (play for TV)

Orada büzüşmüş kalmışken,küçük tapınma yerimde, karanlıkta,kimsenin beni göremediği o yerde,yalvarmaya başladım,ona, görünmesi için,bana görünmesi için. Ne zamandır âdetim, alışkanlığım olmuştu bu benim.Ses çıkarmadan,zihinsel bir yakarış,ona, görünmesi için,bana görünmesi için. Gecenin köründe,yorgunluktan bitip tükeninceye kadar. Ya da,tabii,taa ki – “Bir karenin dört köşesi, dört eşit kenarı, iki eşit köşegeni ve bir merkezi olduğu akla yatkındır. Ama

Akgün Akova – Ve Ağzın Uçar

Dilerim Dubrovnik’te bir aşk ezgisi bir çellonun tellerinden yavaşça aşağıya kayar, ayaklarımızın ucundan geçer, kırgın sokakları aşar, rıhtımdaki tekneye biner; yeni boyanmış, hatta dokun bak, tam da kurumamış kızıl bir adaya gider ve ben seni öperim. Dilerim Buenos Aires’te, Astor Piazzola’nın ruhu bandoneonunu omzuna asar, penceresinde yağmur damlalarının kafede masamıza gelir; “Yaklaş bana kalbimi duyacaksın