Vincent van Gogh: Boş Kanvas

Boston Kitap Festivali’nde yapılan bir sohbette saygıdeğer ve bilge Amanda Palmer, en iyi ve yakın arkadaşının ölümüne tanık olmanın yürek parçalayıcı tecrübesinden ve bu tecrübenin kendisine nasıl yansıdığından söz etti: Bu odadaki herkes bir gün ölecek, oldukça çabuk bir şekilde – arkamızda bir şey bırakmış ya da bırakmamış olacağız. Benim ilham aldığım sanatçılar bana, “Aman
25 Şubat 1956’da genç Sylvia Plath (beğenilen şair, çok fazla tanınmayan sanatçı, dünya aşığı) oldukça kalabalık bir edebiyat topluluğu partisine katıldı ve ileride fırtınalı bir evlilik yaşayacağı ve edebiyat hayatının tartışmalı vasisi konumuna gelecek adama ilk görüşte âşık oldu: Ted Hughes. Deli Kızın Şarkısı: Sylvia Plath ve Ted’den Önceki Hayat adlı, tutku dolu biyografi kitabında
İki yaratıcı aydının birbirlerine gösterdikleri erdem dolu desteğe ve karşılıklı hayranlığa şahit olmanın nadir bulunan, cesaretlendirici bir yanı vardır. Böylesine kuvvetlendirici desteği ve kıskandıran hayranlığı, örneğin, Hermann Hesse ve Thomas Mann; Mark Twain ve Helen Keller, Ursula Nordstrom ve Maurice Sendak, Ralph Waldo Emerson ve Walt Whitman mektuplaşmalarında görebiliriz. Dehanın yalnızlıktan geldiğine dair zararlı efsanenin

Alain Badiou: Aşka Övgü

“İki insanın ‘aşk’ sözcüğünü kullanma hakkı bulduğu onurlu ilişkiler bir süreçtir; narin, sert ve çoğunlukla bu ilişki içinde yer alan kişiler için korkunç. Birbirleriyle paylaşabilecekleri gerçeklerin saflaştığı bir süreç” diye yazmıştı Adrienne Rich. Gerçeklerin karşılıklı bir biçimde saflaştırıldığı, insan bilincinin sınırlarını aşan bu girdap, Fransız filozof Alain Badiou‘ın (d. 17 Ocak, 1937) Aşka Övgü –yararlı
En insani koşullanmalarımızdan biri herhangi bir başarımızın kusursuz kişiliğimizin bir sonucu olduğunu düşünme; başarısız olduğumuzda bunun sebebini dış güçlere bağlama eğilimimizdir. Kendimize tanıdığımız bu, ‘öncelik hakkı’ çok açık ki sorunludur; çünkü bizi hayatımızda sahip olduğumuz fırsatları tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimizi; makûs bir talihin yarattığı imkânsızlıkları ise bir şekilde layık olduğumuzu düşünmeye iter. İşin aslı, güçlü,
“Hiçbir yere ait olmadığını -her yere ait olduğunu, yani bu hiçbir yer demektir- fark ettiğinde özgürsündür ancak” demişti Maya Angelou 1973 tarihinde Bill Moyers ile yaptığı sıradışı sohbetinde. Ev ve ait olma gibi konular Maya Angelou’nun çalışmalarının -özünün-kaynağını oluşturuyor ve aynı zamanda Ellyn Spragins’in 2006 tarihli antolojisi Ne Öğrendim: Gençliğime Mektuplar’ın kalbinde yer alıyor. Angelou

Franz Kafka: Aşk ve Sabır

1920 yılında bir Mart sabahı, Gustav Janouch isimli Çekoslovakyalı bir genç, babasının çalıştığı İşçi Kaza Sigortası Enstitüsü’ne gelmişti. Gelecek vaat eden on yedi yaşındaki bu genç şair adayının enstitüyü ziyaret amacı, babasının meşhur iş arkadaşı, enstitüye on iki yılını vermiş, Dönüşümün yazarı Franz Kafka ile tanışmaktı. (3 Temmuz 1883 – 3 Haziran 1924) İkili kısa
Yarım yüzyıldan daha fazla bir süredir sevilen şair Mary Oliver (10 Eylül 1935) var oluşumuzla ve bunun da ötesi oluşumuzla bağlantı kurabilmemiz için, bizi, hem kendimizi hatırlamaya hem de kendimizi unutmaya davet ediyor. Titrek bir ışığa benzeyen şiirlerinin yegâne amaçlarından birinin bu olduğunu söylemek tuhaf olmaz. Şiirlerinde bize çevirdiği aynalar aracılığıyla kendimizle yüzleşme şansını bulurken,
Mozart‘ın ve Haydn‘ın bir öğrencisi olan Ludwig van Beethoven (1770–1827) tarihin en etkileyici ve sevilen bestecileri arasında yer alıyor. Kendimi ne zaman kötü hissetsem, 9. Senfonisini arka arkaya dinler dururum. Ruhu güzellik ile tepelere taşıma kabiliyetine sahip bir adamın zamanın en nefes kesici mektup yazarlarından biri olması hiç de şaşırtıcı değil. Beethoven hiç evlenmedi, fakat
1606 yılında oldukça yaratıcı bir aradan sonra Shakespeare, şaheserlerinden üçünü kaleme aldı: Kral Lear, Macbeth ve Antonius ve Kleopatra. Peki bu kadar kısa bir süre içerisinde nasıl oldu da böyle başarılı olabildi? Shakespeare uzmanı James Shapiro‘ın yeni kitabı Lear Yılı: 1606 Yılında Shakespeare‘ a göre bir dizi politik ve sosyal olay Shakespeare’in özellikle o yıl