“Ben bu coşkulu havaya gene biraz melankoli getirmek zorunda kalacağım. Onun için hepinizden özür dilerim. Batı kültürü ve batının bizi nasıl etkilediği seminer konusu kapsamında olduğundan. İlkin biraz buna değineyim. Her zaman olduğu gibi gene çok bireyci davranacağım. Başka türlüsü elimden gelmiyor. Toplumun oluşumunda en çok bireyin varlığına önem veren bir bireyciyim. Okumayı dört yılda
Ernest Hemingway (21 Temmuz 1899–2 Temmuz 1961) egonun yarattığı tehlikelere karşı alınacak önlemlerden kısa ancak mükemmel Nobel Ödülü konuşmasına kadar söyledikleri ve yazdıklarıyla büyük yazarların tavsiyeleri koleksiyonunun genişlemesinde büyük bir paya sahiptir. Ancak onun bilgeliği kendini en çok, kurgusal olmayan bir düzyazı, 1967 tarihli Satır Arası‘ndaki pasajlarda gösteriyor. Hemingway’in eserlerinden, mektuplarından faydalanılarak oluşturulan Hemingway’den, Yazmak
“Mesele başarılı olmak ya da olmamak değil – böyle bir şey yok” diye yazıyordu Georgia O’Keeffe, Sherwood Anderson‘a yazdığı fevkalade mektubunda ve ekliyordu: “En önemli olan şey bilinmeyenini bilinir kılabilmektir.” Yıllar boyunca dönüp dolaşıp yine, sanatçı olmaya dair yapılmış bu en mükemmel ve etkileyici tanımlamaya geliyordum – E.E Cummings de bu düşünceyi “sanatçı kendisini tanımak

Anaïs Nin: Seyahat ve Şimdi Sanatı

Eğer ki boş zaman kültürün temel öğesi ise, boş zamanın getirilerini ürüne nasıl çevirebiliriz? Anaïs Nin‘in Günlüğü‘nde Fransız-Kübalı yazar Anaïs Nin -aşk ve yaşam; sıradışı kültürel öngörülerin kadını ve tüm zamanların en istikrarlı günlük yazarlarından biri- tam olarak bu konuyu ele alıyor. 1947 kışında New York’ta süren koşuşturmacalardan ve hayattan bitkin düşmüş olan Anaïs Nin,
Sylvia Plath (27 Ekim 1932–11 Şubat, 1963) becerilerini bir günlük tutarak bilemeye başlamıştı ve ilk şiirini henüz bir çocukken yazmıştı. Liseden mezun olduğu zamanlarda pek çok kesim tarafından ret mektubu almış; çok az kimse tarafından çalışmaları beğenilmişti. Genç Plath dikkatlice çalışmaya devam etti ve en sonunda bir model keşfetti – tıpkı ilk trajik şiirine aldığı

Diane Ackerman: Duyuların Gizemli Dünyası

“Kuşların peşini bırakmadığı o havanın, bizim beş duyumuza kapalı olan uçsuz bucaksız bir dünya olmadığını nereden biliyoruz?” diye hayretle yazıyordu William Blake henüz bunu doğrulayacak aletlere sahip olmadığımız iki yüzyıl öncesinde. Çok basit keşiflerden biri olan hayvan krallığının ötesi ‘gerçeklik’ normumuzun aslında radikal bir şekilde birbirinden farklı izlenimlerin bir çoğulluğu olduğu fikrini doğurdu. Bu gerçeklik
“Evliya doktrinlerinin büyük çoğunluğu ayrıca kendini yazmaya adamış yazarların içine işlenmiştir” diye bir gözlemde bulunuyordu Melissa Pritchard ‘faal bir ibadet olarak sanat’ üzerine yazdığı denemede. Fakat Fransız filozof, politik aktivist ve gizemci Simone Weil için (3 Şubat 1909–24 Ağustos 1943) -insanlık tarihindeki en sağduyulu, zeki ve ciddi bir şekilde kıymeti bilinmemiş olan düşünürlerden biri- evliyalık
ve merak duymaz mı insanlar birbirlerine? Elizabeth Alexander zamanımızın en büyüleyici ve ruhsal canlılığa en çok önem veren şairlerinden bir tanesi; aynı zamanda o, Amerika başkanlık töreninde şiirlerini okuma şansı elde etmiş dördüncü şair. En son çalışması “Dünyanın Işığı” kayıplar üzerine yazılmış dokunaklı kitaplardan biri. Krista Tippett ile varoluş üzerine yaptığı sohbetlerde Alexander Poetika Sanatı#100:

Galileo’nun İsyankar ve Devrimci Hayatı

Dünyanın evrenin merkezinde yer aldığının; güneşin, ayın ve yıldızların onun çevresinde döndüğünün var sayıldığı teleskopsuz, saatsiz, mikroskopsuz 1564 yılında Galileo Galilei hayata gözlerini açtı. 77 yaşında yaşamını kaybeden Galileo Galilei’in fikirleri insanlık tarihine ekilen en önemli devrimin tohumuydu. Şöhreti epey kötü gökbilimsel keşiflerine -bu keşifler dünyanın evrenin merkezinde olduğuna dair dinsel dogmaya şiddetle karşı çıkmaktaydı
Şair, roman yazarı, mitoloji uzmanı, deneme yazarı ve çevirmen Robert Graves (24 Temmuz 1895–7 Aralık 1985) özgür ruhunun kanatları üzerinde taşıdığı keskin zekâsı ve dehasına eş değer deliliği ve azmiyle geçen yüzyılın en etkileyici sanatçılarındandır. Jorge Luis ona ‘üst ruh’ derdi. Virginia Woolf bir gün onun kapısına gelen Robert Grave’i bir gazeteci ya da korkutucu