“Gelecek içimize girer” diye yazıyordu Rilke, 1904 tarihli bir mektubunda; “kendini dönüştürebilmek için henüz gerçekleşmemişken içimize girer.” Fakat aynı zamanda geçmiş de gerçekleştikten çok sonra şu anımızın kapılarından içeri girmeyi başarır ve hayatın bu dilimleri var oluşumuzun anlamını saptamada bizler için önemli bir diyalog oluşturur. Virginia Woolf (25 Ocak, 1882–28 Mart, 1941) bir Temmuz sabahı,

Neden Aşık Oluruz?

Adrienne Rich, aşkın düşüncelerimizi nasıl saflaştırdığını açıkladığı yazısında şöyle diyordu: “İki insanın ‘aşk’ sözcüğünü kullanma hakkı olduğu onurlu bir insan ilişkisi bir süreçtir, narin, sert, çoğunlukla bu ilişki içinde yer alan kişiler için korkunç olan. Birbirleriyle paylaşabilecekleri gerçeklerin saflaştığı bir süreç.” Fakat aşkı hem elektrikli hem de öfkeli –korku, dehşet, arzular ve hayal kırıklıkları, özlemler
Asla tatmin olamama duygusundan gelen bir ömürlük hüzne kendini emanet et. Zadie Smith Yazmanın on kuralında işte böyle bir tavsiye de bulunuyordu yazar adaylarına. Fakat bir kimse yaratıcı debinin elektriğini yakalamaya çalışırken nasıl olur da istikrarlı bir memnuniyetsizlikle arkadaşlık edebilir? Yaratıcı yaşamın bu, hiç değişmeyen sorusuna dansçı ve koreograf Agnes de Mille‘in 1991 tarihinde yazdığı
11 Şubat 1963 yılında şair olarak takdir gören ancak bir sanatçı olarak çok tanınmayan 30 yaşındaki Sylvia Plath kendi canına kıydı. Bazı kimseler Sylvia Plath’in yalnızca “zihinsel işkenceler gören bir şair” aldatılmış bir kadın ya da trajik edebiyat sarışın modeline indirgenmesine karşı çıkmış olsa da, kişisel yazılarından anlaşılan onun gerçekten de yaşamın amacını bulmakta güçlük
Susan Sontag’ın günlüklerinin yeni çıkan cildi Bilincin Et ile Bağdaştırılması: Bültenler ve Günlükler, 1964 – 1980 bizimle Susan Sontag’ın sansür ve aforizmalara ilişkin derin düşüncelerini paylaşan, modern tarihin en büyük dehalarından birinin aklının içine yolculuk etmemizi sağlayan kesinlikle çok değerli bir hazine. Bu büyük kitabın okuyucuya bahşettikleri arasında Sontag’ın sanat, zanaat ve yazın ideolojisine dair
Antropoloji, biyoloji, evrimsel biyoloji, davranışsal ekoloji, jeopolitik ve sosyal bilimler alanları arasında köprü kurmuş olan çığır açıcı bilim insanı Jared Diamond (10 Eylül, 1937) Margaret Mead‘den sonra tarihin Avrupa merkezli bakış açısıyla yorumlanması kuralını bozan ve ırkçılığın beslendiği biyolojik yanılgıların foyasını ortaya çıkaran kişidir. Pulitzer ödüllü 1997 tarihli kitabı Tüfek, Mikrop ve Çelik günümüz dünyasındaki

Tezer Özlü: “Kafka ile yaşamak”

Yaşam insanın yaşantı aradığı değil, kendi kendini aradığı bir olgudur. Cesare Pavese Kafka için birkaç tümce söylemek isterken, neden Pavese? Ama Kafka’nın kendi kendini arayışı, tüm insan örgütü içinde bireyin kendini arayışına en büyük, en zengin kaynak. Sanırım Kafka’yı ilk kez Değişim öyküsü ile okudum. On beş yaşlarımda. Her böceğin daha önce insan olduğunu düşünecek
Roald Dahl fiziksel rahatsızlıkların yaratıcılığı güçlendirdiğine inanıyordu. Kafa karıştırıcı bir ifade olsa da bu, ünlü sanatçıların, yazarların, bilim insanlarının ve mucitlerin günlükleri hastalıkların nasıl yaratıcıklarını önünü açtığını anlatan yazılarla dolu. Bunun nedeni, belki de hastalıkların, durmadan genişleyen bir düşünce ve yaratıcı vizyon evreni yaratarak bilinçli aklın kronik kısıtlamalarından kurtulmuş bir hal oluşturmasıdır. Sanatçı ve punk
19 yaşındaki deniz subayı Jerome Bonaparte firardaydı. Karayipler’de yaşanan ufak bir çatışma esnasında İngiliz gemisine uyarı ateşi açmış; ancak yanlışlıkla geminin armasını vurmuştu. Uluslararası bir faciaya meydan vermemek için birkaç ay boyunca gözden uzakta olmaya çalıştı. Yeni bir mahlasla, – arkadaşının söylediği kadarıyla – dünyanın en güzel kadınıyla evleneceği Amerika’ya, Baltimore’a kaçtı. Ancak bu, güzel
“Bir kişi takdir edilmekten çok takdir etmeyi arzu etmeli” diyordu şair Lucille Clifton (27 Haziran, 1936–13 Şubat, 2010) 1992 yılında Şairler & Yazarlar adlı dergiye verdiği röportajda. Ve o gerçekten de takdir edenlerden oldu -yarım asırdan fazla bir süre boyunca Clifton, Afro-Amerikan tecrübelerinin, kadın vücudunun ve insan ruhunun eşi benzeri olmayan ve istikrarlı destekçisi oldu.