tabutmag

  • Forum
  • Edebiyat
  • Görsel Sanatlar
  • Sinema
  • Müzik
  • Tiyatro
  • Diğer Şeyler
  • Arka Oda
    • Siparişler
    • İndirmeler
    • Adres
    • Hesap Detayları
  • No products in cart.

Hiçbir şey demedim, her şeyi söyledim

03 Ağustos 2013, Cumartesi / Published in Edebiyat

Hiçbir şey demedim, her şeyi söyledim

Kuruntular. El yazısı şiirler bunlar. Daktilonun çıt sesinin duyulmadığı, biraz dikkatle kulak kabartılacak olursa kurşun kalemin kâğıtla buluştuğunda yaydığı hışırtının duyulabileceği. Zira “Daktilonun şiirimle aramdaki mahremiyeti ortadan kaldırdığını, elimin bu mahremiyeti yeniden kurduğunu gördüm.”

El bir biçimde işin ve de şiirin içine giriyor işte. Daktilo bu ‘bir başka Neruda’ için dinginleşmiş ruhunu yansıtmasının önüne geçiyor. O da alıyor yıllar sonra yeniden eline kalemi.

Kuruntular, ‘bir başka Neruda’nın kendini bir yabancı gibi görerek yeniden tanımaya çalışmasının kitabı sanki ya da bizim Neruda’yla yeniden tanışmamızın kitabı. Mizahla değilse bile, alayla, acı alayla, yergiyle, dokundurmayla kendini ve kendine cisimleşmiş dünyayı zaman zaman kınadığı, zamana zaman bağışladığı, çoğu zaman da seyre daldığı dizelerin kucaklaşması.

Tam sırası gelmişken

akıllı olduğumu göstermenin

ağzımdan alıyor sözü

içimdeki gizli aptal.

Kendini, eski günleri, anıları, düşlerini koyduğu yerde bulamayan bir adamın hüznü ağır basıyor kimi zaman.

Çok uzaklardayım yazarken.
döndüğümde çoktan gitmişim.

Sonra onları oraya bırakanla arayanın aynı adam olduğundan şüpheye düşen bir başka adam giriyor devreye. Çok iyi bildiği sokakların, taş duvarların, kıyıya vuran dalgaların, çakıl taşlarının, martı seslerinin, kalçalarını sallayarak geçen güzel kadınların, adresini bulamayan mektupların sahipsiz kalmışlığının, bir kalpte beklediğini bulamayan bir başka kalbin, insanın korkunç güzelliğinin ve daha da korkunç kepazeliğinin, döşeklerinde rahatça uyuyanların tiksinçliğinin, toprakta bırakılan ayak izine duyulan aşkın, göz yaşını gülümsemesiyle yıkayanların, ölçüsüz mutluluğun ve mutsuzluğun sesleri karışıyor birbirine. Kırbaç sesiyle martının kanat çırpışının sesi anıştırıyor birbirini bu şiirlerde.

Değil mi ki sessizliği arıyor şair;

Biri sonsuz aşk. Öbürü görmek güzü. Üçüncüsü ağır kış. Dördüncüsü yaz. Ve beşincisi, gözlerin senin.

Bunlardır dostlarından bütün istedikleri.

Hiçbir şeye yakın, her şeye yakın…

İşte hiçbir şeye yakın, her şeye yakın olan duyguların içindedir Kuruntular.  Neruda sanki yeniden doğmanın arayışı içindedir. Yeni bir doğumun, doğarken doğurmanın. Lanetlemenin ve kutsamanın. Şaraplı suyla vaftiz edilmenin ve inkarın, İnsana tapmanın ve ona isyan etmenin, iki faz arasında dumadan kaçak yapan bir kalbin kapakçık sesleri.

Günle bırakın beni.
İzin istiyorum doğmak için.

Neruda’nın Neruda’yla Neruda’yı aradığı bu süreçte zaman zaman anılar çıkar karşısına. Yabancı anılardır bunlar. Sanki hiç yaşanmamış anılar. Yaşanmamış olması istenen anılar. Sırtını dönme Nerudalar. Kimileyin elinin tersiyle iter bu görüntüleri, kimileyin de usulcacık saçlarını okşar.

Sıska kemikli gövdeleri,
korkunç lanetlerin
buharını taşıyan imparatorları,
bir kolera dalgasıyla
serilip giden kadınları.
Kumsalları gördüm ölülerden
ve kül rengi uzmanlar.

Sonra… Sonra sessizlik. Çünkü şimdi on ikiye kadar sayacak ve hep birlikte susacağız. Belki de toprak öğretecek bize ölü görünen her şeyin aslında canlı olduğunu…

Sonra…

şimdi on ikiye kadar sayacağım
sessiz olun, ben gideceğim.

Bu sefer kalmanın derdinde değildir Neruda. Her şeyin canlı olduğunu öğrenemeyenlerin yanından gitmenin peşindedir. Neruda istemiyordur kendini yanıltmak, tehlikelidir geriye doğru yolculuk.

Çünkü birden, bir hapishane olur geçmiş.

İkisi de insandır. Zayıflıkları vardır Nerudalar’ın. Korkarlar da. Severler ve tiksinirler. Yaparlar ve yıkarlar. Tanırlar ve unuturlar. Kavga ederler ve barışırlar.

Şu üç günlük dünya, bu yüzden,

kulak asmayacağım hiçbirine,

açıp kendimi kapatacağım

en hain düşmanım

Pablo Neruda’yla.

İki Neruda’nın da değişmeyen tek bir tarafı vardır. Doğaldır da bu. Zira Neruda kaybetmiş değildir kendini yalnızca yeniden aramaktadır. Halk için ekmek ve adalet aramaktadırlar.

Şimdilik sorum yok,

yemenin adaletinden başka

Kuruntularda hiçbir şey söylemediler işte Nerudalar. Ne toprağın suyunu, ne kentlerin griliği, ne insanın saçının telini, ne ekmek kavgasını ne okyanusa bakan yaşlı kadınları, ne suskunluğu ne çığlığın kayboluşunu, ne tiranların zalimliğini ne uşağın tiksinçliğini, ne her zaman olan umudu ne kayboluşu…

Şöyle bitirdi Neruda:

hiçbir şey demedim, her şeyi söyledim.

Cansu Fırıncı

Tagged under: Pablo Neruda

What you can read next

Marcus Aurelius’tan Fanilik ve Dört Dörtlük Yaşam Üzerine
Annabel Lee Şiir Analizi
Gümüşlük 1983, Ece Ayhan
Abone Olun
Giriş
Bildir
guest
guest
0 Yorum
Satır içi geri bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
  • Meşe Odununun Kokusu1 Kasım 2025
  • Marguerite Duras: Bir karasineğin yaşamının son dakikaları29 Eylül 2025
  • Aziz Nesin — Kan Yüzüğü27 Eylül 2025
  • C. G. Jung: Geçmişe Bakış17 Ağustos 2025
  • Tarkovski İtalya’da: “Kimseye Başkasının Kültürünü Öğretemezsiniz”18 Şubat 2025

Kurumsal

Hakkımızda

Künye

Ekibimiz

Yardım

Havale - EFT Bildirimi

Reklam / İş birliği

İletişim

Kategoriler

Edebiyat

Görsel Sanatlar

Sinema

Müzik

Tiyatro

Diğer Şeyler

Yayınlar

Video —yakında!

Ses —yakında!

Podcast —yakında!

Dükkan

Dergi —Gazete

İmzalı Kitaplar

Posterler

Diğer Ürünler

Metin ve görsellerin tamamı, (illustrasyon ve tasarımlar) kaynak gösterilse dahi başka alanlarda kullanılamaz, kopyalanamaz. Yalnızca söz konusu çevirinin ya da taramaların bir kısmını kopyalayabilir ve çevirinin ya da taramanın olduğu sayfaya geri bildirimde bulunabilirsiniz. Tüm soru ve düşünceleriniz için iletişim sayfalarımızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Made with ♥ by TBTCREATIVE © 2024 tabutmag.com

TOP wpDiscuz