Felsefe sözlüklerinde Nietzsche‘den Şair – Filozof diye söz edilir. Bu nitelemenin altında (bazı felsefe görüşlerinin «edebiyatçı» sözünü hangi anlamda kullandığını düşünürsek) gizli bir küçümseme de sezinleyebiliriz belki; ama bunu, Nietzsche’nin bir özelliğini belirten yerinde bir niteleme de sayabiliriz: Şair olma, gerçekten, sürekli bir bilinçlilik, yaşantılarını bilinçli yaşama, hiçbir şeyi «safiyane» yapmama, gözünü sürekli kendi üstünde
Gösteri Dergisinin 1981 yılına ait bir sayısında Şahin Kaygun’un fotoğrafladığı ve Tomris Uyar ile Turgut Uyar arasında geçen söyleşi sayfalarını yazıya aktardık. Yaşamını, yazın beğenisi yakından bildiği birine sorular yöneltirken, “tecahül-ü arifane“ye kayma sakıncasıyla karşı karşıya kalıyor kişi. ​Ancak yanıtlarını gerçekten merak ettiğim sorular sorarsam kaçınabilirim bu yapaylıktan. İlk soru: Bugünlerde yeni yazılan şiirleri okurken
Shakespeare‘in her şeyi değiştirdiği ileri sürülür. Bu doğru olsa bile, Shakespeare’in mirası olarak adlandırdığımız edebiyat Shakespeare’e ait olmayabilir. İşte bu yüzden, hala, o efsanevi sonelerin ve oyunların yazarının tek bir adam -yani Shakespeare- olup olmadığına dair o eski soruyu sormaya devam ediyoruz. Şu anda yazarlık tahtına oynayan üç isim vardır: “Startford” (Stratford-upon-Avon Kasabasındaki adam ya
E.B. White, çocuk kitapları yazanlar için “Duyguları yukarı taşıyacak şeyler yazmalısınız, aşağı çekecek şeyler değil” tavsiyesini vermeden dört yıl önce başka bir edebiyat titanı yazarın topluma karşı görevleri ve sanatın kendi hedef kitlesi için neyi hedeflemesi gerektiği üzerine daha keskin ifadeler karalamıştı. Flannery O’Connor (25 Mart 1925–3 Ağustos 1964) Gizem ve Tutumlar: Durum Yazısı adlı

Genç Sylvia Plath’in ilk trajik şiiri

“Karanlık duygular dünya dışı şeylerin maskesini yüzlerine takabilirler” diyordu Sylvia Plath kendi canını almadan kısa bir süre önce BBC’ye verdiği bir röportajda. Ancak o karanlık duyguların tohumu, Sylvia Plath henüz genç bir kız iken yeşermeye başlamıştı. Sylvia Plath’in yaşama hevesi üzerine yazdığı mektupları bize sunan Mektuplar: Yazışmalar 1950-1963 kitabının girişinde, annesi Aurelia Plath, ergen Sylvia’nın
“Kitap Yazdı ve Öldü” 6 Temmuz 1962’de, 64 yaşındayken son nefesini verdi William Faulkner. O bir Jazz çağı sanatçısı, dünyaca ünlü edebiyat ustası, arka planı oldukça karmaşık müphem çocuk kitaplarının yazarı, iki Pulitzer ödül sahibi ve Nobel konuşmasının kendisi başlı başına bir sanat eseri olan Nobel adayıydı. Belki sırf bu başarılı ve çok yönlü eserlerinden;
Tel Aviv mahkemesi, 3 Temmuz’da Dönüşüm kitabının yazarı Franz Kafka‘nın ortadan kaldırması için arkadaşına verdiği; daha önce pek bilinmeyen birkaç el yazmasının Ulusal İsrail Kütüphanesi’ne gönderilmesi kararını verdi. Koleksiyon internette yayınlanacak. Şimdilik yalnızlık, mistik dönüşüm ve bariz bir şekilde öz-yardım hakkında bir ya da iki şey bilen Alman yazarın özlü sözler kataloğuna şöyle bir göz
Sanatın ve filmlerin görsel kültürü arasında büyüleyici bir etkileşim vardır. Yönetmenler çalışmalarının görünüşüne ve anlamına şekil verebilmek için sıklıkla tablolar ve diğer sanat dallarına ait çalışmalardan yararlanmışlardır. Bu hafta Philebrity adlı web sitesi, içimizdeki gizli sanat tarihi delisini uyandırdı ve bize Terrence Malick‘in 1978 tarihli Cennet Günleri (Days of Heaven) filmindeki güçlü görsel bir ilhamın
Geçen 200 senede, Amerika’dan ve Afrika Diasporasından tanınmış çok sayıda siyahi besteci, Batı klasik gelenekleri tarafından fark edilmek uğruna büyük savaşlar verdi. Bunun en erken örneği Chevalier de Saint-Georges (1745-1799). Guadölup‘da doğan ve çiftlik sahibi zengin bir babayla köle bir annenin erkek çocuğu olan Saint-Georges, genç yaşta Fransa’ya getirildi. Başarılı bir çiftçi, Marie Antoinette‘nin keman
“İnsanın mutsuzluk dışında kendini adadığı yalnızca bir iki şey vardır” diye yazıyordu filozof Alain de Botton “Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir” adlı kitabının girişinde. Botton, ruhsal kuşağımızın rutinliğinin başlıca suçluları arasında “alışkanlığın sağırlaştırıcı etkilerinin” olduğunu tartışıyordu. Bundan yaklaşık bir asır önce de Kierkegaard, mutsuzluğun ana kaynağı olarak bunu gösteriyordu. Gerçekten de, alışkanlıklar her ne kadar günlük