Günlük okuma ve yazma rutinim;  akıl ve şeylerin tango yaptığı müziği durduran; teklifsizce ve özür dilemeden gelen geçici ama şiddetli bir hastalık yüzünden sekteye uğradı. Yetişkinlik hayatımda ikinci kez – ilki besin zehirlenmesiydi- vücudun ve beynin nasıl ortaklaşa çalıştığından emin oldum. Aşırı fiziksel kuvvetsizlik verimli düşüncenin bağlı olduğu çağrışımsallığın kısa devre yapmasına neden oldu ve kendi aklımın kütüphanesine giriş kartım bu şekilde acımasızca iptal edilmiş oldu; yine de aklın yeni ‘terra incognita’sı ile (gizil alanlar) -bölük pörçük, gerçeğin parlak yanları ile- tanışma imtiyazına kavuştum. Daha sonra tedavimin beni aklın hava boşluğunda yukarı yükseltmesiyle bilişsel işlevlerime dönmek harikulade kavramından daha azını hissettirmedi. Okumaya kaldığım yerden hızla devam ettiğimde, bütün bağlantılar ve çağrışımlar bir havai fişek gibi tek bir noktadan her yere dağılıyordu. Sanki hastalık beni bir sapanla daha iyi bir düzleme – Oscar Wilde’ın deyişiyle kavrayış gücü- fırlatmıştı.

Bu, elbette sıradışı bir deneyim değildir – hastalığa vücut zihin somutluluğuna tekrar kavuşuncaya dek ona inanılmaz bir soyutluluk görevi yükleme eğilimimizle ve zihnen yenilenmiş, kademe atlamış gibi hissetmemiz. Ancak sevilen çocuk kitabı yazarı İngiliz Roald Dahl’dan başka kimse bu konu üzerine doğru cümleleri kurmayı başaramamıştır.

(13 Eylül, 1916–23 Kasım, 1990)

1954 yılında Dahl, arkadaşı ve akıl hocası Charles E. Marsh ile – Dahl’ın bir baba olarak gördüğü ve kendisini ihtiyar delikanlı olarak adlandıran- Jamaica seyahatine gitti. Jamaica’da bir sivrisinek ısırığıyla sıtmaya yakalanan Marsh,felç geçirmiş, konuşamıyor ve hareket edemiyordu. Dahl New York’a döndüğünde – Marsh Jamaica’dan ayrılamayacak kadar hastaydı- Marsh’a akıl hocalığının ruhunu onurlandıracak, sempati ve şüphesiz desteğini sunan bir mektup yazdı.

13 yıl önce bir savaş pilotu olarak görev yapan ve savaş sırasında uçak kazasından şans eseri kurtulan Dahl, bu mektubunda, elden ayaktan düşüren kronik acıların bir yazar olarak kendisine nasıl fayda ettiğini yansıtıyordu:

Sana şunu söylemek istiyorum: Hasta olup yataktan çıkamamakta uzmanlaştım. Sen uzmanlaşmadın ama. İyileşip yataktan çıkmayı başardığında dahi, biz profesyonellere göre bu oyunda oldukça amatör olacaksın. Diğer herhangi bir iş ya da alışılmadık bir uğraş gibi bu da öğrenmesi aşırı güç bir şey. Ama biliyorsun ki bunun telafisi olduğuna kesinlikle eminim ben – en azından benim gibi biri için telafisi vardı.

Ufak çapta bir trajedi aklımı yerinden oynatmasaydı bir dize bile yazmış olabileceğimden ya da bir dize bile yazabilme yeteneğine sahip olabileceğimden şüpheliyim. Sen ise, elbette, hastalık seni hapsetmeden önce dahi, bir filozoftun. Ama tahmin ediyorum ki senin filozofluğun iki katına çıkacak; iyileştiğinde ise süper- bir filozof olacaksın. Ben sıfırdan başlayıp minik – kısmi bir filozof olmayı başardım. Yani bu durumda görünüyor ki ortalama bir filozof olan sen filozofluğun en yüksek mertebesine erişeceksin.

Tam olarak bunu kast ediyorum. Bu ciddi hastalığın akıl için çok faydalı bir şey olduğuna inanıyorum. Öz disiplin ve korkutucu yönleriyle bu hastalık, kısmen yoga yapmaya benziyor. Ve hayatının bu noktasında kadar deneyimleme fırsatı bulmadığın faydalı bir durum bu. Bu yüzden hastalığa benim bakış açımla yaklaş ve seni yakalamış olmasından memnuniyet duy. İyileştiğin zaman muhakkak ufak da olsa acı, ağrı, sızı duyabilirsin; hatta ufak bir sakatlığın da olabilir –benim olduğu gibi- ama inan bana bunların hiç de bir önemi yok, en azından bizim dışımızdaki kişiler için. Ve senin de bana öğrettiğin gibi, en önemsiz insan kendimizizdir.


Çev: Hande Karataş