Yaratma dürtümüz, ilkel bir yabancılık, evrende kaybolma hissinden, ve kimliğimizden emin olamamaktan doğar,” der New York Times eleştirmeni A. O. Scott Eleştiriyle Daha İyi Yaşamak: Sanay, Zevk, Güzellik ve Gerçeklik Hakkında Nasıl Düşünülür adlı kitabında. Adından kişisel gelişim kitabı olduğu çıkarılsa da, bu satırlardaki tonu bir psikanaliz kitabı olduğunu ima eder. Scott devam ediyor: “Başlangıçtaki yetersizlik hissimize paralel olan şey, çelişkili bir şekilde, düşüş algımızdır.”

Tabii ki, bu fikir -sanata veya eleştiriye yönelmemizin bilinçaltımızın eksiklik hissinden geldiği fikri – Scott’un kitabından çok daha garip ancak ana fikirlerinin bu kitapta neredeyse her sayfada vurgulandığı, Harold Bloom’un Etkilenme Endişesi’ni okuyanlara tanıdık gelecektir. – Edebi ve felsefi romantizm, sanat ve eleştirinin zıtlık ve benzerlikleri, Emerson bireyselliği, iç benliğin çekiciliği: bunların hepsi iki kitapta da bulunan şeyler. Yine de, Bloom’un yazısı şarap lekeli bir hovardanın iğrendirici, ancak her zaman itici olmayan cazibesine sahipse, Scott’un kitabında daha çok “rahat ancak huzurlu olmayan baba” veya “farkındalığa sahip genç profesör” havası var. Veya, New York Times film eleştirmeni havası.

Özellikle belirtmeye gerek kalmayacak kadar açık bir şey olabilir, ama Scott’ın uzun yıllarca Times için eleştirmenlik yapması kitabın büyük kısmına hakim. Daha İyi Yaşamak en kötü halinde eleştiriyle ilgili internetteki yorum ve “tartışmalardan” oluşmuş gibi, ve Scott genelde bir internet trolüne bir şey kanıtlamaya çalışırmış gibi yazıyor. Ve bunu kendisi de kabul ediyor; Yenilmezler hakkındaki eleştirisinden sonra Samuel L. Jackson‘la düştükleri anlaşmazlıktan bahsetmesi birkaç sayfa sürüyor. Demek istediğim, Scott‘un “ilkel yabancılık hissi,” yazısının ve eleştiri sanatının arkasındaki dürtü, geçmişin harika sanatı ve eleştirilerinin etkisiyle ilgili bir endişeden çok, büyük bir gazetede haftalık eleştiri yazmanın getirdiği hüsrana (ve keyfe) karşı Bloom’umsu bir inhiraftır.

Bu düşünceyle, kitap hayali bir muhatapla, Scott‘un eleştirmen olarak yalnızlığını aşmak için uydurduğu bir karakterle olan konuşmalarla bezenmiş. “Q“nun -Scott’un “A”sıyla konuşan bu karaktere verilen isim- kimliğini tahmin etmem gerekseydi büyük ihtimalle bir üniversite öğrencisi olduğunu, ve bu diyalogların Scott‘un verdiği bir giriş dersi olduğunu söylerdim. Başlıkları bunu ele veriyor – “Eleştiri nedir? (Bir Giriş Diyalogu)”; “Öz Eleştiri (İleri Bir Diyalog)”; “Pratik Eleştiri (Başka Bir Diyalog)”; “Eleştirinin Sonu (Son Bir Diyalog)” – ve neredeyse bunların hepsini beraber vererek çok daha güçlü, uzun makalelerden broşür gibi bir kitap çıkarmayı tercih ederdim.

Bu makalelerde Scott daha iyi, daha iç bir eleştirmen buluyor kendinde ve bunu samimi, film eleştirilerini destekleyen ancak yanında gelen halkçılık tarafından sınırlanan bir bilgelikle ve işinde sıkı çalışmasından gelen bir dünyevilikle başarıyor. “Eleştirmenlerin Sorunu” ve “Kritik Durum” gibi makalelerde, eleştirinin çabalarını okuyucuya aktarıyor. Akademik çevrenin yalnızlığını veya internet üzerinden yazmanın yüzeyselliğini tekrarlamak yerine, eleştirinin hem sebep olduğu hem çözmeye çalıştığı felç durumunu kabul ediyor:

Bu felç durumu, fazlalıkları ayıklamaya, seçme şansı oluşturmaya, kuşatma altına alınmış algımızı korumaya söz veren eleştiriye olan ihtiyacı gösteriyor. Zamanımız, paramız, bilişsel alanımız o kadar kısıtlı ki doğru harcamak için yardıma ihtiyacımız olabilir. İronik olan şu ki, eleştirinin de fazlaları var, ve o kadar hızlı ürüyor ki gerekli bir besin yerine kültürel atık gibi görünerek temizlenmesi gereken yığına yenilerini ekliyor.

Başka bir yerde, Scott bir kereden fazla sanatın “zihinlerimizi özgürleştirme” gücünü metheder -işinin getirdiği yalnızlığı itiraf ettiği bir kitapta, bu özgürleştirme gücünü sanatın “işi” olarak tanımlar. Bu iş bittiğinde (asla bitmeyecek), “bu özgürlükle ne yapılacağını bulmak” eleştirmenin (herkesin) rolüdür Scott‘a göre. Eğer bu doğruysa, eleştiri harika romanların, filmlerin ve gösterilerin enerjisinden beslenen bir çeşit parazittir. Eleştirmen bir parazittir.

Ama, çelişkili bir şekilde, Eleştiriyle Daha İyi Yaşamak bu iddiaya karşı. George Steiner‘ın Gerçek Varlıklar’ıyla ilgili bir paragrafta, Scott “eleştiri insanın yaratıcılığı üzerinden büyüyen tehlikeli bir asalaktır” diyen yazarı kendine rakip alır. Aksine, Scott der ki “eleştiri, önemsiz, değersiz, ikincil bir sanat olmaktan uzaktır, ve aslında diğer sanatlardan çok daha önemllidir. Daha fazladır, kapsamı daha geniştir ve yöntemleri rakiplerinden çok daha seçmelidir. Hepsini kapsar, ve hepsini kendi ihtiyaçlarını karşılamaya iter. Asalak değil, temeldir.”

Scott‘un eleştirmen çelişkisiyle ilgili bir şeyin beni rahatsız ettiğini itiraf edeceğim. Eğer eleştirmenin işi sanatın doğurduğu özgürlükle ne yapılacağına kara vermekse, ikincildir, daha sınırlıdır, parazittir. Bu o kadar kötü bir şey mi? Belki de eleştirmenin yalnızlığı, zihinleri özgür kılma saplantısından geliyordur.

Belki de bunun yerine eleştirmenin bir parazit olduğunu kabul etmeliyiz, böylece ekosistemde vazgeçilmez bir rolü olduğunu ve çevirdiğini, beslendiğini, ve, evet, atık ürettiğini kabul edebiliriz. Sonuçta, Michel Serres‘in felsefi eleştirinin harika bir örneği olan Parazit‘te bize hatırlattığı gibi, parazit kelimesinin asıl, biyoloji öncesi anlamı “başkasının masasından yiyendir.” Eleştirmen ve sanatçı beraber, özgürlüklerini dert etmeden yiyorlar. Bunun nesi yalnız?