Ankara, 04.08.1964

Acıyı düşünmek yetmez. Acıyı duymanın yetmediği gibi. Hem düşünmek, hem duymak gerekir. Her şey gibi, bir bakıma. Mutluluğun olanaksızlığı biraz da bundan. Yalnız duyulsa, ya da, yalnız düşünülse, mutluluğa erişmek o kadar daha kolay oluyor ki.

“En çok koyan acı”nın hangisi olduğunu ben de düşündüm.- “Tepe”1nin başlıca noktalarından biri de bu zaten. Okuyunca bu konuda benim ne düşündüğümü görürsün. Soruların karşılıksız bırakılması soruları da gereksiz kılar. Soruyorsak, sormak istiyorsak, karşılığını da bulmağa, vermeğe çalışmalıyız. Her zaman bulmayabiliriz bu karşılıkları. Ama aramak gerek.

Resmini2 gönderdiğin için teşekkür ederim. Ama resme teşekkür edemeyeceğim. Aydınlığın değil, karanlıklarda kaybolan bir başın, belli belirsiz bir karanlık gülüşün resmi o. Platon’un ikinci Alkibiyades’ini hatırlatabilir miyim sana?

Bugün burada hava serin. Saatlerdir esiyor duruyor bir güz yeli. Işık az. Bedenimin, kafamın dayanaksız yorgunluğuna yeniliyorum. Birazdan sokağa çıkmam gerek. Postaneye gitmeden bu mektubu da bitirmek istiyorum. Yarın sabahın postasına yetişsin diye.


Karasu’nun, “Aydınlığın değil, karanlıklarda kaybolan bir başın, belli belirsiz bir karanlık gülüşün resmi o.” dediği fotoğraf.

Şimdi Brahms dinlemek istedim, plağı koydum, sese ses karıştırmamak için de kağıdı makineden çıkardım. Yüzer gibiyim. Denizden bu kadar uzakta olmanın acısını Brahms’ta çıkarıyorum galiba.

Her satırın arasına yirmi dakika, bir cıgara, bir yığın sinir giriyor. Konuşulacak şey çok. Yazmak istemiyor canım. Kısa yazmak?

Yarı yerde kesmek?

Öperim.

 


1 Karasu’nun Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı adlı öykü kitabındaki ikinci öykü, “Tepe”
2 Karasu’nun, “Aydınlığın değil, karanlıklarda kaybolan bir başın, belli belirsiz bir karanlık gülüşün resmi o.” dediği fotoğraf.