İki yaratıcı aydının birbirlerine gösterdikleri erdem dolu desteğe ve karşılıklı hayranlığa şahit olmanın nadir bulunan, cesaretlendirici bir yanı vardır. Böylesine kuvvetlendirici desteği ve kıskandıran hayranlığı, örneğin, Hermann Hesse ve Thomas Mann; Mark Twain ve Helen Keller, Ursula Nordstrom ve Maurice Sendak, Ralph Waldo Emerson ve Walt Whitman mektuplaşmalarında görebiliriz. Dehanın yalnızlıktan geldiğine dair zararlı efsanenin aksine, bu insanlar bize yaratıcı kültürün işbirliği, iyi niyet ve candan ruhların cömertliği sayesinde ilerlediğini hatırlatır. Biz insanlar olduğumuzu düşündüğümüzden daha fazla topluma aitiz; bunu hatırlayalım.

İnsan ruhuna en çok işleyen değiş tokuşlardan bir tanesi dünyanın tanıdığı en önemli ve olağanüstü iki sanatçı kadın arasında yapılmıştır: Frida Kahlo ve Georgia O’Keeffe. Her ikisi de oldukça üretken ve başarılı mektup yazarlarıydılar. Kahlo hayatının aşkı Diego Rivera’ya aşk mektupları yazarken, O’Keeffe Kahlo’nunkilere eş değer bir tutkuyla Alfred Stieglitz‘e ve Sherwood Anderson‘a sayısız mektup yazmıştır. Fakat Kahlo’nun 1933 yılında O’Keeffe’ye yazdığı mektup tamamen farklı bir boyuttan ve büyüleyicidir.

Meksikalı ressamın kendisi her ne kadar kaderin bir kurbanı olmuşsa da – aylar önce yaptığı düşük, annesinin ölümü, geçirdiği trafik kazası sebebiyle otuzdan fazla sayıda ameliyata girmiş olması ve ergenliğinde midesine ve rahmine demir bir çubuk yerleştirilmesi – kriz anında O’Keeffe’nin yanında olmaktan hiç çekinmemiş, bir an olsun tereddüt etmemiştir. Amerikalı ressamın şiddetli sinir bozukluğuna bağlı olarak hastaneye kaldırılması ve doktorlar tarafından bir yıl boyunca resim yapmasının yasaklanmasından çok kısa bir süre sonra Kahlo, Virginia Woolf’un ‘insancıl sanat’ olarak adlandırdığı şeyin bir örneğini yollamıştır.

1 Mart 1933 tarihli mektubunda Kahlo şöyle yazıyordu:

Georgia,

Sesini tekrar duyabilmek harika oldu. Seni aradığım günden önce ve sonrasında sana bir mektup yazmayı çok istiyordum. Aslında sana pek çok mektup yazdım ama hepsi gözüme aptalca ve boş göründü, bu yüzden onları yırtıp attım. Söylemek istediklerimi İngilizce yazamıyorum, özellikle sana söylemek istediklerimi. Bir tek bu mektubu yolluyorum, çünkü söz vermiştim. Sybil Brown bana hasta olduğunu söylediğinde kendimi berbat hissettim ve hala sorununun tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Lütfen canım Georgia, eğer sen yazamıyorsan, Stieglitz’e senin adına yazmasını söyle ve nasıl hissettiğin konusunda beni bilgilendir.

İki hafta daha Detroit’te olacağım. Birbirimizi gördüğümüz son andan beri başıma neler geldiğini sana anlatmayı çok istiyorum, fakat çoğunlukla kötü şeyler oldu ve şu anda üzücü şeyler bilmesen daha iyi olur. Nihayetinde şikâyetçi olmamalıyım çünkü pek çok açıdan mutluluğu tattım. Diego bana karşı oldukça iyi ve buradaki freskler üzerinde çalışırken onun ne kadar mutlu olduğuna inanamazsın. Ben de birkaç resim yaptım ve bu bana iyi geldi. Seni çok düşündüm ve asla harika ellerin ile gözlerinin rengini unutamayacağım. Seninle yakında görüşeceğiz. New York’ta daha çok mutlu olacağımdan eminim. Döndüğümde hala hastanede yatıyor olursan, sana çiçek getireceğim fakat senin seveceğini düşündüğüm türde bir çiçek bulmak gerçekten zor. Bana iki kelimecik bile yazabilirsen, çok mutlu olurum.

Seni çok seviyorum Georgia.

Frieda

Maria Popova
Çeviri: Hande Karataş (tabutmag)