Asıl tenhalık vahşi yerlerde bulunur, insani zorunlulukların olmadığı… Kişinin iç sesi artık duyulabilirdir ve kendi içselliğinin büyüsüne kapılabilir. Sonuç olarak, kişi diğer yaşamlara daha berrak yanıtlar verir. 

“Kimse doğrudan ruh hakkında yazamaz” diye yazar Virginia Woolf günlüğüne. Bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıda yazar yazabilmiştir doğrudan ruh hakkında. Bunlardan biri, kendini türlerin bir çiftçisi ve türlerin bir sanatçısı olarak adlandıran, şair, roman yazarı ve çevreci aktivist Wendell Berry’dir. Makalelerini topladığı “İnsanlar ne için vardır” adlı kitabında Wendell Berry büyük bir zarafetle, ilginci oluşturmaya olan neofilik eğilimimizin ve bu uğurda yaptığımız değişimlerin neden yaratıcı çalışmanın değerini düşürdüğünü açıklar.

Orijinallik fetişizmi, der Wendell Berry, yaratıcıya ya da yaratılana hiç de fayda sağlamayan bir beyhudeliktir:

Kendini yaratıcı olarak adlandıran kimseler kibirleriyle ürettikleri eserlere orijinallik katmak adına farkında olmadan eserlerini basit bir ‘ilginçliğe’ indirgerler.

Bu ilginçlik, hayretlerden epey uzak, ölgün sürprizlerdir.
Orijinallik ancak yaratıcı-adayının yalnız çalışmasıyla gerçekleşir. Yalnızlıkta olan şey ise, kişinin asla yerine getiremeyeceği sorumluluklardır.

Orijinalite bir tür yalnızlıktır.

Wendell Berry (Fotoğraf: Guy Mendes)

Berry kibir ve çaresizliği, büyümemize elverişli gerçek sanat yerine, bizi yalnızlığa yönlendiren ve yaratıcı çalışmaları zehirleyen eşdeğer iki suçlu öğe olarak görür: bir madalyonun iki yüzü.

Kibrin neden olduğu kötü çalışmalar vardır ve aynı zamanda çaresizliğin — başarısızlıktan, umuttan ve görüşlerden kaynaklanan.

Çaresizlik kendini çok az bir sorumlulukla ve çok fazla bir kibirle var eder.

Çaresizlikle gelişigüzel ve kibirle anlamsızca yapılmış çalışmalar eşit bir şekilde Yaratıma ihanet eder. Bunlar hayat israfıdır.

Çaresizlikte bağışlama yoktur, kibirde ise hiç. Yalnızlıkta kim var ki sizi affetsin?

İyi iş kibir ve çaresizlik arasındaki yolu bulabilir.

Sağlıkla onurlanır, onurla sağlığına kavuşur.

Verilmişi (yeteneği) öyle bir muhafaza eder ki bu bir tanrı lütfu olmaya devam eder.

Böylelikle,  yalnızlıktan kurtuluruz:

Bizden önce ve bizden sonra gidenlerin ellerine tutunuruz;

Birbirimizin kollarından oluşan küçük çemberin içine gireriz,

Ve başkalarının elleri dansa katılınca daha da büyüyen bir sevgi çemberi oluruz.

Ve bu dünyada yaşayan, yaşayamayan tüm yaratıların daha da büyük çemberi oluruz, dans eden ancak parçacıklarda duyulan bir müzikle…

Illustration by Emily Hughes from ‘Wild,’ one of the best children’s books of the year.

Yine de Berry Wendell Thoreau’nun Ormanlara Kasidesini ve psikanalist Adam Phillips’in yaratıcılık için kişinin kendine verimli bir yalnızlık kapasitesi oluşturması gerektiği iddiasını -ancak yalnızlık, tabiata teslim olup zihni susturmakla varsa –  destekliyor:

Tenhaya gireriz, yalnızlığı kaybettiğimiz…

Asıl tenhalık vahşi yerlerde bulunur, insani zorunlulukların olmadığı…

Kişinin iç sesi artık duyulabilirdir ve kendi içselliğinin büyüsüne kapılabilir.

Sonuç olarak, kişi diğer yaşamlara daha berrak yanıtlar verir.  Kişi kendisiyle bir bütün olmayı başardığında, diğer canlılarla da bir bütünlük içine girmeyi başarır.

Böylesine insanlaştıran bir tenhalığın dönüşünde, Berry uyarıyor, her şey kafa karıştırıcı olabilir:

Tabiatın düzeninden, düzene ve sonra düzensizliğe döneriz: insanlığın düzensizliğine.

En büyük çemberlerden en küçük çemberlere doğru hareket etmeliyiz.

Bir kişi eğer sadece bir canlı olmak istiyorsa büyük çembere girmeyi seçer, eğer sadece insan olmak istiyorsa, daha küçük çembere…

Ormanlardan geri döndüğümüzde, her şeyi huzursuz bir pişmanlıkla hatırlarız. Tüm canlıların sadece bir yerde ve dolayısıyla huzurlu olduğunu.

En zorlu mücadelelerinde, uyurken, kalkarken, yaşarken ve ölürken herkes huzurludur.

İnsanlık çemberinde ise mücadelelerden yoruluruz, bu nedenle huzursuzuzdur.

Gerçekten de insanın mücadeleleri öyle patolojik bir konum almıştır ki bundan bir buçuk yüzyıl önce Thoreau şöyle dile getirmiştir çaresizliğini: “Ormanda ne işim var, eğer düşlediklerim ormanın dışındaysa?” Tenhada kaldığımızda diğer şeyler ile bağlanabilirliğimizin kalibrasyonunu doğru ayarlamak öyle kıymetlidir ki, Berry bir hatırlatma yapar, sanatçının görevi bir diğeriyle bağ kurabilmektir.  Bu noktadan sonra, sanatçıyı ayrıştıran ve dolayısıyla sanata ihanet eden kibir ve çaresizlik konusuna geri dönüş yapar.

Araziler ormanları hatırlamalıdır, kasabalar da arazileri; ancak böyle döner hayatın tekerleği ve yeni doğanlarla karşılaşır ölenler.

[…]

Yapılması gereken işi kim yapmaya gönüllü olur?

[…]

Ancak geceleri hırs ve kederle uyuyamayan kibrin kendisidir.

Bir işte yapayalnız olmak başarısızlığa sebeptir. Bunun bir çaresi yoktur. Yalnızlık bir başarısızlıktır.

Ve kişinin başarısızlığında yalnızca başarısızlık gören şey çaresizliktir.

Bu çaresizlik ise, en tuhaf kibirdir.

Ama Berry’nin bu konuda belki de söylediği en önemli sözler şunlardır:

Bir öğreticiye gereksinim duymamak kibirden kaynaklanır.

Öğretmenler her yerdedir. Tüm gereken, öğrenmek isteyendir.

Cehalette ise umut.

Cehalete dayayın sırtınızı. Öğretmenleri buraya çekecek olan cehalettir.

Onlar bekliyorlar, her zaman bekledikleri gibi, ışığın sınırlarının ötesinde.

 


Çev: Hande Karataş