1960 yılında Sylvia Plath, BBC’nin çok beğenilen “Şairin Sesi” adlı radyo yayını için ses kayıtları yapmaya başladı. Kasım 1960 ve Ocak 1963 yılları arasında hazırladığı (en az) 17 adet ses kaydı günümüze kadar gelmeyi başardı. BBC kayıtlarının olağanüstü koleksiyonu “Konuşan Kelimeler- Sylvia Plath”, Plath’in kendi sesinden şiiri de dâhil olmak üzere onun ve eşi şair Ted Hughes ile birlikte verdiği yirmi dakikalık röportajı da içeriyor.

“Tıpatıp Aynı: Âşıkların Ortaklığı” adlı röportaj 18 Ocak 1961 yılında kayda alındı ve 31 Ocak’ta yayınlandı.


Her ne kadar ilk karşılaşmaları müstehcen ve şehvetli olsa da, çift karşılaşmalarını olduğundan daha farklı anlatıyor:

Plath: Birbirimize şiirler yazıp duruyorduk ve ilişkimiz bu şekilde gelişti sanırım – çok yazdığımızı ve çok yazmaktan keyif aldığımızı fark ettiğimiz zaman, buna devam etmemiz gerektiğine karar verdik.

Hughes: O şiirler bugüne kadar yaşamayı başaramadı ama evlilik ayakta kalmayı başardı. (gülüşmeler)

Çocukluk yılları sorulduğunda Plath, kendisini yazmaya teşvik eden psiko- duygusal temele – değiniyor:

Sanırım 9 yaşına kadar gayet mutluydum, umursamazdım – ve sihre inanırdım ki bunun üzerimde çok büyük bir etkisi vardı. Daha sonra, 9 yaşında çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadım – Elflere ve Noel Baba’ya ve sihirli güçlere inanmıyordum artık – ve gittikçe daha gerçekçi ve depresif olmaya başladım; 16, 17 yaşlarında daha dengeliydim. Fakat kesinlikle mutlu bir ergenlik de geçirmedim – belki bu yüzden özellikle yazıya yöneldim – hikâyeler, şiirler, günlükler yazdım. O yıllarda denge sağlamayı gerçekten başarmıştım.

Leeming, Hughes’a Plath ile uyumlu olup olmadığını sorduğunda Hughes;esrarengiz, şiirsel ve tuhaf bir biçimde kaygılandıran bir yanıt veriyor:

Birbirimize çok benziyoruz – aynı şeyleri seviyoruz, aynı tempoda yaşıyoruz, her gün benzer bir ritim tutturuyoruz. Ama şu açık ki yalnızca birbirinden tamamiyle farklı mizaca sahip kişiler için bu bir şans. Ama gizli yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar, kendilerini bir hayal dünyası içinde koruyorlar, böylelikle kendilerini ortaya çıkarıp da diğeriyle çatışmaya girmiyorlar.

Yazarlıktan geçip sağlamak konusu açıldığında, Plath çoğu yazarın düşüncesini seslendiriyor:

Plath: Yıldan yıla ilerisi için planlar yapıyoruz, ancak daha ilerisini planlamamaya dikkat ediyoruz. Yazarlık yapıyorsanız, emeklilik dönemini de kapsayacak şekilde plan yapamazsınız ama sürekli bir işi olan birinden daha fazla inanca ve yüzsüzlüğe sahip olmalısınız. Ben oldukça pratik bir insan ve bir ev kadını olduğum için ikisini de yapamam.

Hughes: Ancak bir işiniz varsa, para konusunda endişelenirsiniz.

Dokuz aylık bebekleri Frieda’yı ne zaman şiirle tanıştıracakları sorulduğunda, Plath – az bilinen çocuk şiirleri yazmış olan- çocukları şiir dünyasına fırlatmanın acelesinin olmadığını söylüyor:

O (Freida) daha şimdiden tekerlemeler dinliyor ki bana kalırsa bu da bir şiirdir – ve şiirin bilinçli olarak sevileceğine inanmıyorum. O tekerlemelerden, şarkılardan Eliot’un Pratik Kediler adlı kitabına kadar her şey mükemmel bir materyal.

Hughes duygusal ilişkilerin yaratıcı yönüne dair şu güzel düşüncelerini paylaşıyor:

Onun (Sylvia’nın) yazdığı şeylerin tümü yalnızca kendi düşünceleri olmak zorunda değil – kendi bildiği şeyler olmak zorunda değil- aynı odada olduğu ya da yakın bir ilişki içinde olduğu kişinin düşüncelerini de yazabilir. Ve bu şekilde birbirine benzer, ruhen uyumlu bu iki kişi bir kişi eder – ortak bir aklın kullanıldığı tek bir güç kaynağı haline gelirler. Kasıtlı olarak aynı meseleler üzerine yazmayı seçmezsin ve elbette aynı şekilde kelimelere dökmezsin bunları ancak yaşadığınız deneyimler birdir.


Çev: Hande Karataş / tabutmag özel sayı II

<p>Kenardaki değil, öbürü</p>

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.