İnsanlar genelde Mark Rothko’nun (25 Eylül 1903–25 Ocak 1970) tabloları karşısında gözyaşı döker – Rothko resimlerini yapma sürecinde yaşadığı ruhsal deneyimleri, onun tablolarına bakan insanların da yaşadığına inanıyordu.

Rothko’nun ölümünden otuz yıl sonra çocukları tarafından yayınlanan sanata ve hikâye anlatımına ilişkin yazılarında, sevilen ressam sanatın bulaşıcı mest ediciliğinin bakanın gözünde nasıl büyülü bir etki yarattığını değerlendiriyor ve bizimle nasıl karşılıklı bir ilişki kurduğunu ortaya çıkarıyor.

Rothko güzelliğin işlevini yalnızca derin duygusal bir deneyim olarak görmekle kalmayıp onu, kendisine bakanlar arasında derin bir bağ kurmayı sağlayan aracı olarak addediyor:

Güzellik algısı kesinlikle duygusal bir deneyim. Bu, kelimenin tam anlamıyla insanı bir duygu durumu, duygusallığı anlamına gelmiyor elbette, ancak daha çok bizimle insani duygular aracılığıyla iletişim kuran çoşkunluğu ifade ediyor. Bu coşkunluk genellikle fikir, algı ve entelektüel takdirden meydana geliyor… Güzellik ruhun taleplerini karşılıyor.  Güzellik deneyimi aynı zamanda yaratıcı içgüdünün bir işareti olabilir.

Rothko fizik ötesi deneyim için yalnızca yeteneğin yeterli olmayacağını vurgulamaktan geri adım atmıyor:

Yeteneğin kendisi başlı başına güzelliğe bir gösterge niteliği taşımaz. Elbette sanatçı amacına ulaşmak için belli bir yeterliliğe sahip olmak zorundadır ve ikna edici şekilde ürettiği şeyin iletişim kurulabilir özelliğini vurgulamalıdır. Ancak şu açıktır ki yazar ölümsüzler arasındaki yerini almadan önce sanatı ölümlülerle bağ kurabilir olmalıdır.

Sonelerden, resimlere, insanlardan, heykellere kadar pek çok şeyin güzelliği meydana çıkarabileceğini not eden Rothko, destekleyici psikolojik ortaklığı ölçüyor:

Güzellik… büyük sanat eserleri için yaygın olan belli özelliklerin sonucu olarak güçlü bir duygu durumu türüdür.

Ancak Rothko güzelliğin daha çok arkadaşlık ile paralel olduğunu düşünüyor. Her ikisi de estetik heyecanının yarattığı bir coşkunluk halidir diyor. Plato’nun güzellik tanımını ele alarak şöyle yazıyor Rothko:

Plato doğada bir yerde, kesin bir prototip, güzelliğin kesin bir görüntüsü olduğunu; güzellik hakkında yapılan tanımlamaların yalnızca nesnenin farklı görüntüleri olduğunu ileri sürüyor.

[…]

Güzelliği yaşamak için belli bir aracılık ile soyutluluğa katılmak gerekir. Bu, bir anlamda gerçekliğin sınırsızlığının yansımasıdır. Eğer soyutun görüntüsünü biliyor olsaydık, durmadan, yalnızca onun görsellerini üretirdik.  Ancak, neyse ki onun sınırsız sayıda görünümlerine sahibiz.

Arkadaşlarımız ile olan ilişkimizi ele alalım. Onları yaygın bir sevgi ile seviyoruz, çünkü hepimiz insanlığın yaygın bir prototipiyiz, ancak her insan bu prototipin farklı ve yeni bir görünümü olduğundan, onları ayrı ayrı tanımak istiyoruz. Yine de arkadaşlarımız, yaygın bir prototipin bir görünümü olmasaydı, muhtemelen onlarla olan arkadaşlığımızdan keyif almazdık.

[…]

Bugün güzellik kavramımız özellikle platonik.


Çev: Hande Karataş

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

E-posta adresini paylaşmayacağız. * ile işaretlenmiş alanları boş bırakma yeter.