Gazeteci Kemal Bayram’ın kaleme aldığı Sabahattin Ali Olayı adlı kitabın yeni basımında Ali’nin yakın dostları, dönemin siyasetçileri, sanatçı ve yazarlar ile katili ile yapılan röportajlar yer alıyor. Yakın dostlarının ağzından bir yandan Sabahattin Ali’nin hiç bilinmeyen ilginç yanlarını aktarırken, bir yandan da nasıl ve neden öldürüldüğü sorusuna yanıt bulmaya çalışan bu eser, alanıyla ilgili en önemli kaynaklardan biri olma niteliği taşıyor.

Hüseyin ÖZALP
(Cumhuriyet Kitap / 26 Nisan 2012)

Rıfat Ilgaz, Mehmet Ali Aybar, Hasan İzzettin Dinamo, Kızı Filiz Ali, Nâzım Hikmet, Ruhi Su, Arif Damar, Vedat Günyol, Rauf İnan, Talip Apaydın, Reşat Cemal Emek, Müzehher Vâ-Nû, Zekeriya Sertel, Muvaffak, Şeref, Samet Ağaoğlu, Kemal Sülker, Rasih Nuri İleri gibi isimler, Sabahattin Ali’ye ilişkin anılarını, sanatçı kişiliğini ve cinayete ilişkin bilgi ve görüşlerini anlatıyor.



Ajanlar, Söylentiler

Sabahattin Ali’nin öldürülmesi olayını üstlenen eski Astsubay Ali Ertekin, Milli Emniyet’e (Milli İstihbarat Teşkilatı) çalıştığını itiraf ediyor. Milli Emniyet’in kendisinin ifadesini aldıktan sonra serbest bıraktığını belirtiyor. Kendisine görev verildiğini ve Sultanahmet Cezaevi’nde yatan solcularla ahbaplık kurması için hapishaneye sokulduğunu belirtiyor.

Kitapta bazı solcu yazarlar tarafından polis ajanı olmakla suçlanan Sabahattin Ali’nin yakın dostu avukat Mehmet Ali Cimcoz ise kendisine Tekirdağ Savcısı’nın anlattığı olayı aktarıyor. Savcının anlattıklarına göre, Ali Ertekin’i cinayete istihbaratçılar azmettiriyor. Cimcoz’un bu konudaki iddiaları şöyle:

Ali Ertekin MİT’e gidip demiş ki:

Ben Sabahattin Ali’yi kaçıracağım. Kaçmak istiyormuş. “Aman” demişler, “Sabahattin Ali’yi temizle yolda. Böyle haini vatandır, şöyle haini vatandır, mutlaka temizle” savcı anlatıyor bunları. Ondan sonra, şoförün dediği gibi, Edirnekapı’dan Ali Ertekin’i almışlar kamyona. Çatalca’da mı, Çorlu’da mı ikisi inmiş. Beraber gidiyorlarmış. Tam sınıra yaklaştıkları sırada dinlenmek için, mola için bir yere oturmuşlar. Sabahattin kitap okumaya başlamış. O da kafasına güm diye vurup öldürmüş. Öldürdükten sonra da MİT’in kendisine vermiş olduğu görevin yerine getirildiğinin ispatı için, İstanbul Savcısı’nın bize gösterdiği çantasının içine Sabahattin’in hüviyetini belgeleyecek dişlerini, gözlüğünü vesairesini doldurmuş ve bunu alıp Çengelköy’de mi bir yere, yani oturduğu evin bahçesine gömmüş. MİT de sormamış buna “Tevsik et öldürdün mü, öldürmedin mi?” diye. Vakta ki bu ceset bulunmuş, bu sefer polis tahkikata başlamış MİT’ten habersiz. İzi süre süre, Ali Ertekin’e gelmişler ve enselemişler. Ali Ertekin enselenince, “Ben öldürdüm” demiş. Ali Ertekin de Emniyet Birinci Şube ile Mit’i ayıramıyor. “Bunların ikisi de aynı teşkilattır” diye düşünüyor ve “Ben öldürdüm Sabahattin Ali’yi” diyor. “Yalan söylüyorsun ispat et” demişler. Bunun üzerine gidip bahçesine gömdüğü çantayı çıkarmış, içindekileri göstermiş. “Ha öyle mi, gel bakalım efendi” deyip, atmışlar içeri. Ali Ertekin tevkif edilince MİT ayaklanmış, ‘Eyvah rezalet meydana çıkacak‘ diye. Adliyeye müracaat etmiş, “Aman bu durum açıklanmasın.

Sabahattin Ali’nin bir komploya kurban gittiği kuşkusuz bir gerçek

Kitapta, Sabahattin Ali’yi yakından tanıyanların büyük bölümü, Cimcoz ailesinin istihbaratla bağlantılı olduğunu ve yazarın ölümünde rol oynadıklarını ileri sürüyor. Ayrıca bu dönemde Sabahattin Ali ve solcuların içlerinde bulunan birçok kişinin ajan olduğu iddiası ortaya atılıyor. Müzehher Vâ-Nû, ölümünden kısa süre önce Sabahattin Ali’nin endişelerini dile getirdiğini anlatıyor:



“Fenerbahçe’ye doğru yürüdük. O zaman bazı şeyler açıkladı: ‘Ateşle oynuyorum ben‘ dedi. ‘Neden yapıyorsun, Sabahattin?‘ dedik. Adalet Cimcoz’la Mehmet Ali Cimcoz’un Milli Emniyet’le ilişkileri olduğuna kanaat getirmiş gibiydi. “Ama onların evinde kendimi emniyette hissediyorum” diye tamamlıyordu. “Biliyorum Milli Emniyet’le ilişkileri olduğunu. Ama benden öğrenecekleri hiçbir şey yok. Bildiğiniz gibi ben, her şeyi açıklıkla ortada olan bir insanım. Gizlim kapaklım yok. Onların evinde ve onların yanında hem kendimi emniyette hissediyorum, hem de korku denen şeyden uzak kalıyorum.

Tuzaklar hazırlanmış, Ali Ertekin’e düşen kendisine ezberletilenleri mahkemede yinelemek oluyor. Ertekin, milli hizlerine kapılarak Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü anlatıyor. Emniyet’in ve MİT’in bu konuya dahli olmadığını söylüyor, ancak yine anlattıklarıyla kendini tekzip ediyor. Ali Ertekin’in ağzından bir cümle aktaralım: “Ben onu öldürdüğümü ispat etmek için, bir kat elbisesini alıp geldim. Hangi katil işlediği cinayeti ispat etme kaygısı taşır. Tam tersine katilin doğasında delilleri tümüyle yok etme eğilimi vardır. Cinayet ancak bir başkasının talimatıyla işlendiyse katil öldürdüğünü ispat etme ihtiyacı duyar. Ali Ertekin, Kemal Bayram’a, cinayetin ardından kendisine vezife verildiğini anlatıyor: Sonradan Milli Emniyet’e aksetti, Milli Emniyet’ten şey ettiler bana. Milli Emniyet’ten şey edince de, vardı o zamanın komünistleri Sultanahmet’te, içerde. Yakaladılar beni. Hasan mı söyledi, kim söyledi? Ondan sonra ben Milli Emniyet’te ifade verdim. Beni ordan serbest bıraktılar. Fakat “Her gün bize bir defa geleceksin, bilmem şey edeceksin” filan. Sonra bana Milli Emniyet’te vazife verdiler.

-Ne vazifesi verdiler?
-Sultanahmet’te yatan komünistler vardı. “Onlara gideceksin, onlarla ahbap olacaksın. Onlarla birlik olacaksın. Onlardan işte…
-Hapishanenin içine mi giriyorsunuz?
Hapishanenin içine.

Kaçış ve cinayet

Cinayet romanlarını gölgede bırakacak bilgilerin yer aldığı kitapta, Sabahattin Ali’nin kaçacağını haber verdiği yakın arkadaşı Rasih Nuri İleri, kendisine biri Cimcoz’a biri eşi Aşiye Hanım’a olmak üzere iki mektup bıraktığını belirttikten sonra şifreli ve parolalı kaçma planlarını anlatıyor: “Sınırı geçip geçemediğini, Berber Hasan’ın getireceği imzalı bir kartvizitten anlayacaktım. Plan şöyle idi: Sabahattin Ali sınırı geçince Ali Ertekin’e yeşil kalemiyle imzalayacağı bir kartvizit verecekti. Ertekin ise onu Hasan’a verip ondan ücretini alacaktı. Oysa o kartın benim için anlamı başka olacaktı, imzadaki noktalamadan sınırı geçip geçmediğini anlayacaktım ve ona göre mektupları yerlerine ulaştırıp ulaştırmama kararını verecektim.

Sabahattin Ali’nin kendisini ve diğer arkadaşlarını ele vermesi için işkence gördüğünü savunuyor. İleri, Sabahattin Ali’nin konuşmadığı ve arkadaşlarını ele vermediği için işkencede öldüğünü ileri sürüyor. Çünkü cinayetin işleniş şekli nasıl olursa olsun, Sabahattin Ali’nin bir komploya kurban gittiği kuşkusuz. Birkaç istisna dışında yakın dostları ve dönemin aydınları bu düşünceyi paylaşıyorlar. Hatta daha sonra Demokrat Parti döneminde Başbakan Yardımcılığı ve Çalışma Bakanlığı yapan sanatçı dostu Samet Ağaoğlu bile “Ölümünün benim üzerimde bıraktığı tesir büyük olmuştur. Yalnız beraber geçirdiğimiz, arkadaşlık sahnelerinin tesiriyle değil, ölümün şekli olarak. Gerçekten kaçıyor mu idi? Belli değil. Yoksa kaçıyor gösterilerek, hudutta, hududa kadar götürülüp orda öldürüldü mü? Bu da belli değil.” diyerek şüphelerini dile getiriyor. Ağaoğlu yetkili olduğu dönemde neden olayın üzerine gitmediğini ise, “Hayatta öyle hadiseler vardır ki, bunların üzerine eğilmenin bir faydası yoktur. Olan olmuştur. Eğildiğimiz zaman, çıkacak olan neticeyi bilmede hareket daha ağır hatalar doğurur” sözleriyle açıklıyor.

Cinayetin işleniş şekli nasıl olursa olsun, Sabahattin Ali’nin bir komploya kurban gittiği kuşkusuz bir gerçek. Bugün CHP’nin başındaki Kemal Kılıçdaroğlu bile Sabahattin Ali’yi tek parti iktidarının öldürdüğünü kabulleniyor. Sabahattin Ali’yi yargılayan mahkeme, savcının talebi üzerine gizli celse yaparak, MİT mensuplarını dinliyor ve onldan sonra kararını veriyor. Adalet Bakanlığı’nın artık bu gizli tutanakları açıklamasının zamanı gelmiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet’in kayıtlarının açıklanması zamanı gelmiştir.



Sabahattin Ali Olayı / Kemal Bayram / Tanyeri Kitap / 396 s.