Her zihinde devasa bir boşluk vardır. Ait olduğumuz zaman, bizi kendi içimize düşmekten alıkoyan dışsal bir halata sahip oluruz.

“Özlem, yalnızlığın başkalaşımıdır” diyor David Whyte. Belki de günümüzün en zorlayıcı ve en fazla endişe üreten – yalnız olma sanatını öğrenmek bizim, kendimizden daha büyük bir şeye ait olma hissi için duyduğumuz iletişim özlemini ve kendimizi, özlemi daha anlayışlı ve daha az yargılı bir şekilde sarmalamamız için, ona karşı daha farklı bir şekilde yönlenmemizi kabul etmek demektir.

İrlandalı şair ve filozof John O’Donohue‘nun (Ocak 1, 1956 – Ocak 4, 2008) Eternal Echoes: Celtic Reflections on Our Yearning to Belong (Ebedi Yankılar: Ait Olma Özlemimiz Üzerine Keltik Yansımalar) adlı kitabında bu başkalaşımın simyasını inceliyor. Kitap, insan kalbinin ebedi girdapları üzerine tutulan, antik bilgelikten alınıp modern yaşam deneyimine uyarlanmış olan içsel bir lens aracılığıyla bu incelemeyi yapıyor.

O’Donohue şöyle yazıyor:

Bizim özlemimize karşılık veren bir dünyada yaşıyoruz; burası yankıların, bazen yavaş bile olsa, her zaman geri döndüğü bir yer… Ait olma açlığı, bizim doğamızın tam ortasında bulunur. Diğerleriyle ilişkimizi keserek, köreliriz ve kendi içimize döneriz. Ait olma hissi bizim yaşamlarımızın doğal dengesidir… İnsan kalbinde, dışlandığımız zamanlarda bizim daima derin bir şekilde canımızı yakan masum, çocuksu bir taraf vardır… Dışlandığımız zaman, zarar görmeye yatkınızdır; zihnimiz esnekliğini ve doğal şefkatini kaybeder; korkuya ve olumsuzluğa karşı savunmasız bir hal alırız.

[…]

İnsan hayatının antik ve ebedi değerleri – gerçek, bütünlük, iyilik, adalet, güzellik ve sevgi – gerçek aitliğin ifadeleridir; aynı zamanda insan özleminin gizli amaç ve hayaldir.”

Ayrıca, birleşmeye özlem duyuyor olsak bile temelde parça parçayızdır. O’Donohue; bu iki kutup arasındaki dinamik etkileşimin, insan deneyimine canlılık veren bir güç olduğunu iddia ediyor:

“Hiçbir şey eninde sonunda kendisiyle bir değildir. Canlı olan her şey kendi içerisinde bir mesafe barındırır. Bu, insanın kendisi için özellikle doğrudur. Bununla birlikte, sınırsız mesafe ile dolu olan şey en derin dostluktur. Uzaklık ve yakınlığın kardeş olduğu, tek bir deneyimin iki yanı oldukları garip bir mantık vardır. Uzaklık özlem uyandırır; yakınlık ait olmak demektir. Fakat birbirleriyle daima dinamik bir birleşme içerisindedirler.

[…]

Ait olma açlığımız, yalnızlık ve yakınlık arasındaki mesafe için bir köprü arama özlemidir.

Oz Büyücüsü adlı kitabın nadir bir baskısından alınmış Lisbeth Zwerger sanat çalışması.

Muhtaçlığımızın eksikliğimizi düzenlediği ve bunu yaparak da, gerçek insan bağlantısı için gerekli olan duygusal zekâyı sağladığı gibi; ait olma özlemimiz de bizleri hem kendimize hem de birbirimize daha yakın hale getirir.

O’Donohue şöyle yazıyor:

Her zihinde devasa bir boşluk vardır. Ait olduğumuz zaman, bizi kendi içimize düşmekten alıkoyan dışsal bir halata sahip oluruz

[…]

Doğamızın merkezinde hoş bir denge vardır; her birimiz tamamen eşsizizdir fakat herkese, her şeye karşı özel bir yakınlık içerisinde yaşıyoruz… Ait olma açlığımız, bu saklı benzerliği uyandırma tutkusudur.

Fakat ait olmak her zaman, sürekli olarak eksiktir. Bu eksikliğin içimize ektiği gizli evsizlik hissi, yaratıcı dürtünün köküdür. Muhteşem bir kareograf olan Martha Graham’ın “ilahi hoşnutsuzluk” kavramında yakaladığı şey de budur. O’Donohue bizim yakınlık özlemimiz ve yaratıcı dürtüyü uyandıran yalnızlık baskısı arasında nasıl gidip geldiğimizi ele alıyor:

İnsanın kalbinde ilahi bir hoşnutsuzluk vardır. Bedenlerimiz dışsal bir denge ve tutarlılık ortaya koysa da, kalp ebedi bir göçebedir. Ait olmanın hiçbir biçimi insan kalbinin bütün özlemlerini içeremez. Shakespeare’in de dediği gibi; bizler “ölümsüz özlemlere” sahibiz. Tüm insan yaratıcılığı, özlemin kaçınılmaz oluşundan ortaya çıkmaktadır.

[…]

İnsanın kalbindeki huzursuzluk hiçbir zaman, herhangi bir insan, plan ya yer tarafından durdurulamaz. Özlem ebedidir. Bizim ait olma biçimlerimizi sürekli nitelendiren ve genişleten şey budur. Özlem ve ait olma arasında daimi ve hayat dolu bir gerginlik vardır. Ait olma sığınağı olmasaydı özlemlerimiz yön, odak ve içerik açısından eksiklik yaşardı. Kalbimizi, sınırsız sayıda zıt yön içerisinde daima çekiştirip duran, amaçsız ve kötü şeyler olurlardı. Hafızamız zamana tutundukça, ait olmak da özleme sığınak sağlar.

[…]

Özlem öldüğü zaman, yaratıcılık biter. Özlem ve ait olmayı dengelemek zorlu bir insan işidir ve kalbimizin içerisinde uyuyan potansiyelleri ve hediyeleri uyanabilecekleri ve bu hayatta fark edilebileceklerini garanti altına almak için, özlem ve ait olmak hem birbirleri ile hem de birbirlerine karşı çalışırlar.

Ebedi Yankılar adlı eserinde O’Donohue bu hediyelerin nasıl uyandırılacaklarını inceliyor. Bu yazıya ek olarak, Şair ve Filozof John O’Donohue, Antik Kelt Kavramı Ruh-Arkadaşı Üzerine yazısını okuyabilirsiniz.

Görüşmek üzere.

Brain Picking by Maria Popova
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.