Bir yazarın eskiyi gübrelemek yerine yeni bir alanı açığa çıkarması, onun için daha doğru bir disiplin olacaktır.

Tarihin muhteşem günlüklerini seven bir insanın kendisini düzenli olarak Henry David Thoreau‘nun günlüklerine bakarken bulması şaşırtıcı değildir. Thoreau günlüklerini, Emerson’ın önerisi neticesinde 1837 Ekim ayında yazmaya başlamıştır ve yıllarca, belirli bir günde genellikle on sayfa yazarak bunu ciddiyetle devam ettirmiştir. Defterlerinin büyük bir kısmı kaybolmuş da olsa, deneyüstücülük akımının bir üyesi olan sevgili yazarımızın özel yazıları The Journal of Henry David Thoreau 1837-1861 (Henry David Thoreau’nun Günlükleri, 1873-1861) isimli, kapsamlı ve tek cilt olan kitapta korunmaktadır.

Thoreau, modern tarihte en çok alıntı yapılan insanlardan birisidir. Ve 25 Aralık 1851’de yazmış olduğu bu yazı başkalarının fikirlerinden alıntı yapmanın tehlikesine karşı insanları uyarıyor. Fakat bu durum kısmen ironik; çünkü Thoreau da kendi günlüklerini yazmaya başladığında, sıklıkla diğer düşünürlerden alıntılar yapıp, onları kendi mini-makalelerinin ve şiirlerinin arasına koyuyordu. Başka bir deyişle, Tumblr icat edilmeden önce ortaya çıkan Tumblr gibi bir şeydi bu; modern sosyal medyanın klasik versiyonlarından birisiydi. Burada Thoreau, kendini ifade etmenin bir aracı olarak kullanılan alıntı yapma tutkusuna karşı bir uyarı yapıyor ve bunun yerine insanın kendi sesini bulmasını öneriyor:

Bir yazarın eskiyi gübrelemesi yerine, bütün düşünürlerin basmakalıp fikirleri haline gelmiş olan belli doğrulardan bir öğreti hazırlaması yerine; belli belirsiz imalardan, gölgelenmiş konulardan oluşan ve hakkında hemen hemen tek bir fikre sahip olduğu kendi teması için zihnindeki alacakaranlık gökyüzünde uçuşan düşünceleri ele alması daha doğrudur. Bunun üzerine; aynı düşüncenin iki ihtimalini de gayretle ve dikkatle ele alarak, bilgisini birazcık arttırarak bir söylem ortaya koyması ve yeni bir alanı açığa çıkarması onun için daha doğru bir disiplin olacaktır. Kendi ince gerçeklerimizin kullanışlı olduğunu kanıtlamak için, onların günlük hayatımız ile olan bağlantılarını göstermek için (günlük hayatımıza olan uzaklıklarını göstermek daha iyidir) ve onları elma suyu değirmenlerine ve banka kurumlarına bağlamak için; hemen günlük deneyimlerimizin zihinsel algıları ile onları birleştirmeye çalışırız. Ah, bana saf zihin verin, saf düşünce! Evrensel yasaları keşfetme telaşına girmeme izin vermeyin; onun yalnızca belirli bir örneğini net bir şekilde görmemi sağlayın! Bayağı zihinlere tatmin olma duygusu vermeyecek olan, arzu ettiğim konular da var fakat bu bayağı zihinlere söyleyecek bir cümlem yok. Belki de felsefelerinde hayal ettikleri şeylerden daha fazlasının cennette ve dünyada bulunduğuna ikna olurlar. Bir bulutsuyu yok ederseniz, bulutsu sisteminin tamamını ve hipotezi imha edersiniz. İfadeler aramayın, ifade edilecek düşünceler arayın. Azim ile birlikte, aynı gerçeğin iki farklı görüşünü elde edebilirsiniz.

[…]

Bu sizin metniniz. Diğer insanlar için konuşmayın; kendiniz için konuşun. Onlar size bir rüyadaymışsınız gibi, dünyanın krallıklarını gösterirler fakat tüm dünyalar içerisinde bir kukla gösterisine bakmayı tercih edersiniz. Daima benzer bir zihne konuşmalı olsanız bile, bir kişiye konuşmamalı olsanız bile; yalnızca sesli olarak ifa edin. Böylece yaşamınızın amacını içerisinde bulunduran o fikri tamamen fark edebilir ve içerisinde yaşayabilirsiniz; böylece kendinizi, kendi fikrinizin zirvesine doğru güçlendirerek çıkarabilirsiniz…

Thoreau, diğer seslerin yankısını yaratmak yerine bir insanın kendi sesinin gerçekliğini kutsallık içerisinde, “yaşamı ve ölümü aşan düşüncelerde” araması gerektiğini öne sürüyor:

İnsanların ölümlü kulakları mutlak gerçeği duymaya ne kadar da elverişsiz! Dünyayı ortadan kaldıran düşüncelerin algılanabileceği en iyi zaman gecedir; karanlığın onu zaten göz önünden kaldırdığı zaman.

İlham için yukarıya bakarız.

Brain Pickings by Maria Popova
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.