Ölüm ve yaşamın sonsuz dansına güzel bir müzikal takdir.

“Tatlı Efendimiz İlham Perisi; kelimelerimi bağışla, ama şiir bile müziğe benzemiyor.” diyor şair Edna st. Vincent Millay bir mektubunda. Müzik olmadan hayat bir hata olurdu,” diye açıklamıştır Nietzsche müziğin eşsiz gücünü incelerken. Bu estetik gıptayı düşününce, tarihin en iyi şair ve filozoflarının şarkıcı-söz yazarı Shannon Hawley‘in çıkış albümü, Farklı Bir Tür Gelişim’deki -beş yıldır yapım aşamasında olan, Rainer Maria Rilke, Mary Oliver, Mevlana ve Tagore gibi yazarların şiirleri ve felsefelerinden ilham alınmış, on üç şarkılı seçkin bir döngü- güzel müziğe yaratıcı bir tohum olmaları ne kadar da yakışmıştır.

“Rainer’ın Şarkısı (İçinde Taşıdığın Dünya)” Rilke’nin belirsizliği kabul etmeye ve sorularla yaşamaya çağrısını temel alır -insan yaşamı için en bilgece şeylerden biri, ve Hawley’nin Rilke’nin zihne çağrısını müziğin kalbi büyüleyişiyle birleştirmesiyle, Oliver Sacks‘in “müziğin bir aracıya ihtiyacı yoktur, kalbi doğrudan delebilir” sözünü somutlaştırarak, ruhu daha da derinden etkiler:



Bir başka parça, “Yumuşakça ve Sümüklüböcek Ara Faslı” Rilke’nin aşk konusundaki ebedi bilgeliğinden kıvılcım almış:



“Bir Ağacı Kaçırmak” için Tagore’un ağaçları, o daimi şiirsel ilham kaynaklarını, öven bir şiiri temel alınmış:



“Ne Kadar Gerçek” Rumi’nin Mesnevi’sinden alınan bir kısma dayandırılmış:

İnsanların başbuğu doğru
söylemiştir:
“Dünyadan geçip giden kişinin

Ölüm yüzünden bir derdi,
bir acısı yoktur.
Elindekini kaçırdığından dolayı, yüzlerce acıya düşer.”

Neden her devletin,
her nimetin mahzeni olan
ölümü kıble edinmedim?
Şaşkınlığımdan bütün
ömrümce hayalleri kıble edindim,
onlar da ecel gelince kaybolup gittiler der.

Ölenlerin hasreti ölüm
değildir. Neden suretlere kapıldık?
Diye acınırlar.

Bunların bir suretten,
köpükten ibaret
olduğunu görmedik.

Halbuki köpük, denizden
doğar, denizde gelişir ve hareket eder.
Deniz, köpükleri karaya
attı mı mezarlığa git de o köpükleri seyret!

Nerde sizin hareketiniz,
oynaşmanız?
Deniz sizi mahvolmaya mı terk etti de.

Onlar sana dille, dudakla
değil de hal diliyle bu soruyu bize sorma,
denize sor desinler.

Köpük gibi olan suret de dalga olmadan nasıl oynar?
Yel olmadıkça toprak
nasıl olur da havalanır?



“Kışın Beyaz Baykuşu” Mary Oliver’ın Yeni ve Seçme Şiirler, Cilt 1’indeki şiiri “Beyaz Baykuş Tarlaya Girer Çıkar“‘dan ilham alınmıştır; -ölüm üzerine oldukça canlandırıcı bir bakış açısı:

Dondurucu gökyüzünden
ışık huzmeleriyle inerek,
bir melek, ya da kanatlı bir Buda gibi,
güzel ve yanlışsızdı,
kar ve başka ne varsa
5 ayak açıklıktaki kanatlarının
izini bırakacak kuvvette vurarak

ve ayaklarının itişi,
ve koşmakta olanların
beyaz karlı vadilerdeki
girintileri

ve sonra havalandı, zarifçe,
ve donmuş bataklıklara geri uçtu
küçük bir deniz feneri gibi
mavi gölgelerde gizlenmek için

ben de düşündüm:
belki ölüm karanlık
değildir de, nihayetinde
etrafımızı o kadar ışık
sarıyordur ki – tüyler kadar yumuşak –
bakmaktan, ve bakmaktan
yoruluyoruzdur,

ve gözlerimizi kapatıp,
hayretsizlikten değil,
taşınmamıza izin
veriyoruzdur,

mikanın şeffaflığı gibi,
gölgesiz ve dalgasız o nehre,
kemiklerimizden kurtulana kadar
yıkandığımız, yıkandığımız
ışıktan – kızgın ışıktan – nehre