Sylvia Plath, intiharından 6 ay önce, 30 Ekim 1962’de kendi şiirlerini okuyarak deyim yerindeyse kendi şiirlerini kendi sesiyle ölümsüz kıldı.

Sylvia Plath’in daha önce çevirdiğim şiirlerine oluşturduğum şu oynatma listesinden ulaşabilirsiniz. Burada bahsi geçen “Babacığım” şiirinin ise Plath’in en çok bilinen şiiri olduğunu söylemem gerekiyor. Plath babasını, onun kendisini nasıl bir dünyaya hapsettiğini, onu neye benzettiğini, onun yüzünden nasıl bir adamla evlendiğini ve onu öldürememiş olmakla beraber onu zihninde nasıl öldürüp ondan kurtulduğunu aktarıyor bu şiirde.

Ümid Gurbanov


Babacığım
Yapma, yapma artık
Otuz yıldır zavallı ve solgun
Bir ayak gibi içinde yaşadığım
Kara kundura, zar zor cesaret ediyordum
Nefes almaya ya da hapşurmaya.

Babacığım, öldürmeliydim seni;
Oysa öldün sen, ben daha zaman bulamadan seni—
Mermer gibi ağırdın,
torbaya koyulmuş tanrıydın;
Kocaman bir foku andıran gri ayak parmağınla
Ölü gibi solmuş bir heykeldin.
Mavinin üstüne yeşil bezelyelerin
Köpürdüğü o garip Atlantik’teydi kafan,
Nauset’in o güzelim sularındaydı.

Dualar ederdim iyileş diye;
“Ah, sen!”
Edildi dümdüz Alman dilinin
Konuşulduğu bir Polonya kenti
Savaşın, savaşın,
savaşın silindirleriyle.

Pek bir yaygındır bu kentin adı,
Hatta der ki Polonyalı dostum
Bu adla on ya da yirmi kent vardır.
Bundandır ki bilemem nereye
Ayak bastın, nerededir köklerin.
Konuşamadım hiç seninle,
Sıkıştı kaldı dilim çeneme.
Dikenli tellere takıldı.
“Ben, ben, ben, ben.”
Zorlukla konuşabildim,

Her Alman’ı sen sandım.
Ve ne yakışıksız bir dil bu.
Lokomotif, lokomotif
Alıp götürüyor beni bir Yahudi gibi,
Dachau’ya, Auschwitz’e, Belsen’e.
Başladım konuşmaya bir Yahudi gibi,
Sanırım benden pekala bir Yahudi olur.

Tyrol’un karı da Viyana’nın temiz birası da
Ne saftır ne de hakiki.
Çingene ninelerimle, garip talihimle
Ve fal kağıtlarımla, fal kağıtlarımla
Benden bir miktar Yahudi olur.

Senden daima korktum.
“Luftwaffe”ından korktum, anlamsız sözlerinden.
O muntazam bıyığın yok mu,
Işıltılı mavi Aryan gözlerin.
Panzer adam, panzer adam, ah sen!
Tanrı değilsin, gamalı haçsın
Öyle karasın ki sızamaz gökyüzü içinden.

Her kadın bir faşiste tapar,
Suratına bot yemeyi, vahşiyi
Senin gibi bir vahşinin vahşi kalbini sever.

Bendeki resminde babacığım
Duruyorsun kara tahtanın önünde.
Ayağında olması gereken yarık çenende duruyor
Sayılmazsın yine de daha az şeytan,
Güzelim kırmızı yüreğimi ısırıp ikiye ayıran
Kara ruhlu bir adamdan fazlası değilsin.

Seni gömdüklerinde on yaşımdaydım.
Yirmimde ölmeye çalıştım,
Sana geri, geri, geri dönmek için.
Hiç yoksa kemiklerim sana ulaşırdı.
Oysa çekip çıkardılar çuvaldan beni
Zamkla birleştirdiler beni.
Sonradan anladım yapılması gerekeni.
Senin bir örneğini yarattım;
“Meinkampf” bakışlı karalar giymiş bir adam.
İşkence aletlerinden mülhem bir aşka,
Evet dedim, evet, evet.
İşte böyle sona erdi babacığım,
seninle ilişkim.

Koptu kara telefonun kablosu,
Geçemez artık sesler kıvrılarak.
Bir adamı değil, ikisini öldürdüm–
Sen olduğunu söyleyen vampiri öldürdüm;
Emmişti kanımı bir yıl,
Doğrusunu istiyorsan yedi yıl.
Babacığım, yatabilirsin artık sırt üstü.
Yağlı kara kalbinde bir kazık saplı,
Ve köylüler hiç sevmedi seni.
Dans ediyorlar, tepiniyorlar üstünde
Hep biliyorlardı onun sen olduğunu.
Babacığım, babacığım,
seni pislik, işim bitti seninle.