Asla tatmin olamama duygusundan gelen bir ömürlük hüzne kendini emanet et.

Zadie Smith

Yazmanın on kuralında işte böyle bir tavsiye de bulunuyordu yazar adaylarına. Fakat bir kimse yaratıcı debinin elektriğini yakalamaya çalışırken nasıl olur da istikrarlı bir memnuniyetsizlikle arkadaşlık edebilir?

Yaratıcı yaşamın bu, hiç değişmeyen sorusuna dansçı ve koreograf Agnes de Mille‘in 1991 tarihinde yazdığı biyografi, Martha: Martha Graham’ın Yaşamı ve Eserleri‘nde bir cevap buluyoruz.

Martha Graham (Photograph: Barbara Morgan)

1943 yılında De Mille Oklahoma! Müzikalinin koreografisini oluşturmak için işe alınmıştı. Bu müzikal çok kısa zamanda popüler olmuş ve 2.212 kez sahneye konulmuştu. Ancak hayatını ve ruhunu adadığı, dişlerini tırnaklarına takarak oluşturduğu bu koreografinin eleştirmenler ve halk tarafından yeterince takdir görmediğini düşünen De Mille, kendisinin “yalın bir biçimde güzel” olarak adlandırdığı eserinin kısa bir süre sonra “gösterişli bir başarı olarak” yorumlanmasıyla büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Cesareti kırılmıştı. Prömiyerden çok kısa bir süre sonra, bir Schrafft restoranında Graham ile tanıştı. Graham’ın kemirgen hüzne dair söyledikleri ve verdiği tavsiyeler De Mille’in bakış açısını tümüyle değiştirmişti. De Mille bu sözleri, “bana söylenmiş en güzel şeyler” diye niteliyordu. Bu anıyı hatırladığı kadarıyla şöyle kaleme alıyor De Mille:

Mükemmel olmak için yanıp tutuştuğumu; ancak mükemmel olabileceğime dair inancım olmadığını itiraf ettim.

Martha sakin bir şekilde bana şunları söyledi: Senin aracılığınla eyleme tercüme edilecek bir canlılık, bir yaşam gücü, bir enerji var ve senden yalnızca bir tane olduğundan, bu dışavurum muhakkak ki eşsiz olacaktır. Ancak sen onu bastırırsan, hiçbir vasıta canlılığın dışavurumunu büyülü bir şekilde gerçekleştirmeyecektir ve o sonsuza dek ortadan kaybolacaktır. Dünyanın bundan haberi olmayacaktır. Senin işin elindeki eserin ne kadar iyi, ne kadar değerli olduğunu tespit etmek ya da diğer ifadelerle kıyaslandığında ortaya ne çıktığını görmek değil. Senin görevin, yarattığının direkt olarak sana özgü olduğundan emin olmak ve kanalı açık tutmak. Kendine, hatta elindeki çalışmaya bile inancın olmak zorunda değil. Yapman gereken, kendini her şeye açık kılmak ve seni motive eden güçlerin farkında olmak. Kanal açık kalsın. Sana gelince, Agnes, sen yeteneğinin yalnızca üçte birini kullandın şu ana kadar.

“Fakat” dedim, “çalışmalarıma baktığım zaman onları diğer insanların yorumlarıyla ölçmeye başlıyorum. Tüm gördüğüm kabiliyetsizlik, cansız hatalar, yavanlık oluyor. Asla memnun ya da tatmin olamıyorum yaptıklarımdan.”

“Hiçbir sanatçı memnun olmaz”

“Bu durumda tatmin diye bir şey yok?”

“Hiçbir zaman tatmin diye bir şey olmaz.” diye haykırdı tutkuyla. “Sadece, belli belirsiz kudretli bir tatminsizlik hissi, bizi daha ileriye gitmeye teşvik eden ve bizi diğer insanlardan daha canlı kılan kutsal bir huzursuzluk hissi vardır”

Maria Popova
Çeviri: Hande Karataş (tabutmag)