Birinci Konsül Bonaparte’ın muhafız birliğine verdiği günlük emirdir: “Kumbaracı askeri Gobain aşk yüzünden intihar etti: Üstelik çok iyi bir askerdi. Bir ay içinde birlikte ortaya çıkan ikinci olay bu. Birinci Konsül muhafız birliğine şu emri tebliğ eder: Bir asker tutkularını, acısını ve melankolisini yenmelidir; ruhun acılarına sabırla katlanmada, bir bataryanın mermilerini dimdik göğüslemek kadar gerçek cesaret…”

Bu âşık ve melankolik kumbaracı askerleri, sınıflarının ve mesleklerinin imajına pek uygun olmayan tutkularını hangi dilden çekip çıkarıyorlardı? Hangi kitapları okumuşlardı – ya da hangi öyküyü dinlemişlerdi? Bonaparte o keskin görüşü sayesinde, aşkı savaşla bir tutmuş, ancak benzetmeyi -sıradan bir biçimde- iki kişinin savaşta çatışması bakımından değil de bir mermi gibi yaralayıcı olan aşk fırtınasının sağırlık ve korku yaratması bakımından yapmıştır: Kriz, bedenin sarsılması, delilik: Romantik tarzda âşık olan kişi, delilik deneyimini bilir. Oysa bu deliye, günümüzde hiçbir modern sözcük verilmemiştir, o da en sonunda bu nedenle kendini deli hisseder: Çalınacak hiçbir dil yoktur – çok eski bir dil dışında.

Şaşkınlık, yara, üzüntü ya da sevinç: Beden, öfkeli, tepeden tırnağa Doğaya gömülmüş, ve bütün bunlar yine de: sanki ben bir alıntı yapıyormuşıım gibi. Aşk duygusunun içinde, aşk deliliğin­ de, eğer konuşmak istersem, şunları bulurum ben: Kitap, Dok­ sa, Aptallık. Beden ile dilin birbirine karışması: Acaba hangisi başlıyor?