“Buzdolabı motorunun vızıltısından bir gölün üzerinde çekilen küreğe, bir çellonun tonlarından sessiz bir trompete; tüm seslere estetik bir biçimde tepki gösterin.”

Müziğin duygusal beynimiz üzerinde güçlü bir etkisi vardır. Görünürde cansız olan zihinlere yeni hayatlar verebilir. Fakat eğer müzik içgüdüsü diye bir şey gerçekten olmasaydı – yalnızca yaratılışı değil, aynı zamanda tüketimi – müzik edinilmiş bir beceri olurdu. Bu durumda, yalnızca onun nasıl işlediğini öğrenmenin ötesinde, müziği nasıl “öğreniyoruz”? Sorgulamadan kabul ettiğimiz bir biçimde gerekli olan müzik “dinlemeyi” nasıl öğreniyoruz?

Muhteşem, klasik bir kitap olan Music: Ways of Listening (Müzik: Dinleme Yolları) orijinal olarak 1982 yılında yayınlanmıştı ve algısal dinleme için gerekli olan yedi beceriyi sunuyor. Yazar ve besteci olan Elliott Schwartz bu algısal dinleme eyleminin “yirminci yüzyıl içerisinde var olan, duymazdan gelme alışkanlığımız tarafından köreltildiğini” ve bu yüzden aktif bir biçimde geliştirilmesi gerektiğini söylüyor. Belki de işin en ilginç yanı, “okumak” yerine “dinlemenin” ve “yazmak” yerine de “müziğin” konulabileceğidir ve listeniz yine değerli ve akıllıca olur ve ayrıca bunu yaparak, modern bilgi tüketimi alışkanlıklarımıza da bir panzehir üretmiş olursunuz.

1. Müziğe olan duyarlılığınızı geliştirin. Buzdolabı motorunun vızıltısından bir gölün üzerinde çekilen küreğe, bir çellonun tonlarından sessiz bir trompete; tüm seslere estetik bir biçimde tepki gösterin. Sesleri gerçekten duyduğumuz zaman onları oldukça dışavurumcu, sihirli ve hatta “güzel” bulabiliriz. Daha da karmaşık bir kademede; sesleri biçimler halinde birbirine bağlamaya çalışın: bir melodinin birbirini izleyen notalarını ya da dondurma kamyonunun müziği ile yakınlarındaki çocukların oyun sesleri arasındaki karşılıklı ilişki gibi.

2. Müzik deneyiminde zaman önemli bir unsurdur. Bir zaman algısı oluşturun: devamlılık, hareket ve bir zaman dilimine olayların yerleştirilmesi. Örneğin, otuz saniye ne kadardır? Aktivite ve hareketin durumları değiştiği zaman, saat üzerinden bize verilen zaman devamlılığı çok farklı hissettirir.

3. Bir müzik hafızası geliştirin. Bir parçayı dinlerken, tanıdık örnekler hatırlamaya çalışın ve bunları, yeni olayları eski olaylara bağlayıp, bunların hepsini süreklilik içeren bir çerçeveye yerleştirin. Bu becerinin gelişmesi biraz süre gerektirecektir fakat en sonunda başarılı olacaksınız. Ayrıca; tıpkı insanların gerçekten yüzebildiklerini, kayak yapabildiklerini ve bisiklete binebildiklerini fark ettikleri gibi; hafızanızı bu şekilde kullanabildiğinizi bir kez fark ettiğiniz zaman, hayatınız eskisi gibi olmayacak.

4. Müzik hakkında okumak, yazmak ya da konuşmak istiyorsak; işlevli bir kelime haznesi edinmeliyiz. Müzik temelinde sözsüz bir sanattır ve onun benzersiz durumları ve etkileri genellikle günlük kelimeler için fazla anlaşılmaz olur; onları tanımlamak için özel kelimelere ihtiyacımız vardır, her ne kadar yetersiz olsa bile.

5. Özellikle uzun parçalar dinlerken, müziksel konsantrasyon geliştirmeyi deneyin. Besteciler ve müzisyenler farklı zaman dilimlerini uygun bir biçimde doldurmayı, uzun işler için belirli kalıplar ve işaretler, daha kısa işler için ise diğer şeyleri kullanarak öğrenirler. Aynı zamanda dinleyici de çeşitli sürelere uyum sağlamayı öğrenmelidir. Birkaç dakika süren bir parçaya konsantre olmak kolay olabilir fakat, yarım saatlik bir Beethoven senfonisi ya da üç saatlik Verdi operası ile karşı karşıya kalındığı zaman dikkatli toparlamak neredeyse imkansız olabilir.

Besteciler bu problemi iyi bilirler. Uzun bir parça içerisinde öyle çok müziksel işaret ve hatlar sağlarlar ki, dinleme ‘odağınız’ gezinip dursa da, nerede olduklarını söyleyebilirsiniz.

[…]

6. Tarafsızca ve nesnel bir biçimde dinlemeyi deneyin. ‘Orada olan şeye’ konsantre olun; orada olmasını umut ettiğiniz ya da dilediğiniz şeye değil. Dolaysız olarak dinlemenin ilk etaplarında, müzik için işlevi olan bir kelime haznesi tanındığı zaman, olabildiğince fazla bir biçimde bu kelime haznesini kullanarak tepki göstermeniz önemlidir. Böylece farklı tarzları, kültürleri ve yüzyılları gösteren parçaları birbirine bağlayabilir ve kıyaslayabilirsiniz. Nesnel bir mantık ile ‘orada olan şeye’ odaklanmaya çalışın ve önceki tepkilerinizi kısıtlı bir kelime haznesi kısıtlarsa, korkmayın.

[…]

7. Dinleme halinin içerisine tecrübe ve bilgi ekleyin. Bu yalnızca konsantrasyonunuz ve gelişen kelime hazneniz değil, aynı zamanda müziğin kendisi hakkında bilgilerinizi de içerir: bestecisi, tarihi ve sosyal bağlamı. Bu tür bilgiler dinleme deneyimini çok daha eğlenceli bir hale sokar.

Bu öneri ile bir önceki (dinleyicilerin ‘orada olan şeye’ odaklanmasını isteyen) öneri arasında bir çelişki varmış gibi gözükebilir. İdeal olarak, yeni bir müzik parçasını yepyeni beklentiler ve gerçekten masum kulaklarla dinlemek mükemmel olurdu; sanki Marslıymışız gibi. Fakat böyle bir nesnellik yoktur. Her dinleyici yeni bir parçaya önyargılarla, kişisel deneyimlerle ve anılarla ‘eğitilmiş’ kulaklarla yaklaşırlar. Bunlardan bazıları müzik dinlemeyi engelleyebilir. Bu tür şeyleri, kişisel hisler yerine, çalışmaya odaklanmanıza yardım edebilecek olan şeylerle değiştirin. Elbette bir “çalışmada”, konser salonunda bir kerede duyulandan seslerden çok daha fazlası vardır; sonsuz bir biçimde önceki performansları, kayıt edilen performansları, kâğıtta yazılı notaları, bütün anıları, değerlendirmeleri ve performansları içermektedir. Bu faktörlerin herhangi birisiyle ilgili bilgi edinmekle bizler çalışmaya olan farkındalığımızı bütünüyle genişletmiş oluyoruz.

Music: Ways of Listening (Müzik: Dinleme Yolları) adlı eser, Mortimer Adler’in How to Read a Book (Kitap Nasıl Okunur) adlı eserinde okumak üzerine söylediği şeyi bizlere müzik açısından söylüyor – bu eser, hepimizin sıklıkla bir kabiliyet ya da durağan bir yetenek olarak algılayarak hataya düştüğü bu yoğun sanat üzerine sunulan ebedi bir eser.


Brain Pickings by Maria Popova
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)