“Halk kütüphanelerinin niteliği olan; kapaklarla ve asırlarca çevrilen sayfalarla kaplanmış basılı kitaplar, dijital benzerleri tarafından bir kenara itiliyor” diyor Washington Post. Bu doğru. Ayrıca, Batı dünyasında son zamanlarda gerçekleşen yüzlerce ve binlerce basılı cildin yakılıp kül edilmesinden dolayı, kütüphaneler artmakta olan “genel zekâ” ilgisine doğru kayıyor.

Ayrıca tesadüfen, aynı zamanda da uzmanlaşmış zekâların da ilgisini çekiyor. Alice Crawford tarafından düzenlenmiş, Batı dünyasında kütüphanenin kültürel tarihi üzerine yazılmış olan makalelerin mükemmel bir koleksiyonu olan The Meaning of the Library (Kütüphanenin Anlamı) isimli kitapta bu ikisi kesişiyor. Crawford’ın koleksiyonunun değerli özelliklerinden birisi, çağdaş kütüphanelerin değerli bir şekilde var oluşlarını uzun bir devrim ve genel tuhaflık tarihi ile birlikte inceliyor ve yerlerini belirliyor olması. Aşağıdaki yazılar da bu kitaptan ve tarihten alınmış örnekler.

Bazı standartlar Aristoteles’in kütüphanesini mahvediyor.



Çoğu antik Yunan ve Latince kitapların kaydedildiği papirüs, organik bir maddeydi ve çürümeye, yıpranmaya ve yırtılmaya aşırı derecede eğilimliydi. Aristoteles, kişisel kütüphanesini öğrencisi Theophrastus’a miras bırakmıştı. Fakat iki kuşak sonrasında papirüs tomarları, ondaki değerli içerikleri nasıl muhafaza edeceklerini bilmeyen Ön Asya, Skepsis’li olan bazı “sıradan insanların” ellerine geçti.

Edith Hall

İlk halk kütüphanesi muhtemelen Platon’un değersiz öğrencilerinden birisi tarafından kuruldu.



İlk halk kütüphanesi, Karadeniz’in güney kıyısında bulunan Herakleia’nın zalim hükümdarı olan ve m.ö 353’de ölmüş olan Clearchus tarafından kurulmuş olabilir. Pontus zorbası olan bu adam, dönemin öncü iki entelektüeli tarafından; Platon ve İsokrates tarafından eğitildi ve kütüphane oluşturma geleneği şu antik görüş ile bağlantılıydı: Karadeniz’de bulunan Yunanlılar, kültürel açıdan durgun sularda yaşıyor olduklarına dair suçlamalardan kaçınmak konusunda endişelilerdi.

Edith Hall

Wikipedia’da ne okursanız okuyun – bazen e-kitapların ya da dijital kütüphanelerin analog öncüleri olarak görülen – okuma çarkı ya da “çark masası”, 1300lü yıllarda da vardı. Beşinci Charles da bunun lüks bir versiyonuna sahipti.



İkinci çarpıcı görüntü ise Fransız 5. Charles’a ait… Charles, tablalı bir çalışma masasında ya da üç katlı bir kitap rafının yanında, kütüphanesinde tasvir ediliyor. Sabit bir ayaklık platformu üzerinde duran taban, dolaplar içeriyor… Ayrıca kitapların koyulabileceği bir yüzey de sağlıyor. Üst kısım, çift taraflı bir kürsü ile kaplanmış ve ayakta dururken okuma yapmak için uygun bir yüksekliğe sahip. Bazen bir vida ile delinmiş olan çark masaları; levhanın uzunluğunun ayarlanmasına müsaade ediyor ve bu masalar diğer ileri ortaçağ tasvirlerinden de biliniyor… Genelde üç ya da dört, bazen de beş ya da altı cilt kapasitesi ile gösterilirler. Buna karşın, bu çark masası kapasiteyi ona çıkarıyor ve zengin bir kitap koleksiyonu – ve dolayısıyla kullanıcısına da oldukça zengin bir öğrenme olanağı – sağlıyor.

Richard Gameson

Matbaanın icadından sonra bile, Rönesans kütüphanelerinde korkunç sahneler gerçekleşiyordu.



Rönesans döneminde yayınlanmış olan kitapların çoğunluğu, çok daha dünyevi tehlikelere kurban gitmişti: sıçanlar ve fareler, kuşlar ve güveler, kurtlar veya rutubet. Yangın, ihmaller ve istismarlar da onlara zarar vermişti. Fakat bu durum, insancıl kitap dünyası retoriği ile kütüphane kurmak isteyenlerin fiili deneyimleri arasındaki büyük uçurumu canlı bir biçimde tasvir ediyor. On beşinci yüzyılda matbaanın icadının ve kitapların bulunabilirliğinin yüksek derecede artışının kütüphanecilikte yeni, harika bir dönem ortaya çıkaracağı düşünülmüş olabilir. Ama gerçekte durum tam tersiydi. Birçok büyük Rönesans koleksiyonu yırtıcı hayvanlar, politikalar veya ihmaller yüzünden parçalandı ve bozuldu. On altıncı yüzyılda kütüphane… Geriye doğru bir adım atmıştı.

Andrew Pettegree

…ve zengin insanlar kitaplara önem vermeyi bırakmışlardı, çünkü çok fazla kitap vardı.



Yine de, Rönesans kütüphanelerini lanetleyen şey çoğunlukla kitapların tamamen israf edilmesiydi. Matbaadan önce kütüphane üretimi ömür boyu süren bir işti… 1500’den önce, 9 milyon kadar basılı şey tedavülde bulunuyordu… Ülkeden ülkeye değerlendirildiği zaman Avrupa kapsamında basılı kitapların üretiminde, 1600’e kadar, 345,000 ayrı baskı miktarı ediyordu: 180 milyon kadar basılı parça… Ve birdenbire kitaplar bir merak nesnesi olma halinden çıkmıştı.

Andrew Pettegree

Kitap korsancılığı Aydınlanma dönemine ve onun kütüphanelerini doldurmasına yardımcı oldu.



Korsan yayıncılar orijinaline benzeyen kitap üretimi işini nadiren deniyorlardı. Daha çok, “tipografi lüksü” dedikleri şeyi saf dışı bırakarak, pazar baskılarının üretimini yapıyorlardı. Düşük yazı tiplerini kullanıyorlardı, süslemeler ile çizimleri saf dışı bırakıyorlardı ve metinleri sıklıkla kısaltıyorlardı. Çünkü yazara bir ücret ödemiyorlardı ve ucuz kâğıtlara erişimleri vardı; çalışmalarını Fransa’ya kaçırmak zorunda kaldıkları zamanlarda bile özel baskıları ucuza satabilirlerdi… Devrim’den önceki 20 yıl sürecinde Fransa’da satılan kitapların yarısı – destanlar, dini broşürler ve profesyonel bilimsel eserler haricinde bütün güncel edebiyat türleri – muhtemelen korsan olarak yayınlanmıştı.

Robert Damton

George Dönemi İngiliz kütüphanecileri romanlardan nefret ediyor ve onları ilk-modern halk kütüphanesinde yasaklamak istiyorlardı.



Fakat en yaygın problem… Asrın orta döneminin, Fielding’in Tom Jones, Richardson’ın Pamela ve Mackenzie’nin The Man of Feeling (Duygu Adamı) döneminin edebi bir türü olan romanın, birçok eleştirmenin korkulu rüyası olmasıydı. Romanlarla ilgili sorun, yani genellikle savunulan sorun, iki katlıydı. Endişelerden birisi, kurgu hikâyelerinin çıkarcı ve ahlaki açıdan yoksunluğa sahip yazarlar tarafından düzenlendiğinin ve kötü davranışları heyecanlı hale getirerek onları temize çıkarıp, zevk verme aracılığıyla okuyucularda duygusal bir hâkim olamama durumuna teşvik ettiğinin düşünülmesiydi. Diğer endişe ise birincisine bağlıydı, edebiyatın eş zamanlı bir şekilde özellikle kadınlar, gençler ve (muhteşem bir George dönemi algısı olan) hizmetlileri – yani en zayıf bünyelere sahip insanları baştan çıkaracağına inanılıyordu.

David Alan

19.yy İngiltere’sinde özel porno kütüphanelerinin yasadışı olması, bir Victoria dönemi seksoloji şaheserine sebep oldu…



En olmazsa olmaz özel koleksiyonlar – yirminci yüzyılın sonlarına kadar suç oluşturan bir uygulama olan – pornografiye aitti. On dokuzuncu yüzyılda erotizm ile ilgili ansiklopedik esere sahip iki ünlü isim vardı. Bir tanesi Richard Monckton Milnes… Diğeri ise Henry Spencer Ashbee. Ashbee, hem kültürlü hem de şehvetli bir adam olarak Cervantes ve erotik edebiyat koleksiyonu yapıyordu. Erotik edebiyat hakkında yazılarını “Fraxinus” takma adı ile yazıyordu… Ayrıca klasik üç ciltlik bibliyografisi olan “Prohibited Books” (“Yasaklanmış Kitaplar”) eserini de “Pisanus Fraxi” takma adı ile yazmıştı… On bir ciltte Amsterdam’da 1888-1894 yılları arasında yayınlanmış olan muazzam pornografi çalışmaı My Secret Life (Özel Hayatım) adlı eserin yazarının Ashbee olabileceği fikri ortaya atılmıştır… Eser, hem kurgu hem de gerçekçi, özgün bir türe sahip ve Victoria dönemi edebiyatının bir şaheseri.

John Sutherland


FLAVORWIRE
Çeviren: tabutmag.com