Kasvetli kış tablolarından bolca bulabilirsiniz, ama İngiliz sanatında ahırın, yemliğin ve hediyeler getiren bilge adamların tablolarını aramayın. Yoklar. İşte sebebi.

Çobanların Hayranlığı, 1640lı yıllar, Guido Reni. Fotoğraf: Alamy

İngiltere’nin doğum tablolarına ne oldu? Yılın, 2000 yıl önce bir ahırdaki doğumu resmeden tabloların tebrik kartlarında ortaya çıktığı, sanat galerilerinde ilgi çektiği dönemindeyiz. Noel resimlerini seviyoruz. Botticelli‘nin Üç Bilge Adamın Hayranlığı, Guido Reni’nin Çobanların Hayranlığı ve Geertgen tot Sint Jans’ın Gece Doğumu tablolarını düşünün -National Gallery’nin 3 favorisi.

Bulamayacağınız tek şey, ahırın, yemliğin ve hediyeler getiren bilge adamların İngiliz yapımı tablolarıdır. İngiliz sanatında Noele özgü sanata en yakın şey büyük ihtimalle JMW Turner’ın Akşam Yıldızı tablosudur -hüzünlü bir Noel kartında bulunabilecek ürpertici bir kumsal sahnesi.

İngiliz ressamlar kasvetli kış sahnelerini yeterince resmettiler, ama hiçbir önemli doğuş resmi yapmadılar. İsa’nın doğumunun hatırlanmaya değer bir tasviri için Bruegel, Caravaggio gibi başka Avrupalı ressamlara yönelmelisiniz.

Bunun açık bir nedeni olabilir. 16. yüzyılın başlarında, VIII. Henry, İngiltere’yi Roma Katolik Kilisesi’nden ayırmaya karar verdi. Katoliklik, sanatı cemaati teşvik etmek için bir yol olarak görse de, Protestanlık dinsel resimleri putperestliğe yakın görür. İtalya’da doğuşun, sanatın en önemli temalarından olduğu dönemde, İngiliz Protestanlar cam resimleri parçalıyor, dinsel heykelleri tahrip ediyordu.

Üç Bilge Kralın Hayranlığı, 1470-75 civarı, Sandro Botticelli. Fotoğraf: Getty Images

İngiliz doğuş tabloları görebilmek için, daha geriye gitmelisiniz -Canterbury ve başka yerlerdeki sağlam kalan ortaçağ vitraylarına, mesela.

Ama İngiliz sanatının her farklılığını reformla açıklamak basit. Felemenk Cumhuriyeti de Protestandı -ve Rembrandt ve öğrencileri muhteşem, altın doğuş ve hayranlık tabloları yaptılar.

Kralların Hayranlığı, 1564, Pieter Brueghel (baba). Fotoğraf: Alamy

Birleşik Krallığın hiçbir zaman bir Rembrandt’ı olmadı – Van Dyck’i oldu gerçi. Avrupa’daki yetenekli ve hırslı bir ressam olarak, Rubens’in bu Flaman öğrencisi güçlü ve duygu dolu doğuş sahnelerini resmetti. Sonra İngiltere’ye geldi. İngiltere’ye geldikten sonraki tüm çalışmaları portre üzerineydi. Herkesin istediği buydu. Van Dyck İngiliz suratları çizmek için karmaşık öyküsel sahneleri bıraktı.

Rönesansta ve barok çağlarında, sanatın en harika doğuş tablolarının ortaya konulduğu dönemlerde, İngiliz sanatı sadece putlaştırmadan şüphe duymuyordu -hırsın kendisine direniliyordu. Hikaye anlatmak çok süslüydü. İngilizler portre istiyordu, hayali sahneler değil.

Tarihi boyunca, İngiliz sanatı saf gerçekçiliğe eğilimlidir. Hogarth‘tan Tracey Emin‘e, İngiliz sanatının dehası olanı olduğu gibi aktarmaktadır. Doğuş büyülü bir hikayedir, bir hayaldir, bir vahiy anıdır. Sanatta, İngiliz sahillerinden uzak bir kavramdır bu.

(the guardian)
Çeviren: tabutmag