“Dışavurumunu yaygın olarak vicdan diye adlandırdığımız ruhsal varlık bir tarafıyla doğruyu, bir tarafıyla da yanlışı işaret eder ve onun gösterdiği yönleri takip ederken bunun farkına varmayız.”


Isaac Asimov, uzay keşfi konusunda kendisini azarlayan bir okuyucuya 1969 yılında verdiği bir cevapta şöyle diyor; “Amerika Birleşik Devletleri’nin insanları, uzay programlarına harcadıkları para kadar içkiye de para harcıyorlar”. En çok da kültürel önceliklerimiz, evrene fazla ihtiyaç duymayan tatil keyiflerimiz süresince dikkat çekici bir hal alır. Bir insan ruhu bilgesi olan Asimov, bazı cisimlerin bize çekici gelmesinin gizemini çözmeye başlamadan uzun süre önce: 1890 yılında, ebedi olarak aydınlatıcı olan ruhsal anısından on yıl sonra ve Bilgelik Takvimi eserinin yarısında Leo Tolstoy “İnsanlar Neden Kendilerini Aptallaştırıyor?” adlı bir deneme yazmıştı. Bunu, P. S. Alexeyev adlı Rus bir fizikçinin “sarhoşluk” üzerine yazdığı bir kitabın girişi olarak yazmıştı. Recollections and Essays (Anılar ve Denemeler) adlı esere de dâhil edilen bu yazı madde bağımlılığı ve genel bağımlılık konularının derin psikolojik katmanlarını ve felsefi yönlerini ele alıyor.

Adsız Alkoliklerin kuruluşundan yıllar önce ve alkolün kötüye kullanımı Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir hastalık olarak tanınmadan neredeyse bir asır önce Tolstoy şöyle yazmıştı:

İnsanların kendilerini aptallaştıran şeyleri kullandıkları gerçeğinin açıklaması nedir: votka, şarap, bira, haşhaş, afyon, tütün ve diğer, daha az yaygın olan şeyler: eter, morfin, zehirli mantarlar ve benzerleri? Bu alışkanlık neden başladı? Neden bu kadar hızlı bir şekilde yayıldı ve neden her türden insanlar arasında, yabani ve medeni insanlar arasında yayılmaya devam ediyor? Votka, şarap ya da biranın olmadığı yerde afyonu, haşhaşı, zehirli mantarları nasıl buluyoruz ve aynı şekilde, tütün nasıl oluyor da her yerde kullanılıyor?

İnsanlar neden kendilerini aptallaştırmak istiyorlar?

Bir insana şarap içmeye neden başladığını ve neden hala içtiğini sorun. Şöyle cevaplayacaktır, “Ah, seviyorum ve herkes içiyor” ve şunu da ekleyebilir, “beni mutlu ediyor”. Bir kere bile şarap içerek iyi mi yoksa kötü mü ettiklerini dikkate almamış olan bazı kişiler de şarabın sağlığa iyi geldiğini ve güç verdiğini ekleyebilirler; yani, asılsız olduğu kanıtlanmış olan bir açıklamada bulunacaklardır.

Sigara içen bir insana tütün kullanmaya neden başladığını ve neden hala içtiğini sorun; şöyle cevaplayacaktır: “Vakit geçirmek için; herkes sigara içiyor”.

Alice Harikalar Diyarında” adlı eser için yapılmış bir Lisbeth Zwerger çalışması.

Fakat Tolstoy bu umursamazlık ve çoğulcu cahillik karışımının içerisine; madde bağımlılığının gerçek kökenine iniyor:

‘Zaman geçirmek için, mutlu olmak için; bunu herkes yapıyor.’ Bir insanın başparmaklarını çevirmesi, ıslık çalması, mırıldanması, düdük çalması ya da “zaman geçirmek için”, “mutlu olması için” ya da “herkes yaptığı için” bu türden bir eylemde bulunması affedilebilir. Yani, içerisinde Doğa’nın sağlığının boşa harcanması ya da üretilmesi büyük bir işgücü gerektiren şeyin harcanması veya insanın kendisine ya da diğer insanlara belirgin hasarlar verilmesi olmayan bir şey affedilebilir… Başka bir nedeni olmalı.

Bu başka bir neden için Tolstoy sevecen bir açıklama yapıyor. Bu açıklamada o derin uyumsuzluğun ruhu tamamlanma ve kendi kendine zarar verme durumuna çekerek parçaladığını öne sürüyor. Bu, hem “diğer insanları gözlemleyerek” hem de kendisinin de “şarap ve sigara içmeye alışık olduğu” bir döneminden kendi tecrübelerini gözlemleyerek ortaya koyduğu bir görüş:

Bir insan kendi yaşamını gözlemlerken genellikle kendisini iki farklı varlık olarak görür: birisi kör ve fizikseldir, diğeri ise görebilir ve ruhsaldır. Kör olan hayvani varlık yemek yer, içer, dinlenir, uyur, çoğalır ve hareket eder; tıpkı kurulu bir makine gibi. Hayvani olana bağlı olan gören, ruhsal varlık kendisi için hiçbir şey yapmaz, yalnızca hayvani varlığın eylemlerine değer biçer; eylemini onayladığı zaman onunla uyuşur, onaylamadığı zaman da ondan ayrılır.

Bu gözlem bir pusulanın ibresi ile kıyaslanabilir; ibre de bir tarafıyla kuzeye ve diğer tarafıyla da güneye işaret eder. Fakat ibre ile birlikte başka bir şey aynı yönü gösterdiği sürece, fark edilemeyen bir şey tarafından pusula perdelenir; ancak farklı yönleri gösterdikleri zaman belirgin hale gelir.

Aynı şekilde; dışavurumunu yaygın olarak vicdan diye adlandırdığımız görmekte olan ruhsal varlık da her zaman bir tarafıyla doğruyu bir tarafıyla da yanlışı işaret eder ve onun gösterdiği yönleri takip ederken de bunun farkına varmayız: yanlıştan doğruya giden yönü. Fakat insan, daha sonra hayvani eylemin vicdanın gösterdiği yönden nasıl ayrıldığını gösteren bu ruhsal varlığı fark edebilmek için yalnızca işaretin zıttı olan bir şey yapmalıdır. Ayrıca, yanlış rotada olduğunun bilincinde olan bir denizci – rotasını pusulanın yönüne göre ayarlayana dek ya da bu ayrışım bilinçliliğini yok edene dek – nasıl kürek çekemez, motoru çalıştıramaz ya da denize açılamazsa; hayvani eylemleri ve vicdanındaki ikilemi hissetmiş olan her insan da, yalnızca bu eylemi vicdanın gereksinimlerine uydurarak ya da vicdanının ona hayvani yaşamının yanlışları konusunda verdiği yönlerden kendisini saklayarak eylemlerini devam ettirebilir.

Herman Melville’in “Pierre” adlı eseri için Maurice Sendak tarafından yapılan bir çalışma

Tolstoy bu ikilemi alkolün ötesine ve daha kapsamlı bir insan çelişkisine doğru çekiyor:

Tüm insan hayatlarının yalnızca iki eylemden oluştuğunu söyleyebiliriz: (1) bir insanın eylemlerini vicdanı ile uyumlu hale getirmesi ya da (2) eskisi gibi yaşamaya devam edebilmek için insanın kendisini vicdanın işaretlerinden saklaması.

Kimisi birincisini yapar, kimisi de diğerini. Birincisine erişmenin tek bir yolu vardır: ahlaki aydınlanma – insanın içerisindeki ışığı ve bu ışığın gösterdiği şeye verdiği dikkatini yükseltmesi. İkincisine erişmek – insanın kendisini vicdanın işaretlerinden saklaması – için iki yol vardır: birisi dışsal, diğeri de içseldir. Dışsal olan yol, bir insanın dikkatini vicdan tarafından verilen işaretlerden uzaklaştıran uğraşları içerir; içsel metot ise vicdanın kendisini karartmaktır.

Bir insanın önündeki nesneyi görmekten kaçınmasının iki yolu vardır: ya görüşünü daha çarpıcı olan diğer nesnelere çevirir ya da kendi gözlerini kapatır. Tıpkı bunun gibi; bir insan kendisini vicdanın işaretlerinden iki şekilde saklayabilir: dikkatini çeşitli uğraşlara, ilgilere, eğlencelere ya da oyunlara çevirerek dışsal metodu kullanır ya da dikkat eden organın kendisini kapatarak içsel metodu kullanır. Kör, kısıtlı ahlak hislerine sahip olan insan için, yaşamlarının yanlışları hakkında vicdanları tarafından verilen işaretleri algılamamaları için dışsal oyalanmalar genellikle yeterlidir. Fakat ahlak açısından hassas olan insanlar için bu yollar genellikle yetersizdir.

Dışsal yollar, bir insanın yaşamı ile vicdanın gereksinimleri arasındaki uyuşmazlık bilincine dikkat edilmemesini sağlamazlar. Bu bilinç bir insanın yaşamını engeller: ve daha önceden olduğu şekilde yaşama devam edebilmek için insanların güvenilir olan içsel metoda, yani aptallaştıran maddeler kullanarak beyni zehirlemek yoluyla vicdanın kendisini karartma eylemine başvururlar.

İnsan, vicdanının talep ettiği şekilde yaşamaz fakat onun taleplerine bağlı olarak kendi yaşamını yeniden biçimlendirme gücünden yoksundur. Bu uyuşmazlık bilincinden dikkati koparabilecek olan uğraşlar yetersizdir ya da eskimişlerdir; bu durumda yaşamın yanlışları hakkında vicdanın verdiği işaretlere aldırmadan yaşamaya devam edebilmek için, insanlar (onu geçici olarak zehirleyerek) vicdanın dışavurumunu gerçekleştirdiği bu organın aktivitesini durdururlar; tıpkı görmek istemediği bir şeyin karşısında kendi gözlerini kapatan bir insan gibi.

Herman Melville’in “Pierre” adlı eseri için Maurice Sendak tarafından yapılan bir çalışma

Daha sonra bu derin patolojinin bir semptomu olan madde bağımlılığı konusuna dönüyor:

Haşhaşın, afyonun, şarabın ve tütünün dünya çapında tüketiliyor olmasının sebebi onların tadı ya da güçlerinin yettiği herhangi bir hoşnutluk, yeniden doğuş veya sevinç değil; bunun sebebi yalnızca insanların kendilerini vicdanlarının taleplerinden saklama ihtiyaçları.

Tolstoy daha sonra “aptallaştırmanın”, vicdanımızdaki iyi ve kötüyü bölümlere ayırma eylemindeki rolünü – kötünün eylemlerinden, iyinin taleplerini ayırarak – ele alıyor:

Bir insan ayık olduğu zamanlarda, sarhoşken ona normal gözüken şeylerden utanır. Bu kelimelerin içerisinde insanları aptallaştırıcı şeylere başvurmaya iten asıl neden vardır. İnsanlar ya vicdanlarına zıt bir şey yaptıktan sonraki utanma hissinden kaçmak için ya da kendilerini önceden, vicdanlarına zıt olan fakat hayvani doğalarının onları yönlendirdiği herhangi bir eylemi gerçekleştiremeyecekleri duruma sokmak için onlara başvururlar.

Bir insan ayık olduğu zaman fahişeye gittiği için utanır, çaldığı için utanır, öldürdüğü için utanır. Sarhoş bir insan bunların hiçbirisinden utanmaz ve böylece, eğer bir insan vicdanının izin vermediği bir şeyi yapmak istiyorsa, kendisini aptallaştırır.

Son yıllarda ortaya çıkan; suç işleyen kimsenin kurbanını kasıtlı olarak uyuşturmasının nadir olmadığı tecavüz salgınları bakımından; özel bir düşünce, dondurucu bir ileri görüş ile büyük bir etki bırakıyor:

İnsanlar yalnızca kendi vicdanlarını bastırmak için kendilerini aptallaştırmazlar, fakat diğer insanların vicdanlarına zıt olan bir eylemi gerçekleştirmelerini sağlamak için, şarabın nasıl etki ettiğini bilerek diğer insanları da kasten aptallaştırırlar; bu da insanları vicdanlarından mahrum bırakmak amacıyla onları aptallaştırmaya hazırlanırlar.

Herman Melville’in “Pierre” adlı eseri için Maurice Sendak tarafından yapılan bir çalışma

Tolstoy, alkol ile olan ilişkimiz hususunda bir tehlike işareti olmasının en dramatik fakat en yaygın olmayan sebebin, ahlaksızlığın artışı olduğunu belirtiyor – sıradan insanların vicdanlarının küçük, günlük, değişen tutumuyla da eşit olarak ilgileniyor:

Herkes aptallaştırıcı maddeler kullanmanın, vicdanın sancısının bir sonucu olduğunu bilir ve kabul eder. Ayrıca bazı ahlaksız yaşam biçimleri içerisinde aptallaştırıcı maddeler vicdanı bastırmak için işe alınırlar. Herkes aptallaştırıcı madde kullanımının vicdanı bastırdığını bilir ve kabul eder: sarhoş bir adam, ayıkken aklının ucundan bile geçmeyecek olan işleri yapma kabiliyetine sahiptir. Söylemesi garip; fakat bir aptallaştırıcı kullanımı hırsızlık, cinayet, şiddet ve benzeri gibi eylemlerle sonuçlanmazsa; aptallaştırıcılar bazı suçlardan sonra değil de, suç olarak görmediğimiz işlerle uğraşan adamlar tarafından kullanılırlarsa ve bu aptallaştırıcılar bir kerede fazla miktarda değil de, (belirli bir sebepten ötürü) devamlı olarak küçük miktarlarda kullanılırsa; herkes tarafından bu aptallaştırıcı maddelerin, vicdanı bastırma eğiliminin olmadığı var sayılır.

Tolstoy’un, eğer alkolün etkisi altında herhangi bir suç işlenmediyse, vicdanımıza ya da insanların vicdanlarına herhangi bir zarar verilmemiştir demek istediğini var sayıyoruz. Fakat bu durum da, günlük yaşamlarımızda sarhoş olarak kendimizden – en yüksek benliklerimizden – kaçma biçimlerimizi anlaşılmaz kılıyor:

Fakat bir insan ilk olarak, ara sıra yüksek dozlarda aptallaştırıcı kullanımı bir insanın vicdanını bastırmıyorsa bile, düzenli olarak kullanılmalarının yüksek dozda da olsa düşük dozda da olsa benzer bir etkisinin (beyni daima ilk olarak yoğunlaştıran ve sonra da aktivitelerini donuklaştıran bir etkisinin) olduğunu anlamak konusunda kendisine mazeret uydurmamayı denemesi ve bunu ciddiye alması gerekmektedir. İkinci olarak da tüm aptallaştırıcıların vicdanı bastırma özelliğinin olduğunu ve bu özelliğin etkisi altında cinayet, hırsızlık ve şiddet suçları işlendiğini; konuşulmaması gereken şeylerin konuşulduğunu ya da düşünülemeyecek şeylerin düşünüldüğünü anlamaları gerekmektedir. Üçüncü olarak; eğer hırsızların, soyguncuların ve fahişelerin vicdanlarını bastırmaları için aptallaştırıcı kullanımı gerekiyorsa, aynı zamanda kendi vicdanları tarafından ayıplanan işlerde çalışan insanlar tarafından da bu istenebilir – bu işler diğer insanlar tarafından düzgün ya da onurlu olarak kabul edilebilir. Kısacası; yüksek ya da düşük miktarlarda, düzenli olarak ya da nadiren, toplumun yüksek kesimlerinde ya da düşük kesimlerinde aptallaştırıcıların kullanımının tek ve aynı nedenden ortaya çıktığını, bu nedenin de bir insanın yaşamı ile vicdanının talepleri arasında var olan uyuşmazlığın farkında olmamak amacıyla vicdanı bastırmak olduğunu anlamamak imkânsızdır.

Tolstoy, farklı yaşam dönemlerinde “aptallaştırıcıların” bize farklı biçimlerde çekici gelmesini, zorlu ahlaki problemlerle karşılaştığımız zaman onlara başvurmamızı ve içimizde bu kaçış ve kontrol stratejilerini gereksiz duruma getirebilecek ruhsal durumları beslemek için ne yapılabileceğini inceleyerek devam ediyor.

Recollections and Essays (Anılar ve Denemeler) adlı eserin (İngilizce olarak) e-kitabını bulabilirsiniz.


Brain Pickigns by Maria Popova
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)