DETAYLARI HATIRLAYIN

YENİ HESAP

Annemiz sonlara doğru yapay şeylerden ne denli nefret ettiğine dair konuştu: sentetik kokular ve dokular ve plastikler, vesaire. İpek ve pamuk ve keten ve deriden ve bir de topraktan ve camdan ve taştan hoşlanıyordu söylediği kadarıyla. Atları ve tekneleri de sevdiğini söylüyordu.

“Hepsi geri dönüyor, anne,” dedim ki doğruydu.

O zamanlar hastanemde yirmi at vardı; atlar ve faytonlar ve at arabaları ve vagonlar ve kızaklar. Kendime ait bir atım da vardı: büyük bir Klidestal. Toynaklarını örten altın sarısı tüyleri vardı. Adı Budweiser’dı.

Ve evet, New York ve Boston ve San Francisco limanları da yeniden ormanlarla kaplanmıştı duyduğum kadarıyla. O limanları görmeyeli epey olmuştu.

***

Ve evet, makineler yok oldukça ve dış dünyadan gelen haberler git gide müphemleştikçe, zihnimin fantezi kurmaya düşmanlığının gayet memnuniyet verici şekilde arttığını hissediyordum.

Bu nedenle bir gece, annemizi yatağa tıktıktan sonra odama bir mumla girip şöminemin üstünde oturan başparmağım büyüklüğündeki Çinliyle karşılaştığımda şaşırmadım. Mavi bir ekose ceket ve pantolon giymiş, kasket takmıştı.

Sonradan anlayabildiğim kadarıyla, yirmi beş yıl aradan sonra Çin Halk Cumhuriyetinin Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderdiği ilk resmi elçiydi.

***

Aynı dönemde Çin’e gidip de geri dönen bir yabancı yoktu.
“Çin’e gitmek” intihar için yaygın bir mecaza dönüşmüştü.
Hey gidi...

Küçük ziyaretçim, bağırmak zorunda kalmamak için yaklaşmamı işaret etti. Bir kulağımı ona uzattım. Kıllı ve kulak kiri topaklarıyla dolu tünel, korkunç bir manzaraydı herhalde.

Bana gezgin bir elçi olduğunu ve yabancılar tarafından görülebilir boyda kaldığı için göreve seçildiğini anlattı. Söylediğine göre, ortalama bir Çinliden kat kat büyüktü.

“Artık bizimle ilgilenmediğinizi sanıyordum,” dedim.

Gülümsedi. “Öyle söyleyerek aptallık etmişiz, Dr. Swain,” dedi. “Özür dileriz.”

“Bilmediğiniz şeyler bildiğimizi mi kastediyorsunuz?” dedim.

“Pek sayılmaz,” dedi. “Eskiden bizim bilmediğimiz şeyler bildiğinizi söylüyorum.”

“Neler olabileceğini hayal edemiyorum,” dedim.

“Gayet doğal,” dedi. “Size bir ipucu vereyim: Machu Picchu’daki ikiz kardeşinizden selam getirdim, Dr. Swain.”

“Bu pek de ipucu sayılmaz,” dedim.

“Yıllar evvel siz ve kız kardeşinizin Profesör Elihu Roosevelt Swain’in vazosuna koyduğunuz kâğıtları görmeyi çok isterim,” dedi.

Çinliler, İnkaların bazı kayıp gizlerini bulmaları için Machu Picchu’ya bir keşif grubu göndermişti. Onlar da ziyaretçim gibi, Çin için fazla büyükmüş.

Ve evet, Eliza onlara bir öneride bulunmuş. En az İnkalarınki kadar iyi hatta daha da evlâ gizlerin nerede bulunduğunu bildiğini söylemiş.

“Söylediğim doğru çıkarsa beni ödüllendirmenizi istiyorum,” demiş, “Mars’taki koloninize yapacağım bir yolculukla.”

***

Adının Fu Mançu olduğunu söyledi elçi.

Şöminemin üstüne nasıl çıktığını sordum. “Mars’a nasıl gidiyorsak öyle,” diye cevap verdi.

Çevirmen: Algan Sezgintüredi, Ekin Uşşaklı, April Yayıncılık, s.129-131


Bu pasaj, biryudumkitap.com‘un günlük elektronik posta servisinden alıntıdır.

ÜST