Vajinanıza acı biber değdiğinde ne olur? Finlandiya ataerkil bir distopya devleti mi? (Finlandiya’da neler oluyor?) Amerika’da uluslararası garabet kurgularının çevirileri nasıl durur?

Bütün bu üç (yahut dört) sorunun cevabını Johanna Sinisalo, Finlandiya’nın feminist distopyasını kurguladığı yeni romanı Güneş Çekirdeğinde veriyor. Belki de Finlandiya’nın abartılı yönleriyle kurguluyor. Benim için bunu söylemek zor, çünkü Aki Kaurismaki‘nin filmleri dışında Finlandiya hakkında pek bir şey bildiğim söylenemez.

İlk soruya geri dönelim. Bu sorunun cevabını alternatif Finlandiya’da yapılan uyuşturucu satışlarında, sağlık sorunlarından kurtulmak için biberlerin ilaç olarak kullanılması durumundan öğreniyoruz. Ve cevabı romanın ilk sayfalarında kahramanımız Vera/Vanna (daha sonraları iki isimle de anılıyor) ile bir kapsaisin2 satıcısıyla mezarlıkta karşılaşmasıyla başlayan muazzam mizah ile birlikte ilerliyoruz. Eteğini sıyırdıktan sonra torbacının ekşi kokusuna (spiraea çiçekleri ve katran karışımı) aldırmadan kataloğu parmağıyla işaret ettiğinde sentetiğin etkisine girmişti:

Sıcaklık, parlayan bir köz gibi vücudumdan, vajinamdan ve dudaklarımdan yayılmaya başladı. İlk yaş gözlerimden düştükten sonra kafamın kenarından boynumun aşağısına doğru yöneldi. Kulağıma kan doldu. Uyuşturucu dolarken içime, içre yangınının muazzam koyu kahve tonlarında -neredeyse duyulmayacak bas sesleri çalıyordu.

Uyuşturucu-distopya ilişkisini Cesur Yeni Dünya‘dan veya Margaret Atwood’un spekülatif distopyalarından hatırlıyoruz. Elbette öjenist politika, teknoloji ve şiddet toplumu içeriğiyle bu roman, Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ile mukayese edilmeyi göze almıştı.

Güneş Çekirdeği‘nde kadınlar iki ana gruba ayrılıyor: aptal, erkek delisi, feminen arketip eloi ve daha düşük sınıftan aseksüel morlock. Bu sınıflardan birine “geri dönüşüm pazarında” ayrıcalık sağlanırken diğeri çalışmaya zorlanıyor. “Mascos” (eksik adamın zıttı) grubu ise her iki sınıftaki kadınlara karşı cinayet ve cinsel saldırı yapabilen, bu davranışları sorgulanamayan yabani erkekleri temsil ediyor. Genetik ve sosyal toplumsal cinsiyete dayanan grupların olduğu bu dünya, H. G. Wells’in tahayyül ettiği evrene benzediğini eski usul ikili okumayla görebiliriz. İpuçlarıyla birlikte sonraki sorulara geçebiliriz, ancak önce olaylar.

Hikayenin anlatımı, mektuplar, resmi yazışmalar, sözlükler, hatıralar ve metin parçacıkları –USA üçlemesinin garip bir versiyonu gibi– ile kurnaz neneleri, Aulikki’nin yanında büyüyen iki kız kardeş, Vera ve Mira arasındaki ilişkinin çözümlenmesiyle ilerliyor. Kardeşine yazıp göndermediği mektuplarında Vera, ikisinin küçüklüklerinden itibaren devletin izin verdiği yayınları takip edip geniş zamanda sosyal sınıf hüviyeti kazandırarak kendilerini eloi‘ye dönüştürdüğünden bahseder. Sadece evlilik ve evcimenlik.

Daha sonraları Mira (Eloi sınıfına girdikten sonra adı Manna olacaktır, Vera’nın adı ise Vanna) kız kardeşini, potansiyel eşini elinden aldığını düşünerek kıskanmaya başlar. Kardeşler arasındaki bu rekabet sadece aralarının açılmasına değil, Manna’yı erken bir evliliğe iterek onun Eloileşme sürecini de hızlandırır. Aulikki’nin gizemli ölümünün ardından Manna’nın evliliği erken biterken Vanna da bu durumla başa çıkamaz.

Kısacası, Vanna dişiliğini yenmeye çalışır. Sahiden bir morlock muydu? Sonsuz bir kavganın içinde bulur kendisini, maddi sıkıntısının da bu durumda payı vardır. Yarı masco arkadaşı Jare ile birlikte capsaicin satmaya ve akabinde kullanmaya başlar. Bu yarı dinsel söylemler ve hippi-punk-uyuşturucu üçgeni, romanın esas esin kaynağı diyebileceğimiz Margaret Atwood’un MaddAddam üçlemesiyle benzerlik gösterir.

Hikaye boyunca Güneş Çekirdeği zor soruları cevaplayabilmek için bazı hazır ve alıntı yöntemleri kullanıyor. Misal olarak kadınların sosyal sınıflara ayrılması için yüzlerce yıldır uygulanan öjenik ve sosyal politikaları roman basitçe resmi belgeler üzerinden açıklıyor. (bu belgelerin bir çoğu da “bu imkansız gibi görülebilir, ama…” kalıbıyla başlıyor). Karakterlerin aydınlanması için nispeten naif davranışları, devletin uzun süreli uyguladığı manipülasyona bir eleştiri getirmeliydi, bunu başarabildiğini söylemek de zor. Örneğin, Vanna seksüel özgürlüğü keşfettiğinde sadece düzenli seks yapmaya başlıyor, o kadar.

Yine de Güneş Çekirdeği‘nin temeli kendine özgü detaylar içeriyor. Ataerkil düzenin şiddet eğilimine ayna tutarak bu varlıkları ne zeka ne de mizah unsuru olmadan ikna edebiliyor. Amerika için uzak bir olgu olan “İskandinav Modelinin” gösterişsiz eşitlikçiliğiyle korkunç ve şaşırtıcı sonla biten bir feminist roman, dilimize çevrilirse şayet, okunacaklar listesinin baş köşelerinde yerini alacaktır.

[1] Bust: Kadınlara yönelik Amerikan popüler kültür dergisi
[2] Bibere acı tadı veren madde


Flavorwire By
Çeviren: tabutmag