Thomas Allen Harris’in Through a Lens Darkly: Black Photographers and the Emergence of a People (Karanlık bir Lens Aracılığıyla: Siyahi Fotoğraf Sanatçıları ve İnsanların Ortaya Çıkması) adlı belgeseli 2014 yılında 9 Eylül’e kadar New York Film Forumunda gösterilmişti. Film Forumu şöyle yazmıştı; “Bu film, bir yandan kimliklerini fotoğraf makinasının lensleri aracılığıyla ortaya koymaya çalışan Afroamerikan sanatçıların ve amatörlerin yetenekleri ile ilgili eğlenceli, hayat dolu hisleri ifade ederken bir yandan da ırk ilişkileri tarihi hakkında derin bir biçimde rahatsız edici olan gerçekleri açığa çıkaran bir Amerikan yığınını ifade ediyor”.

Harris, New York Times’a şöyle yazmıştı; “Filmin söylemeye uğraştığı şey şu; etrafımdaki her şey bana değersiz olduğumu söylüyorken ben kendimi gösterebilirim ve de kendimi ve değerlerim olduğunu gösteren yeteneklerimi sevebilirim”. Filmin New York ön gösteriminden esinlenerek bizler de, Afroamerikan tecrübelerini derin ve ilham verici bir biçimde belgelemiş olan 10 önemli Afroamerikan fotoğraf sanatçısının çalışmalarına dikkat çekiyoruz.

James Van Der Zee

Harlem Rönesans’ına ait bir fotoğraf sanatçısı olan James Van Der Zee; 1920ler ve 30lar döneminde meydana çıkan Afroamerikalı orta sınıfın büyüleyici portrelerinde çığır açmasıyla bilinmektedir. Ayrıca gelişen şöhreti, sanatı ve dönemin kültürüne ait müziği de fotoğraflarında yakalamıştı. Sanatçı, üst üste pozlama tekniğini kullanarak fotoğraflarında, hayaletimsi bir biçimde, ölmüş aile üyelerini ya da hayali figürleri (örneğin evli, mutlu bir çiftin gelecekteki hayali çocukları gibi) tasvir etmişti. Fakat eşsiz düzeltme tekniklerinin ve hassas, şiirsel yaklaşım tarzının etkisi çoğunlukla hafife alınmıştı.

Gordon Parks

Sinema hayranları Gordon Parks’ı bir film yapımcısı olarak (ilk Afroamerikalı film yazarı, üretimcisi, yönetmeni ve eleştirmeni olarak) tanıyorlar fakat o aynı zamanda bir fotoğraf efsanesiydi. Parks, Life dergisinde işe alınan ilk Afroamerikalı olmuştu ve bu sayede fotoğrafla ilgili deneme yazıları uluslararası bir biçimde ilgi çekmişti. Gordon Parks Kuruluşu şöyle yazmıştı; “Gordon Parks yirminci yüzyıl fotoğrafçılığının ufuk açıcı figürlerinden birisiydi. Sosyal adalete göstermiş olduğu insancıl ve derin bir adanmışlık ile birlikte Parks ardında ırk ilişkileri, fakirlik, insan hakları ve kentsel yaşama odaklanan, 1940ların başından 2006 yılında ölümüne dek ürettiği, Amerikan kültürünün en önemli yönlerinin çoğunu belgeleyen bir çalışma yığını bıraktı”.

(Fotoğrafın altındaki metin: “Siyahi bir insana veremeyeceğiniz üç şey nedir?”)

Carrie Mae Weems

Weems, 1993 yılında yapılan bir röportajda şöyle demişti; “Politikada da olduğu gibi, sanatta da öncelikli olarak ülkemizdeki Afroamerikalıların statüsü ve yerleri ile ilgileniyorum”. Metin kullanımları, aile tasvirleri ve kendi inşa ettiği imgeler; ırk, cinsiyet ve kimlik meselelerini ele alıyor. Fotoğraf sanatçısı ve arkadaşı olan Dawoud Bey’e “Öyle ya da böyle, benim çalışmalarım durmaksızın geleneğin sınırlarının yanlış olduğunu ispat ediyorlar”, “Birlikte yaşamak için yeni modeller bulmaya kararlıyım”.

Coreen Simpson

Coreen Simpson, New York Afroamerikan gece hayatının çarpıcı, modayı yansıtan portreleri ve 1980lerin hip-Hop erkekleri/kızları portreleri ile tanınıyor. The Fader adlı dergideki bir röportajında şöyle demişti; “Brooklyn’de büyürken Pacific sokağında siyahi bir adam gördüğünü hatırlıyorum; turuncu bir takım elbise giyiyordu ve herkes durmuştu”. Ve şöyle devam etmişti; “Bunu hiç unutmuyorum. Tanrıya benziyordu. Bu 50lerde gerçekleşmişti. O an benim için çok üstün bir andı. Sanki ağır çekimde hareket ediyordu ve aklımı başımdan almıştı. İnsanların kendilerini yansıtma biçimlerini gözlemlerken, kıyafet ve takılar benim için çok önemlidir çünkü bu güçlenmek demektir. Yaptığım her şey benlik sunumu ve güçlenme ile ilgili”.

Lorna Simpson

Simpson’ın sinematik fotoğrafları metin parçaları, vücut imgeler, kolaj ve ırk ile cinsel kimlik meselelerine hitap etmek için kullanılan kişisel açıklamaları ile birlikte; deneysel filmlerin karelerini anımsatıyor. Aynı zamanda geçmişten ve gelecekten Afroamerikalı kadınların imgelerini karşılaştırarak, paylaşılan tarihe de ilgi duyuyor. Sanatçı Coco Fusco ile yapmış olduğu bir röportajında şöyle demişti; “Fotoğrafa ilgim her zaman bir filme olan ilgim ile eşit olmuştur; özellikle de filmlerde yapısal olarak inşa edilen bölümler ile”. “Çalışmalarım daima resim ile metnin ilişkisiyle ve bunlara bakan kişinin bu ilişkiyi görme biçimiyle oynadığı için, film bana bunun çok katmanlı bir versiyonunu sağlamış oluyor”.

Jamel Shabazz

Fotoğrafçılığı kendi kendine öğrenmiş olan fotoğraf sanatçısı Jamel Shabazz; tasarlanan, cesur fotoğraf kareleri aracılığıyla New York’ta 1970ler ve 80lerdeki hip-hop tarzı ve kültürünü belgeledi. Fotoğrafları hakkında şöyle demişti; “Onlara yaklaşıp şöyle diyorum; ‘Afedersin, kardeşim. İsmim Jamel Shabazz ve ben bir fotoğrafçıyım. Seni gördüğümde, mükemmellik görüyorum. Geleceği görüyorum'”. Wild Style’ın yönetmeni olan Charlie Ahearn, Fab 5 Freddy ve KRS-One gibi sanatçıların görüntüleriyle fotoğrafların ardındaki hikâyeleri paylaşarak Jamel Shabazz Sokak Fotoğrafçısı adlı belgeselinde o dönemi belgelemişti.


P.H Polk

Polk, Afroamerikalı fotoğraf sanatçısı C.M. Battey ile birlikte çalışarak Alabama’daki Tuskegee Enstitüsüne gitmişti fakat ırkından dolayı fotoğraf okulundaki çalışmaları engellenmişti. Bunun yerine bir mektupla öğretim sürecini tamamladı ve sonunda kendi stüdyosunu açarak Tuskegee’nin resmi fotoğrafçısı haline geldi. 1930larda güneyin kırsal kesimindeki Afroamerikalı fotoğrafları, oradaki vatandaşları saygınlık ve duyarlılık ile tasvir etmişti. 1932 yılında en çarpıcı portresi olan The Boss (Patron) adlı fotoğrafını yarattığında Polk şu şekilde güçlü bir açıklama yapmıştı:

Kendi sakinliği ile tasvir edilmek: kendine güvenen, çok çalışan, maceracı, iddialı ve sert. Bir açıdan bu poz ve onun ifadesi, güvenilir ve güçlü ifadesi; benim cesaretlendirme taktiklerimin sonucunda ortaya çıkmadı. Kendi kıyafetlerini giyiyor. Mağduriyetin altına gizlenmemiş. Acınacak bir halde değil; bu yüzden, acınası bir çevrede tasvir edilmedi. Yardıma muhtaç değil ve sevimli değil. Bunun yerine özgürlük ifadeleri gösteriyor ve görüntüsü çok güçlü; ayrıca başlıkta da belirtildiği gibi, o bir patron.

James Presley Ball

Köleliğin kaldırılmasından yana olan, stüdyo sahibi, köleliğin bitirildiğini açıklayan yasanın 25inci yıldönümü kutlamasının resmi fotoğraf sanatçısı ve gümüşlü levha üzerine çekilen fotoğraflarıyla ünlü James Presley Ball; Charles Dickens, Ulysses S. Grant ve Kraliçe Victoria gibi meşhur figürlerin fotoğraflarını çekmişti.

Eli Reed

Kariyerlerinin doruğunda, 1980lerde, Run-D.M.C’nin fotoğraflarını, Million Man March eylemini, Crown Heights isyanlarını ve 44 yıl boyunca diğer uluslararası olayları fotoğraflamıştı. Eli Reed, Magnum Ajansı tarafından tam zamanlı olarak işe alınan ilk Afroamerikalı fotoğraf sanatçısı olmuştu. Black in America (Amerika’da Siyahlık) adlı kitabı okumaya değer bir eser

Roy DeCarava

Modern Sanat Müzesinin baş fotoğraf yöneticisi olan Peter Galassi, Roy DeCarava için şöyle demişti; “Harlem’deki günlük hayata içeriden bakıyordu; sosyolojik ya da politik bir araç gibi değil. Ondan önce, siyahi ya da beyaz herhangi bir fotoğraf sanatçısı, sıradan yerli hayatını gerçekten bu kadar akıllıca ve kibarca, güçlü bir biçimde gösterememişti”. Sanatçı, 1982 yılında şöyle demişti; “İlgimi çeken şeylerden birisi, buradaki siyahi insanların ciddi ve sanatsal bir açıdan resmedilmiyor olmalarıydı”.


Flavorwire By Alison Nastasi
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)