Dans, müzik… – sade hayatlarımızda sakince uyumakta olan – bazı vahşi içgüdüleri uyandırır, yüzyılların uygarlığını bir saniyede unutursunuz ve sizi odada delicesine döndüren bu garip tutkuya karşı koyamazsınız.

Helen Keller, ilk dans deneyimi üzerine “Ah, ne kadar mükemmel! Ne kadar da zihine benziyor!” demişti. Edna St. Vincent Millay arkadaşına yazdığı bir mektupta “Tatlı Efendimiz İlham Perisi; kelimelerimi bağışla, ama şiir bile müziğe benzemiyor” diyor. Susan Sontag ise günlüğünde şöyle diyor; “Twyla Tharp beni bir kadın olmaya razı ediyor… Cinsiyet ayrımı yapmayan bir dans – kendi enerjilerine, öznelerine ve nesnelerine sahip güçlü kadınlar; erkekler ile oynuyorlar – onlardan korkmuyorlar.”

A Passionate Apprentice: The Early Journals, 1897-1909 (Tutkulu Bir Çırak: İlk Dergiler, 1897-1909) isimli kitap bizlere genç Virginia Woolf’un imitasyon-sanat ve insan zihninin görkemi üzerine düşüncelerini sunarak, görünürde çekingen olan yazarın az bilinen bir özelliğini yakalıyor: müzik ve dans aşkı.

1903’de yazılmış, “A Dance at Queen’s Gate” (“Queen’s Gate Sokağında bir Dans”) isimli – ve buraya orijinal yazımını koyduğumuz – bir deneme yazısında 21 yaşındaki Virginia şöyle yazıyor:

Neredeyse iki saat önce, yatağa gittiğimde, bir düğünün işareti olarak algıladığım sesi duydum. Bir keman sesi çıktı, yüksek tonda insan sesleri ve kahkahalarının gürültüsü vardı. Bu bana çocukken gece yarısında nasıl uyandığımı hatırlatmıştı: Bana saat 8 ya da 9 gibi gelmişti – gerçek zannettim ve bir gece yarısı çalan org sesi gibi garip ve berbat bir müzik duydum ve öyle korktum ki yanımdaki karyolaya doğru emekledim. Fakat bu tür saçma bir korku için çok büyüktüm; tamamen uyandığım zaman bunu tam olarak düşünebilen hassas zihnim o sesin keman sesi olduğuna ve bunun da bir balo işareti olduğuna kadar verdi – balo bizim sokağımızda değildi; Queen’s Gate sokağındaydı – evlerin oluşturduğu yüksek binalar dizisi ahırlara bir arka plan oluşturuyordu. Müzik sesi gittikçe yükselmiş, gittikçe ritmik bir hal almıştı – gece çöktükçe ve Londra’nın uğultusu azaldıkça – ben de penceremi açtım, soğuk havaya doğru eğildim ve müzik sesinin geldiği evin aydınlığını gördüm.

Şimdi ise bir saattir onu dinliyorum. Müzik duruyor – konuşma sesi, kadınların seslerindeki ince kahkahaları duyuyorum – festivaldeki erkeklerin daha derin notalarını. Çiftlerin balo odalarından, küçük lambalarla süslenmiş balkonlara dolaştıklarını neredeyse görebiliyorum. Ahırların tam karşısından bana bakıyorlar. Müzik tekrar başladı – aman tanrım – valsın dönüşleri ve hareketleri bana yatağımdan hemen kalkıp ben de dans edebilirmişim gibi hissettiriyor. Bu dans müziğinin sahip olduğu özelliktir – diğerlerinin değil: bazı vahşi içgüdüleri uyandırır, yüzyılların uygarlığını bir saniyede unutursunuz ve sizi odada delicesine döndüren bu garip tutkuya karşı koyamazsınız – her şeyden bihaber bir şekilde müzik ile sallanmalısınız – içeriye ve dışarıya, daireler çizerek – kemanların girdapları ve sarmalları içerisinde. Sanki hızlı bir su akıntısı onunla birlikte içinizden geçiyormuş gibi. Bu sihirli bir müzik. Burada engeller azalıyor; tutkulu ve pişman, fakat hep aynı nabızda. Dans etmenin gururunu biliyormuşçasına dans ediyoruz. Kederlerimizi boğmak için dans ediyoruz – ama dans edin, dans edin – eğer durursanız kaybolursunuz. Bu gece delireceğiz – hafifçe dans ederek – tempo yükseldikçe, hareketlendikçe kalplerimizi besleyeceğiz – umursamaz, cüretkârca. Bir insan zamana adım attığında – bir insanın tüm vücudu ve zihni de dans ediyorken – bundan başka ne önemli olabilir ve bunu ne durdurabilir ki?

Dinomania: (isim) dans etmeye karşı duyulan dayanılamaz dürtü / Polly M. Law’un Word (Kelime) projesinden bir sanat çalışması.

Müziğin yapısı üzerine küçük bir derin düşünceden sonra müziği “ritmin, garip ve kendi başına bir sesin dehşet yüksekliği” olarak belirterek, Woolf kendisini gece gökyüzünün yoğun karanlığından dolayı tükenmiş ve bitkin hissediyor, sonra da dansın neşesine geri dönüyor. Fakat bu kez bir melankoli gözlemcisi olarak dans eden kalabalığın karanlık ve zombiler gibi bir resmini çiziyor:

Yine müzik! Birisinin bu yorucu vals müziğine son verdiğini ve gece boyunca belirli aralıklarla devam edeceğini düşünmeye başladım. Şu anda kimsenin dans etmediğinden eminim – ya da solgun hayaletler gibi dans ediyorlar çünkü müzik devam ettiği sürece dans etmeliler – onlar için bir çözüm yok. Azalıyormuş gibi görünen daha önceki müzik kuşkusuz şimdi güç topladı – şimdi daha da yüksek – daha da hızlı dönüp duruyor – şimdi, dansı kimse durduramaz. Müzik onları içine çekiyor. Ve ne kadar da yorgun görünüyorlar – solgun erkekler – bitkin kadınlar – buruşuk ipek kumaşlar ve ezilmiş çiçekler. Onlar artık dansın efendisi değiller – dans onları teslim aldı. Ve bütün haz ve hayat onu terk etti ve o şeytanca, kıvrılan öfkeli bir yılan, zorluk ve ıstırap içerisinde kıvrılan, ve eğrilmeleri içerisinde çelimsiz dansçıları ezen. Değişimi getiren şey neydi? Gün doğumuydu.

A Passionate Apprentice (Tutkulu Bir Çırak), Virginia Woolf’un sesinin geride kalan tek kaydı ve kitabın geri kalanında onun kitap okumak, filmin dili, günlük tutmanın yaratıcı faydaları üzerine düşünceleri de bulunuyor.


Brain Pickings by Maria Popova
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Bir şeyler söylemek için içeride olman gerek.