“İçimdeki sen’e baktığımda hala sıcak, mutlu ve huşunetle minnettar hissediyorum”

Aşk mektuplarının, özellikle seçkin aşk mektuplarının bir hayranı olarak, Anna Holmes’un Cehennemin Kürkü Yok: Kadınlar Tarafından Yazılmış Ayrılık Mektupları’yla büyülenmiş buluyorum kendimi. Onlarca yüzyıl içerisinde, Sylvia Plath ve  Anaïs Nin gibi en çok sevilen kadınlar da dahil olmak üzere, tanınmış, tanınmamış kadınların yazdığı dokunaklı mektupların özenli bir koleksiyonu olan bu kitap öfke dolu, “sadece arkadaş”, evliliğin reddi, gönderilmemiş mektuplar gibi temalara ayrılmış.

Antolojideki en coşkulu mektuplardan bir tanesi Fransız yazar, feminist, entelektüel ve varoluşçu filozof; bir kült eser olarak addedilen İkinci Cins’in yazarı Simone  de Beauvoir’a ait. De Beauvoir, Chicago ziyaretinde, en iyi Altın Kollu Adam isimli kitabıyla tanınan Nelson Algren ile bir ilişkiye başladı ve ikisi birkaç sene için uzak mesafe bir aşk yaşadı.  Ancak birbirlerinden uzak kalmanın gerginliği, en sonunda Algren’in canına tak etti ve 1950 yılında, hayatında kalıcı olacak birini istediğini belirterek bu ilişkiden geri adım attı. (1953 yılında eski eşi Amanda Kontowicz ile tekrar evlendi)

Simone De Beauvoir’un ayrılığı görüşmek üzere Nelson’ı Chicago’da ziyaret edişinden sonra Paris’te, 1950 Aralık ayında yazılmış bu mektup gösteriyor ki, sevdiği adama karşı hissettiği özlem, dindirmeye çalıştığı acısıyla doygunluğa ulaşmış. Sevilen kişi biraz uzaklık talep ettiğinde ona bunu verebilmek büyük bir test ve aşkın trajedisidir:

Buz gibi bir öfke içinde olmaktan daha çok kupkuru bir üzüntü içindeyim; bu ana kadar gözlerim kupkuru kaldı tütsülenmiş bir balık gibi; fakat kalbim pis, yumuşak bir muhallebi.

(…)

Üzgün değilim. Daha çok, sersemledim ve senin şimdi benden çok ama çok uzaklarda olduğuna inanmayı reddederken kendimden uzaklaştım. Gitmeden önce sana sadece iki şey söylemek istiyorum ve söyledikten sonra söz veriyorum bir daha bunun üzerine tek kelime etmeyeceğim. Birincisi, çok içten diliyorum ki bir gün seni tekrardan görürüm, seni tekrar görmeye ihtiyacım var. Fakat lütfen şunu hatırla; seni tekrar görmeyi rica etmiyorum senden, bunun zaten senin yanında hiç var olmayan gururumla bir ilgisi yok, ancak yalnızca sen istediğin zaman görüşmemizin bir anlamı olacak. Bu yüzden, bekleyeceğim. İstediğin zaman söyle. Beni sevdiğini, hatta benimle yatmak istediğini bile düşünmeyeceğim. Çok uzun süre bir arada kalmak zorunda da değiliz. Sadece içinden geldiği zaman, senin istediğin gibi. Ama şunu da bil ki bana bir gün geleceğini daima umut edeceğim.  Hayır, seni bir daha görmeyeceğimi düşünmemeliyim. Aşkını kaybettim ve bu çok acı verdi-veriyor ama seni kaybedemem. Her neyse, Nelson bana çok şey kattın. Bana öyle şeyler kattın ki onları geri alabilmen artık mümkün değil. Sevecenliğin ve dostluğun benim için o kadar değerliydi ki içimdeki sen’e baktığımda hala sıcak, mutlu ve huşunetle minnettar hissediyorum. Umarım bu sevecenlik ve dostluk beni asla arkasında bırakmaz. Bana gelince, bunları söyleyebilmek gerçekten şaşırtıcı ve dolayısıyla utanıyorum fakat gerçek bu. Hayal kırıklığına uğramış kollarına beni aldığında seni nasıl seviyorsam, şimdi de öyle seviyorum; yani tüm varlığım ve kirlenmiş kalbimle, seni asla daha az sevemem. Bu seni rahatsız etmesin. Mektup yazmayı bir çeşit görev haline getirme, sadece beni mutlu edeceğini aklına tutarak istediğin zaman yaz bana.

Ah… bütün sözcükler çok aptalca geliyor. Sen, çok yakın görünüyorsun, çok yakın. Benim de sana yakın olmama müsaade et. Tıpkı eski günlerdeki gibi, kalbinde olmama izin ver.

Yalnızca senin Simone’un.

 


Çev: Hande Karataş
(tabutmag edebiyat dergisi özel sayı -I)

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.