Şair, roman yazarı, mitoloji uzmanı, deneme yazarı ve çevirmen Robert Graves (24 Temmuz 1895–7 Aralık 1985) özgür ruhunun kanatları üzerinde taşıdığı keskin zekâsı ve dehasına eş değer deliliği ve azmiyle geçen yüzyılın en etkileyici sanatçılarındandır. Jorge Luis ona ‘üst ruh’ derdi. Virginia Woolf bir gün onun kapısına gelen Robert Grave’i bir gazeteci ya da korkutucu bir hayran sanmıştı. “Gözleri sürgülüydü, mavi bir bluz giymişti. Sık ve kalın saçlarını havaya dikmişti. Şapka takmamıştı.”

1963 yılında Graves –zamanın en bilindik yüzlerinden ve uluslararası bir seks ikonu olan- İtalyan aktris, foto muhabiri ve heykeltıraş Gina Lollobrigida ile oldukça önemli bir sohbet için bir araya gelmişti. Şiirden cinsiyete, cinsiyetten edebiyat alanındaki zararlı reklamcılığa kadar pek çok konuyu tartışmışsalar da konu dönüp dolaşıp yine aşka, Grave’in şiirlerinin genel konusu oluşturan o şeye gelmişti.

“Aşıklara Nasihatler”i kaleme aldıktan yaklaşık yarım bir yüzyıl sonra Graves tarihte yapılmış en etkileyici aşk tanımını Lollobrigida ile paylaşıyordu:

Aşk ve onur. Bu ikisi çok büyük şeyler ancak şimdi kararmış ve çürümüş haldeler. Bugünlerde aşk yalnızca seks ve duygusallık olarak biliniyor. Halbuki aşk gerçeğin farkında olmak, diğer insanın bütünlüğünün farkında olmak ve bunlarla uyumlu her gerçeğin farkında olmaktır – diğer kişide olduğunu fark ettiğin nitelik her ikinizi de parıldatacak şeydir. Aşk budur…

Bireyselliğin farkındalığıdır ve aşk vermek, vermek ve vermektir… karşılığında hiçbir şey beklemeden. Bunları yapabilene dek aşık olduğunu söyleme.

Aşk ve şehvet arasındaki bu önemli fark Graves’in pek çok şiirinin konusunu oluşturuyordu.

ÖPÜCÜK

Titrek ve heyecanlı mısın
aşkın fısıltısıyla
bir sözcüğün esiriyken
zaman hiç durur mu
onun ılık gri gözleri
gökyüzüne açılırken
ve saçlarındaki bulutlar
fırtına gibi eserken

Sonra öptüğün o dudaklar
ateş ve ayaz olur
Ve bembeyaz bir sis
vardır şimdi muğlaklığın bir dileği
her şey doğduğu yere dönsün
solsun su, hava ve toprak
ve ilk güç yürüsün boş ve kurak arazinin üzerinde

Aşk bu mudur? Hayır, bu ölümdür
bir tutku, bir haykırıştır
derin bir nefestir
bir kükreyiştir,
bir kez elinden uçup gittiğinde
yalnızsındır,
umutsuz, yaşamsız,
zayıf bir et ve acınası kemikler.


Çeviri: Hande Karataş (tabutmag)