Bu akşam birimizin aklına esse de, başına bir miğfer oturtup, sırtına bir zırh geçirip, elinde mızrakla kentte dolaşmaya çıksa, büyük bir olasılıkla geceyi geçireceği yer tımarhane ya da karakol olur. Neden? Geleneğimiz, göreneğimiz öyle değildir de ondan. Buna karşılık, aynı şeyi bir karnaval günü yaparsa en güzel kıyafet ödülünü kazanması işten bile değildir. Neden? Çünkü o bayramlarda kılık değiştirmek gelenektir, görenektir.

Öyle ki giyinmek gibi pek insani bir eylemi bile kendi içimizden geldiği gibi yapamayız, salt görenek öyle diye şu biçimde değil de bu biçimde giyiniriz. Demek ki alışılmışı, gelenek olanı öyle yapılır diye yapıyoruz.

İyi de, o yapılanı yapan kim? Aa, herkes işte. Tamam da, herkes kim? Aa, tüm diğerleri, hiçbir belli kimse değil. Böylece yaşamlarımızın muazzam bir diliminin zevk için, içimizden geldiğinden ya da kendi kararımızla değil de, herkes yapıyor diye yaptığımız şeylerden oluştuğu sonucuna ulaşıyoruz; tıpkı daha önce devletin yaptığı gibi, şimdi herkes bizi bizden değil kendisinden kaynaklanan insani edimlere zorlamakta.

Dahası var: Yaşamımızda şeylerin ne oldukları üstüne edinmiş bulunduğumuz düşünceler doğrultusunda davranırız. Ama yaşamımıza eşlik eden ve temel olan fikirlerin ve kanıların bir bilançosunu çıkaracak olursak, şaşkınlıkla fark ederiz ki birçoğunu -belki de çoğunluğunu- hiçbir zaman kendi kafamızla, gerçekliklerinin tam ve sorumlu berraklığıyla düşünmemişizdir, başkalarından işittiğimiz için düşünmüşüzdür, öyle söylendiğini duyduğumuz için de söylüyoruzdur. İşte burada tuhaf bir kişisizliğin belirlisi olan o -ir eki var, sanki bizim içimize yerleşmiş, bizim bileşenimiz olan, bizim yalnızca dile getirdiğimiz fikirleri düşünen birini anlatıyor.

Pekâlâ. Öyleyse, söylenir dediğim şeyi söyleyen kimdir? Hiç kuşkusuz, içimizden her birimiz, ama o “söylediğimiz şeyi” söyleyişimiz tıpkı polis memurunun yolumuzu kesmesi gibidir; kendi hesabımıza değil, o ele avuca gelmez, belirsiz ve sorumsuz özne hesabına söylüyoruzdur, herkesin, toplumun, topluluğun hesabına.

Kendi bireysel zihin berraklığımdan değil de, söylenen şeyleri ve yürütülen fikirleri yineleyerek yaşadığım oranda, yaşamım benim yaşamım olmaktan çıkar, olduğum son derece bireysel kişi olmaktan çıkarım, toplum hesabına hareket ederim; bir toplumsal robot olurum, artık toplumsallaşmışımdır.


Ortega y Gasset
İnsan ve ‘Herkes’ (sayfa 195-196)

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.