1945 yılında Fransız Matematikçi Jacques Hadamard matematikçilerin fikirleri nasıl icat ettiğini keşfetmeye koyuldu ve edindiği bilgileri Matematikçinin Aklı isimli kitapta topladı. Kitap hem matematikçinin kendi deneyimleri hem de birinci elden Claude Lévi-Strauss ve Albert Einstein gibi önemli bilim insanlarının deneyimleri aracılığıyla keşif sürecine içgözlem niteliği taşıyordu. Ancak Hadamard’ın tezini yazma sürecinde asıl ortaya çıkardığı yaratıcı aklın hangi disipline bağlı olursa olsun çalışma biçimi ve tüm icatların genel psikolojik payandalarıydı.

Araştırma sürecinde Hadamard, Mozart’ın – çok erken yaştan itibaren yaratıcı yaşamla iç içe olan – ideleştirme ve fikirlerini düzenleme sürecini ayrıntılarıyla açıkladığı bir mektubundan alıntı yapıyor.

Aşk mektuplarında hissedilen aynı tutkuyla Mozart, yaratıcılık sorununa yanıt arıyor ve fikirlerinin kökenini değerlendiriyor:

Kendimi iyi hissettiğim ve keyifli bir mizaçta olduğum zaman ya da iyi bir yemekten sonra yürüyüşe çıktığımda ya da uyuyamadığım gecelerde umut edebileceğiniz kadar kolay bir şekilde düşünceler aklıma geliyor. Fakat nereden ve nasıl geliyorlar? Bilmiyorum ve doğrusu bunu bilmekle işim olmaz. Hoşnut olduklarımı aklımda tutarım ve üzerinde harıl harıl çalışmaya başlarım. Ana fikir bir kez oluştu mu, başka bir melodi aklıma gelir ve kendini ilk melodiye bağlar ve bir bütün olarak kompozisyonun gerektirdiği biçime girer.

Melodilerin harmanlanması, her enstrüman ve kısım halindeki melodiler en sonunda bir eser oluşturur.

Şair Mark Strand’ın yaratıcı çalışmanın elektrik akımını keşfetmesinden tam 200 yıl önce ve Tchaikovsky’nin yaratıcılığın pahabiçilmez mutluluğunu yazmasından yaklaşık bir asır önce, Mozart onlarınkine benzer bir deneyimi tarif ediyor:

Daha sonra tüm ruhum ilhamla ile yanıp kavruluyor, bir şey dikkatimi dağıtmadıkça. Eser büyümeye başlıyor; ben onu büyütmeye devam ediyorum. Ne kadar uzun olursa olsun kompozisyon kafamın içinde bitene dek onu kurgulamayı sürdürüyorum. Daha sonra düzenleyeceğim bölümleri mercek altına tuttuğumda, sonuç her zaman başarılı görünmüyor ancak imgelem gücümün bana izin verdiği ölçüde aklımdaki bütünlük sağlanmış oluyor.

Mozart, daha sonra çoğu yaratıcının “bir illüzyon” olarak adlandırdığı özgünlük sorununa değiniyor. Ancak büyük bestekar için özgünlük – dolayısıyla yaratıcı itkinin bütünlüğü- parmak izlerimiz gibi bireyselliğimizin sabit bir parçası:

O zaman, nasıl olurda, kompozisyonlarım bir başkasını değil de Mozart’ın kendisini karakterize eden biçim ve şekilleri ortaya koyuyor? Burnumun büyük ve kancalı olması Mozart’a özgü bir durum, bir başka adama değil.

Bu nedenle özgünlüğü pek hedeflediğim söylenemez. Daha çok kendi biçimimi tarif etmekte güçlük çekiyorum. Kendine özgü özellikleri olan insanların dış görünüşte olduğu gibi iç görünüşte de farklı olmaları doğaldır.


Çev: Hande Karataş

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.