BİRİNCİ SAHNE

(Gelin evinin girişi. Arkada büyük bir kapı. Gecedir. Gelin girer; üzerinde, danteller ve işlemeli kurdelelerle süslü, kırmalı bir beyaz jüpon, bir de kolsuz beli sıkmalı beyaz bir iç etek vardır. Hizmetçi de aynı şekilde giyinmiş­tir.)

HİZMETÇİ: Şuracıkta tarayayım saçını.

GELİN: Orası pek sıcak, durulacak gibi değil.

HİZMETÇİ: Bu memlekette, şafak vakti bile serinlemiyor ortalık.

(Gelin, alçak bir iskemleye oturur, ufak bir el aynasına bakar. Hizmetçi, onun saçını tarar.)

GELİN: Bol ağaçlı bir yerden gelmiş anam, verimli bir memleketten.

HİZMETÇİ: Hem de ne mutluydu!

GELİN: Ama burada çürüyüp gitmiş.

HİZMETÇİ: Yazgı.

GELİN: Hepimizin burada çürüyüp gittiğimiz gibi. Ateş salıyor duvarlar. Ayy! O kadar çekme!

HİZMETÇİ: Şu dalgayı daha iyi yerleştireyim diye uğra­şıyorum da. Alnına düşsün istiyorum.

(Gelin, aynada kendisine bakar.) Ne kadar güzelsin! Ah! (Gelini tutkuyla öper.)

GELİN (ciddi): Sen taramana bak.

HİZMETÇİ (tarayarak}: Ne mutlu sana, bir erkeğin boy­nuna sarılacaksın, öpeceksin, ağırlığını duyacaksın onun.

GELİN: Suss.

HİZMETÇİ: En güzel tarafı da, uyandığın zaman onu ya­nında duyman olacak, omuzlarını soluğuyla okşaması olacak, bir küçük bülbül tüyü gibi tıpkı.

GELİN (sert): Susar mısın?

HİZMETÇİ: Ama yavrum, evlilik dediğin ne ki? Budur evlilik, başka bir şey değil. Şekerlemeler mi, çiçek de­metleri mi? Yoo. Pırıl pırıl bir yatak ve bir erkekle bir kadın.

GELİN: Ama sözünü etmemek gerekir.

HİZMETÇİ: O da başka. Oldukça tatlı ama.

GELİN: Ya da oldukça acı.

HİZMETÇİ: Çelenk tam tepende parıldasın diye, buradan alıp şuraya takacağım portakal çiçeklerini.

(Portakal çiçeklerini Gelinin üzerinde dener.)

GELİN (aynada kendisine bakarak): Ver onu bana.

(Çelengi alır, bakar, umutsuz, öne düşer başı.)

HİZMETÇİ: Neyin var yine?

GELİN: Beni yalnız bırak.

HİZMETÇİ: Üzülmenin sırası değil şimdi. (Yüreklendirerek) Çelengi bana ver. (Gelin, çelengi alıp fırlatır.)

Yavrum! Çelengi böyle yere atmakla, Tanrı’nın öfkesini üstüne çekmiş olursun ancak. Kaldır başını!  Evlenmek istemiyor musun? Söyle. Vaz geçebilirsin daha.

(Gelin ayağa kalkar.)

GELİN: Fırtına bulutları. Yüreğime işleyen soğuk bir yel. Bunu duymamış var mı?

HİZMETÇİ: Yavuklunu seviyorsun, değil mi?

GELİN: Seviyorum.

HİZMETÇİ: Evet, evet. Sevdiğine eminim.

GELİN: Ama bu çok önemli bir adım.

HİZMETÇİ: Bu adımı atmak zorundasın.

GELİN: Söz verdim bile.

HİZMETÇİ: Çelengi takayım.

GELİN (oturur): Çabuk. Şimdiye dek gelmeliydiler.

HİZMETÇİ: Yola çıkalı en az iki saat olmuştur.

GELİN: Kilise buraya ne kadar?

HİZMETÇİ: Dereden gidersen beş fersah, yoldan gidersen onun iki katı.

(Gelin kalkar; Hizmetçi, ona baktıkça heyecanlanır.)

HİZMETÇİ:

Uyan gelin uyan derim sana,
düğün sabahındır, uyansana!

Bütün ırmakları dünyanın,
gelinlik tacını kaçırırlar bakarsın!

GELİN (gülümseyerek): Aman sen de!

HİZMETÇİ (Gelini coşkuyla öpüp çevresinde oynayarak) :

Uyan
çiçeklenen defnenin
o taze demetiyle.

Uyan
defnelerin
gövdesiyle dallarıyla!

(ön kapı mandalının çıkardığı ses duyulur.)

GELİN: Aç kapıyı! İlk konuklar olsa gerek.

(Ayrılır. Hizmetçi kapıyı açar.)

HİZMETÇİ (şaşkınlık içinde ): Sen misin?

LEONARDO: Evet, benim. Günaydın.

HİZMETÇİ: İlk gelen ha!

LEONARDO: Ben davetli değil miyim?

HİZMETÇİ: Davetlisin.

LEONARDO: Onun için geldim.

HİZMETÇİ: Karın nerede?

LEONARDO: Ben atla geldim. O yoldan geliyor.

HİZMETÇİ: Kimseye rastlamadın mı?

LEONARDO: Ben atımla geçtim onları.

HİZMETÇİ: Öyle koştura koştura çatlatacaksın o atı.

LEONARDO: Varsın gebersin!

(Sessizlik.)

HİZMETÇİ: Otur. Daha kimse kalkmadı.

LEONARDO: Gelin nerede?

HİZMETÇİ: Şimdi onu giydirecektim.

LEONARDO: Gelin! Mutlu olsa gerek!

HİZMETÇİ (konuyu değiştirerek): Çocuk nasıl?

LEONARDO: Hangi çocuk?

HİZMETÇİ: Oğlun.

LEONARDO (hatırlayarak, düşteymiş gibi): Haa!

HİZMETÇİ: Onu da getiriyorlar mı?

LEONARDO: Hayır.

(Sessizlik. Uzaktan uzağa türkü söyleyen sesler.)

SESLER:

Uyan gelin uyan derim sana,
düğün sabahındır, uyansana!

LEONARDO:

Uyan gelin uyan derim sana,
düğün sabahındır, uyansana!

HİZMETÇİ: Konuklar. Oldukça uzaktalar daha.

LEONARDO: Gelin, kocaman bir çelenk takınacak, – değil mi? Ama o kadar büyük olmaması gerekir. Biraz daha küçüğü ona daha çok yakışır. Güvey, göğse takılan portakal çiçeğini getirdi mi ona?

GELİN (görünür, hâlâ jüpon ve çelenkli): Getirdi.

HİZMETÇİ (sert): Çıkma öyle!

GELİN: Ne zararı var? (Ciddî.) Portakal çiçeğini getirip getirmediklerini ne diye soruyor­sun? Bir niyetin mi var?

LEONARDO: Yoo. Ne niyetim olsun?

(Gelin’e yaklaşarak)

Sen, sen beni bilirsin; bir niyetim olmayacağını bilirsin. Söylesene. Senin gözünde benim ne değerim var ki öteden beri? Aç da yenile anılarını. Ama bir çift öküzle kötü bir kulübecik nedir ki… İşte seni korkutan!

GELİN: Buraya ne yapmaya geldin?

LEONARDO: Düğününü görmeye.

GELİN: Benim seninkini gördüğüm gibi tıpkı!

LEONARDO: Kıskıvrak bağladın beni, senin elinle yıkıldım. Ah, beni öldürebilirler, ama tüküremezler bana. Ama para, o parıl parıl yanan para bile tükürür bazen.

GELİN: Yalancı!

LEONARDO: Konuşmak istemiyorum. Öfkeli adamın biriyim ben; bütün şu tepeler sesimi işitmesinler diye, bağırmak istemiyorum.

GELİN: Ben senden çok bağırırım.

HİZMETÇİ: Bu türlü konuşmayı kesmelisiniz. (Gelin’e) Olmuş bitmiş şeylerin sözünü etmek zorunda değilsin. (Hizmetçi, diken üstünde, kapıları kollar.)

GELİN: Hakkı var. Seninle konuşmam bile doğru değil. Ama buraya beni seyretmeye düğünümü gözetlemeye, kim bilir ne niyetle portakal çiçeklerini sormaya gelmen, ta yürek­ten kırıyor beni. Git, kapıda karını bekle.

LEONARDO: Peki seninle karşılıklı konuşmak da mı yok?

HİZMETÇİ (öfkeli): Hayır, hayır, yok!

LEONARDO: Evlendiğim günden beri gece gündüz düşünü­rüm, acaba kabahat kimdeydi derim; her düşünüşüm­de de, eskisini yutuveren yeni bir kabahat çıkar; ama her zaman bir kabahat kalır ortada!

GELİN: Altında atı olan adam neler bilmez, çölde kalakal­mış bir kızın hakkını çiğnemek için neler yapamaz! Ama benim gururum var. İşte bunun için evleniyorum. Her şeyden çok sevmem gereken kocamla dört duvar arasına kapanmak için.

LEONARDO: Gururun, şu kadarcık yardımı dokunmaz sana.

(Gelin’e yaklaşır.)

GELİN: Yaklaşma bana!

LEONARDO: Arzuyla yanıp ses çıkarmamak, kendimize verebileceğimiz en büyük cezadır. Gurur ne işime yaradı benim, seni görmemek, gecelerce uykusuz bırakmak seni? Hiçbir işime yaramadı! Ateşi üstüme yağdırmaya yaradı ancak! Zaman yaraları kapatır, duvarlar sır sak­lar sanıyorsun, ama doğru değil, doğru değil! Bir şey içine, ta derinlerine işledi mi bir kez, kimse söküp atamaz artık.

GELİN (titreyerek): Seni dinleyemiyorum. Sesini dinle­yemiyorum senin. Bir şişe anason içmişim de, güllerden bir yorgana sarınıp uyuyakalmışım sanki. Sesin beni çe­kip duruyor, biliyorum boğulacağımı, yine de izleyip duruyorum bu sesi.

HİZMETÇİ (Leonardo’yu cebinin kapağından kavrayarak): Hemen gitmen gerek!

LEONARDO: Bu onunla son konuşmam olacak. Hiçbir şeyden korkma.

GELİN: Biliyorum, delinin biriyim ben; biliyorum, özlem­den çürüyor göğsüm; ama işte, onun sesini işitmek, kollarını salladığını görmek bile yatıştırdı beni.

LEONARDO: Bunları sana söylemeseydim, hiçbir zaman içim rahat etmeyecekti. Ben evlendim. Şimdi de sen evle­niyorsun.

HİZMETÇİ: Ama gerçekten evleniyor o!

(Türkü söyleyen sesler daha yakından duyulur.)

SESLER:

Uyan gelin uyan derim sana,
düğün sabahındır, uyansana!

GELİN:

Uyan gelin uyan derim sana,
(Odasına doğru koşarak çıkar.)

HİZMETÇİ: Geldiler artık. (Leonardo’ya) Bir daha yaklaşma ona.

LEONARDO: Merak etme.

(Soldan çıkar. Tan sökmeye başlar.)

BİRİNCİ KIZ (girerek) :

Uyan gelin, uyansana,
evlenme sabahındır bu;
türkü söyle, oyun oyna,
balkon çelenksiz olur mu!

SESLER:

Uyan gelin uyan!

HİZMETÇİ (coşkunluk yaratarak):

Uyan
çiçeklenen sevginin
o yeşil demetiyle.

Uyan
defnelerin
gövdesiyle dallarıyla!

İKİNCİ KIZ (girerek):

Uyan
uzun saçlı,
geceliği kar gibi ak,
gümüşlü potinler ne parlak,
alnı yaseminlerle taçlı.

HİZMETÇİ:

Ey çoban kız,
ışımaya başlıyor ay bak!

BİRİNCİ KIZ:

Ey yiğidim,
şapkanı asmanın altında bırak!

BİRİNCİ DELİKANLI (şapkasını havaya kaldırarak gi­rerken ):

Uyan gelin uyan
yaklaşır düğün alayı
tarlaların oradan;
tepsiler dolusu yıldız çiçeği,
yığın yığın, pastaları sorarsan.

SESLER

Uyan gelin uyan,

İKİNCİ KIZ:

Gelin, beyaz çelengi
yerine koymuş bile;
güveyse bağlar onu
bir altın şeritle.

HİZMETÇİ:

Portakallar altında
gelin uykusuz kalır yakında.

ÜÇÜNCÜ KIZ (girerek):

Parlar kavunların dibinde
armağanları güveyin de.

(Üç konuk girer.)

BİRİNCİ GENÇ:

Uyan güvercin uyan!
Gölgeli çanlardır
şafak vakti sallanan.

KONUK:

Geline, ak geline baksana,
bugün kız görürsün,
karı olur yarına.

BİRİNCİ KIZ:

Gel esmer, aşağı yürüyüp
ipek geceliğin sürüyüp.

KONUK:

İn aşağı in, küçük esmer,
soğuk sabah çiğli bir taç giyer.

BİRİNCİ KONUK:

Uyan karı, uyan sen de,
portakal çiçekleri sallanır yelde.

HİZMETÇİ:

Bir ağaç işlesem derim ona,
kızıl kuşaklarla sarılı hep;
her kuşakta bir sevgi tanrısı,
üstünde: “Çok Yaşa” yazılı hep.

SESLER:

Uyan gelin uyan.

BİRİNCİ GENÇ:

Evlenme sabahındır bu!

KONUK:

Evlenme sabahındır bu,
ne ince olursun, bilsen;
layıksın, ey dağ çiçeği,
bir kaptanın düşüne sen.

BABA (girerek):

Bir kaptan karısıyla
evlenecek bu güvey,
öküzleriyle gelir
hazineyi götürmeye hey!

ÜÇÜNCÜ KIZ:

Güvey
bir altın çiçeğe benzer.
Yürüse, ayaklarında
açılır ne çiçekler.

HİZMETÇİ:

Ey bahtı açık kızım!

İKİNCİ GENÇ:

Uyan gelin uyan.

HİZMETÇİ:

Ey benim ince kızım!

BİRİNCİ KIZ:

Şu pencerelerden taşan
düğün seslerini dinleyin.

İKİNCİ KIZ:

Çıksın artık gelin.

BİRİNCİ KIZ:

Çıksın, çıksın gelin!

HİZMETÇİ:

Çalsın da çanlar,
ötsün çın çın!

BİRİNCİ GENÇ:

Çünkü geliyor işte!
Çünkü gelin artık yakın!

HİZMETÇİ:

Düğün, bir boğa gibi
doğrulur işte bakın!

(Gelin görünür. 1900 modası, arkası yastıklı ve uzun kuy­ruklu eteği kırmalı tüllerle, ağır dantellerle kaplı kara bir giysi vardır üzerinde. Alnına bir dalga gibi düşürülmüş saçına bir portakal çiçeği çelengi takınmıştır. Gitarlar çalar. Kızlar, Gelin’i öperler.)

ÜÇÜNCÜ KIZ: Ne kokusu sürdün saçına?

GELİN (gülerek): Hiçbir şey sürmedim.

İKİNCİ KIZ (Gelin’in giysisine bakarak): Nerde bulursun bu kumaşı!

BİRİNCİ GENÇ: İşte Güvey!

GÜVEY: Merhaba!

BİRİNCİ KIZ (Güvey’in kulağına bir çiçek takarak) :

Güvey
bir altın çiçeğe benzer.

İKİNCİ KIZ:

Yayılır gözlerinden
ne tatlı esintiler.

(Güvey, Gelin’e doğru ilerler.)

GELİN: Neden o ayakkabıları giydin?

GÜVEY: Bunlar siyahlardan daha iç açıcı.

LEONARDO’NUN KARISI (girip Gelin’i öperek): Uğurlu olsun!

(Herkes coşkun bir dille konuşur.)

LEONARDO (bir ödevi yerine getiren biri gibi girerek):

Evlenme sabahında
sana bizden bir çelenk var.

LEONARDO’NUN KARISI:

Saçından damlayan çiğle
sevinsin diye tarlalar!

ANA (Baba’ya): Onlar da mı burada?

BABA: Akrabadırlar. Suçların bağışlanma günüdür bu!

ANA: Ses çıkarmayacağım, ama bağışlamam.

GÜVEY: Başında çelenk varken, ne hoş oluyor sana bakmak!

GELİN: Çabuk gidelim kiliseye.

GÜVEY: Acelen mi var?

GELİN: Evet. Seninle yalnız kalabilmek, senin sesinden başka ses işitmemek için hemen karın olmak istiyorum.

GÜVEY: Ben de onu istiyorum!

GELİN: Senin gözlerinden başka göz görmek istemiyorum. Hem bana öyle sıkı sarıl ki, anam mezardan çağırsa bile, uzaklaşamayayım senden.

GÜVEY: Kollarım güçlüdür. Ara vermeden kırk yıl sararım seni.

GELİN (Güvey’in kolunu tutar, canlı): Sonsuzca!

BABA: Çabuk olun; atları, arabaları hazırlayın.  Güneş çoktan doğdu.

ANA: Dikkatli gidin. Dilerim bir terslik olmasın.

(Arkadaki büyük kapı açılır.)

HİZMETÇİ (ağlayarak) :

Evinden böyle çıkarken
ey gelin, ak gelin,
unutma ki yıldız gibi
pırıl pırıl gidersin.

BİRİNCİ KIZ:

Temiz beden, temiz giysiler,
evinden kiliseye gider.

(Çıkmaya başlarlar.)

İKİNCİ KIZ:

İşte çıkarsın evinden
kiliseye gitmek için!

HİZMETÇİ:

Çiçek saçar yel
kumların üzerine.

ÜÇÜNCÜ KIZ:

Ak kız, ah, ak kız!

HİZMETÇİ:

Dantelidir esmer yeller
başındaki örtünün.

(Çıkarlar. Gitar, çalpara ve tef sesleri duyulur. Leonardo ile Karısı yalnız kalır.)

KARISI: Gidelim.

LEONARDO: Nereye?

KARISI: Kiliseye. Ama atla gitmek yok. Benimle gele­ceksin.

LEONARDO: Arabayla mı?

KARISI: Başka neyle olacak?

LEONARDO: Ben arabaya binecek adam değilim.

KARISI :Ben de kocasız düğüne gidecek kadın değilim. Bura­ma geldi artık!

LEONARDO: Benim de!

KARISI: Peki neden öyle bakıyorsun bana? Gözlerin diken diken sanki.

LEONARDO: Gidelim!

KARISI: Ne olduğunu anlamıyorum. Hem düşünüyorum, hem düşünmek istemiyorum. Bildiğim bir şey varsa, beni çoktan bıraktın. Ama benim bir oğlum var. Öbürü de yol­da. Böylece sürer gider. Tıpkı anamın yazgısı. Buradan bir adım atmam.

(Dışardan sesler duyulur.)

SESLER:

Evinden böyle çıkarken
kiliseye gitmek için,
unutma ki yıldız gibi
pırıl pırıl gidersin.

KARISI (ağlayarak):

Unutma ki yıldız gibi
pırıl pırıl gidersin!
Ben de evimden böyle ayrılmıştım. Dillere destan olmuştum.

LEONARDO (kalkarak): Gidelim!

KARISI: Ama sen de geleceksin!

LEONARDO: Peki.

(Sessizlik.)

Yürüsene!

(Çıkarlar.)

SESLER:

Evinden böyle çıkarken
kiliseye gitmek için,
unutma ki yıldız gibi
pırıl pırıl gidersin.

PERDE YAVAŞÇA İNER

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

E-posta adresini paylaşmayacağız. * ile işaretlenmiş alanları boş bırakma yeter.