“Matematik bilimi” der Ada Lovelace hayal gücünün doğasını tartışırken, “varlıklar arasındaki görülemeyen ilişkilerin dilidir.” Çok az insan bu dilde, 1960ların hücresel otomatı, Hayat Oyunu’nun icadıyla ünlenen, çığır açan İngiliz matematikçi John Horton Conway kadar ustalaşmış ve Lovelace’in “şiirsel bilimine” dönüştürebilmiştir.

Yılın en iyi bilim kitaplarına hoş bir ilave olan Siobhan Roberts‘ın Oyundaki Deha: John Horton Conway’in İlginç Zihni kitabı birçok nedenden dolayı göze çarpıyor, bu nedenlerden biri de yaşamakta olan birinin biyografisi olduğu gerçeği -genellikle kendi kendini başarısızlığa uğratan bir görev (Susan Sontag‘in deyimiyle “öznesi ölmeden yazılan hiçbir biyografi anlamlı değildir.”) ve nadiren bu göreve Roberts kadar ısrarla ve zarafetle yaklaşılır. Öznenin Richard Feynman‘in karizmasına ve Slavoj Žižek muhalif yönüne sahip olan, muazzam bir karmaşıklık ve zıtlığı olan bir adam olması da büyük bir artı.

John Horton Conway (Fotoğraf: Thane Plambeck)

Conway’in dehasına olan yoğun hayranlığının yanında, Roberts, Conway gibi insanüstü bir zihni bile şaşırtan temel insan psikolojisini net bir şekilde gözlemlemiştir. Öznesini “endişeli bir egoist” olarak tanımlar -oldukça güzel bir kelime fazlalığı aslında, esasında endişe ve narsist hassasiyeti olmayan bir egoist düşünmek zordur.

Kişiliğinin dünyaya bu çelişkili uyumu, Conway’in biyografiye olan tavrında da kendini gösterir. Roberts der ki:

Diğer insanların ne düşündüğüne gerçekten önem verir, ve bir otoportrenin fazla egoistik olabileceğinden endişe duyar. Bunun sebebi kısmen, biyografi yazarı Janet Malcolm’un açıkladığı gibi, “geleneksel bir otobiyografi yazarının her zaman göstermek için çabalaması gereken kurgusal tevazu.” Bu yüzden, en iyi yaptığı işi yapmaya devam edecek. Sol işaret parmağını, yontulmuş dişiyle kemirip, şakak damarları şişmiş ve iki gündür dokunmadığı saçlarının altında kaşları dalgın dalgın çatılmış, Conway pişmanlık duymadan saatlerini kurgulayarak, bir şeyleri kurcalayarak geçirir -dalıp gidiyor olabilir, bir iş üzerinde çalışıyor olabilir, o hiçbir şey yapmadığı, tembellik ettiği ve oyunlar oynadığı konusunda ısrar edecek.

Conway kurgulamak ve kurcalamanın bu özel cazibesi konusunda oldukça kesin konuşuyor. Bulduğu sayısız oyunlardan biri olan Subprime Fibs hakkında konuşurken, Roberts’a der ki:

Bu konuda ilgimi çekenin ne olduğunu söyleyeyim -matematik hakkında ilgimi çeken şey bu. Dünya tarihi boyunca bu kuralı bulacak kadar aptal başka kimse yoktu. İlk şey bu. Ama, bulsalardı da, tam olarak, benim bulduğum şeyin aynısını bulurlardı.

[…]

Matematiğin doğasındaki ilginç bir şey bu. Bu kural bir ay önce ben icat edene kadar dünyada fiziksel olarak hiçbir şekilde yoktu, ama zihinsel bir anlamda aslında her zaman vardı. Garip bir şekilde, sonsuzluk boyunca var olmuş olan soyut bir dünya var burada.

Issız bir gezegen düşünün, ilginç şeylerle dolu. Bu gezegene iniyorsunuz, ve bir milyon yıl boyunca var olmuş, ama hiçbir insan, hiçbir akıllı canlı buraya daha önce gelmemiş. Böyle yerlerin var olduğuna eminim. Uzak bir yıldıza gidin, orada mutlaka bir şeyler olacak. Ama gitmenize de gerek yok. Olduğunuz yerde otursanız bile, sonsuzluk boyunca var olmuş bir şeyi keşfeden ilk insan olabilirsiniz.

Anatolii Fomenko’nun Matematiksel İzlenimler’inden

Caonway keşif ve icadın kesişimine bir sayı tabiatçısı, bir cebir maceracısı ve kararlı bir deneyci olarak ulaşır. Roberts onun bu fevkalade gayretini yakalar:

O sayıları ters çevirir, alt üst eder, ters yüz eder, ve nasıl davrandıklarını gözlemler. Neden, hangi sayıyı seçersek seçelim, iki katını alıp, 6 ekleyip, ikiye bölüp, ilk seçtiğimiz sayıyı çıkarınca sonuç hep 3 oluyor? Her şeyin ötesinde, bilginin kendisini seviyor, ve evren hakkındaki her şeyi öğrenmeye çalışıyor. Conway’in karizması, onulmaz öğrenme şevkini ve aşkını paylaşma isteğinde yatar. Anlaşılamazı açıklamakta ısrarlı ve inatçı, anlaşılamamasında bir değişiklik olmasa da okuyucularını her zaman keyifli ve bir çeşit ortaklıktalarmış gibi hissettirerek bırakır, bir iç bilgi paylaşıyorlarmış gibi, sanki az kalsın anlayacaklarmış gibi. Kendisini profesyonel bir anlamayan olarak tanımlar. Önemli olan, uğraşıdır…

Bu fikir, tabii ki, sanatta olduğu kadar bilimde de deha için önemli -Grace Paley’nin yazar adaylarına tavsiyesinde oldukça güzel bir şekilde ilettiği bir şey. Conway de anlamamanın doğasındaki bu zihinsel düzeneği inceler:

Temelinde benim işim düşünmek. Dışarıdan bakınca göremezsiniz. Düşünmek neden ibarettir? Birine ne hakkında düşündüğümü nasıl açıklayacağımı düşünüyorum. Sonra birine bunu açıklıyorum, ve işe yaramıyor. O yüzden biraz daha düşünüyorum. Kurcalıyorum, basitleştirene kadar düşünüyorum. Ben şahsen bir şeyleri ancak üzerlerinde uzun süre boyunca düşündüğüm ve çok, çok basitleştirdiğimde anlayabiliyorum.

Akla “Ben, Kalem’i” -1958’lerden, her şeyin nasıl bağlantılı olduğunu tasvir eden, bilgi alanında harika bir kinaye- getiren bir hassaslıkla Conway ekler:

Çoğu insan sadece çalışmaya yetecek kadar anlar. Mesela, bir mekanik, bir arabanın nasıl çalıştığını ve arkasında yatan fizik kurallarını anlamak zorunda değildir. Kuramsal insanlara ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. Ama tabii, kendi imham için kampanya başlatmayacağım.

Brain Pickings by Maria Popova
Çeviren: tabutmag

<p>Kenardaki değil, öbürü</p>

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.