Bilinçsizce ödünç almak ile kasıtlı hırsızlık arasındaki ince çizgide yürümenin yolu.

Hafıza, eser hırsızlığı ve yaratıcılıkta gerekli olan unutmalar üzerine yazmış olduğu önemli makalesinde nörolog Oliver Sacks; İngiliz şair ve filozof olan Samuel Taylor Coleridge‘den (Ekim 21, 1772 – Temmuz 25, 1824) yaratıcı tarihin en kötü şöhretli eser hırsızlığı suçlularından birisi olarak bahsediyor. Coleridge: Darker Reflections, 1804 – 1824 (Coleridge: Karanlık Yansımalar, 1804 – 1824) adındaki büyüleyici tarih günlüklerinde Richard Holmes şairin, eser hırsızlığını mümkün kılan – ve muhtemelen ona zevk veren – zihninin psikolojik eğilimlerini ortaya çıkarıyor.

Coleridge’in eser hırsızlıkları yeterince masum bir şekilde başlamıştı: Gençliğinde kendisini, arkadaşı Crabb Robinson’ın ona vermiş olduğu Jean-Paul Richter tarafından yazılmış olan, az bilinen bir ruhsal meditasyon kitabından büyülenmiş bir halde buldu. Daha sonra bu Almanca metnin çevirisini yaparken, Richter’in fikirlerini kendi düşünceleriyle birleştirmeye başladı. Holmes şöyle diyor:

Jean-Paul’un aforizmaları ve düşüncelerinden belli bir biçimde hoşnutluk duyuyordu. Onları yalnızca okuyup, yansıtmıyordu fakat farklı çeviri, taklit ve yeniden çalışılma versiyonları aracılığıyla kendi defterlerine koyuyordu… Jean-Paul’un özel olarak çevirisinin yapılması ve antoloji haline getirilmesi metodu Coleridge’in daha sonraki eser hırsızlığının psikoloji üzerine ışık tutuyor. İlk şiirlerinden bazılarında bilinçli olarak uyarlanmış çeviriler kullanmıştı… Fakat Jean-Paul’dan çevirisini yaptığı düz yazı çevirileri özel defterlerinde daha az kasıtlı, daha çok içselleştirilmiş gibi görünüyor.

Hammersmith’teki çalışma ve yatak odasında geçen “uzun, uzun gecelerde” neredeyse Leipzig’deki meslektaşı ya da ruh kardeşi ile sessiz bir iletişim içerisine giriyormuş gibiydi.

Aslında bu – okuyucuyu ve yazarı bağlayan sınırlara benzeyen sessiz iletişim Coleridge için yüksek şekilde bir ödünç alma eylemi içeren bir diyalogdu ve aynı zamanda zekilik, hatta fikir uyuşmazlığı içeren bir söylemdi. Bir örneğinde Jean-Paul’un fazla duygusal benzerliğini sorgulamıştı ve Robinson’a şöyle yazmıştı: “Sen birleşik şeylere değil, birleştirme eylemine hayranlık duyuyorsun”. Holmes, bunu aklında tutarak bir uyarı yapıyor:

Coleridge’in [özel defterlerindeki] yazılarını bir çeşit eser hırsızlığı olarak tanımlamak saçma olurdu. Aynı zamanda, diğer durumlarda onun kullandığı bu “uyarlanmış” materyallerin böyle bir şeye yol açabileceğini görmek çok kolaydır. Coleridge bir süre sonra, aynı ortak ilişkiyi geliştirdiği – başta A.W Schlegel ve Schelling olmak üzere – diğer Alman yazarlar bulmuştu. Okudu, çevirilerini yaptı, arıttı ve kendisine göre genişletti. Fakat çalışmalarının gizliliğini bir kenara koyup ortaya çıkan, kendi metinlerini (kaynak belirtmeden) yayınlamaya ve onlar üzerinden dersler anlatmaya başladığında, kaçınılmaz olarak kendisini eser hırsızlığı suçuna uygun bir hale soktu.

Ve bu da şuna yol açtı: İlk dönemlerde gerçekleştirdiği, özel çalışmaları içerisinde ilham aldığı şeyleri de koymak eylemi; Coleridge’e bilinçli ya da bilinçsiz olarak eser hırsızlığına müzmin bir yatkınlık sağlayabilecek olan bir alışkanlık ortaya çıkardı. Özellikle de, fikirleri Coleridge’in şaheserlerinin ve Biographia Literaria eserinin içerisine işleyen – Coleridge’in kullanılmamış bir şekilde bıraktığı birebir çevirileri yaptığı dönemde – Schelling’den ilham alıyordu. Coleridge’in kaynaklarından haberdar olan ve eser hırsızlığı problemini ilk kez fark eden kişi Alman bir bilim adamı olan Crabb Robinson’dur. Hal böyleyken, Coleridge’in ödünç alma eylemini siyah beyaz bir ahlak çerçevesi içerisinde ortaya koymak yerine Robinson onun psikolojik mekanizmasının gri renk yelpazesini görebilirdi. Holmes şöyle yazıyor:

Coleridge’in Alman ve İngiliz felsefesi ve eleştirileri ile dolu olan geçmişini ve onun özel yorumlarının orijinalliğini tam olarak bilen [Robinson], bunu eser hırsızlığı olarak var saymamıştı. Üstelik Coleridge’in kaynakları, ona neredeyse hiçbir zaman hâkim olmamıştı. Schelling meselesindeki özel durum hariç, körü körüne hiçbir zaman eser hırsızlığı yapmamıştı. Onun Alman düşüncesi ile olan anlaşmazlığı… onun vurgu orijinalliğini, ani psikolojik sezgi gelişmelerini ve canlı mecazi açıklamalarını üretmişti. Coleridge daima daha ilerisini yorumlamaktan, daha yakın bir şekilde sorgulamaktan ve kendi metinlerinde çok iyi bir performans sergilemekten ilham alıyordu.

Bu durumda; 1817 yılında Biographia eseri yayınlandığında; eser hırsızlığı sorumluluğu hem daha kaçınılmaz hem de daha önlenemez bir hal almıştı. O eserinde Coleridge, en ufak bir katkı eklemeksizin, kelimesi kelimesine Schelling’den paragraflar çalmıştı. Fakat Holmes bunun, Coleridge’in bozulan akıl sağlığı ve zayıflayan psikolojik duygusallık kapasitesinin bir ürünü olmaktan çok; yaratıcı hilekârlığın kasıtlı bir çalışması olduğunu iddia ediyor. Afyon bağımlısı haline gelmişti, bağımlılığı hem acı verici bir şekilde bağırsaklarını engelliyordu hem de onun suçluluk ve utanç duymasına sebep oluyordu. Ayrıca en yakın profesyonel akranı ve benzeri olan, aynı zamanda da arkadaşı ve sırdaşı olan William Wordsworth ile kavga etmişlerdi. Holmes şöyle diyor:

Bu dönemin, Coleridge’in afyon bağımlılığının en kötü zamanlarıyla, Wordsworth’ü kaybetmesinden dolayı ortaya çıkan duygusallıkla, profesyonel öz güven kaybıyla ve neredeyse bir başarısızlıkla aynı döneme denk gelmesi bir tesadüf olamaz. Bir açıdan, bu durumda, eser hırsızlığı bu derin, neredeyse etkisizleştiren endişeye ve zihinsel açıdan kendinden şüphe etmeye karşı verilen bir tepkiydi. Alman yazarlar ona destek vermişler ve onu teselli etmişlerdi: kendisinin de sıklıkla kullandığı bir mecaz gibi; onları bir meşe ağacının etrafındaki sarmaşık gibi dolamıştı.

Bu belki de Coleridge’in orijinallikle yaşadığı tartışmaya açık ilişkisinin değeridir – yaratıcılık tamamen bir şeyleri birbirine bağlamak ile ilgiliyken ve bizler de, Austin Kleon’un belirttiği gibi, hayatlarımıza aldığımız şeylerin bir birleşimiyken ve Mark Twain’in de dediği gibi, bütün fikirler gözlemlenmiş ve gerçekte ikinci el haline gelmişlerken; bilinçsizce ödünç almak ile kasıtlı hırsızlık arasındaki çizgi güzel bir şeydir fakat gerçek yaratıcı bütünlük de bu çizgi üzerinde hem bilinçli hem de bilinçsiz bir şekilde yürümeyi öğrenmekte yatar.

Coleridge: Darker Reflections, 1804 – 1824 (Coleridge: Karanlık Yansımalar, 1804 – 1824) adlı kitap, modern tarihin en büyük yaşamlarını ve bunu yaşayan sıra dışı, karmaşık zihinlerin bir açığa vurumudur.

Görüşmek üzere.

Brain Pickigns by Maria Popova
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)

Kenardaki değil, öbürü

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.