Sizlere daima tartışılan – daima gözden geçirilmesi ve hatta bazen de dalga geçilmesi gerekilen, dolu bir yapıya sahip – “özgün” Batı edebiyatından en korkunç 30 an sunuyoruz. Listedeki bazı maddeler – Ralph Ellison’ın Invisible Man (Görünmez Adam) isimli kitabı gibi – döneminin korkusunu uyandıran büyük sanatçıların eserleri; diğer maddeler ise Batı şiddeti, ruhsal bozukluklar ve yanılgılarla dolu bir tarihin tesadüfi amblemleri. Diğer bir deyişle; bu listedeki her şeye bir şeref madalyası takdim etmiyoruz. Ya da, bu listedeki her şey Batı’daki korkunun tam bir kataloğu değil. Bunlardan ziyade, listedeki maddeler; karşısında durarak kendinizdeki en sevmediğiniz korku ve tiksinmeleri öne sürebileceğiniz kabataslak, kendine özgü bir zaman çizelgesi.

Aşil’in Öfkesi, İlyada, Homeros (İ.Ö 760)

İlyada‘nın ilk cümleleri belirli bir amaçla Aşil’in öfkesine adanmıştır. Fakat bunu ifade etmek için önce neden ilham perilerinden yardım istenmesi gerektiğini anlamalıyız. Ne var ki, Aşil’in savaş alanına gelişi edebiyattaki bütün anlar içerisinde en korkunç olanlardan birisidir. O’nun sesi Truvalıların ruhlarını ürpertir. Hatta “ölümü hisseden” atlar bile arkalarındaki (at) arabalarını devirirler. Sonunda, savaşta öldüğünde ise en iyi savaşçıları geri çekilir ve kendilerini mızraklarının üstüne oturturlar. Tiksindirici.

Scylla deniz mürettebatını yiyor, Odysseia, Homeros (İ.Ö 8.yy)

Kirke, Odisseas’a yapabileceği en iyi şeyin Scylla’dan – ayrıca “ölümsüz hasar” adı da verilen, 6 başlı dev canavardan – gizlice kaçmak olduğunu söylüyor. Amacı, mürettebatını ona yem etmemek. Fakat başaramıyorlar. Geçmeyi denediklerinde canavar mürettebattan altı adamı alıp yemeye başlıyor. Bu sahne Batı edebiyatındaki ilk muhteşem ve korkunç canavar sahnelerinden birisi.

Apollon, Kassandra’ya sahip oluyor, Orestes, Aiskhylos (İ.Ö 458)

Acaba kaç tane ceset hırsızlığı sahnesi farkında olmayarak Orestes’in- Kassandra’nın öfkeli tanrı konuşmasının, ölüm şiirselliğinin en yüksek halinde ve delicesine, geçmiş ve gelecek içerisinde birleştiği – bu anını temel alıyordur? Herkes ölecek!

Oedipus gözlerini oyuyor, Kral Oedipus, Sofokles (İ.Ö 429)

Öyle şiddetli ve korkunç bir sahne ki, özümsemenin tek yolu onu psikolojik bir modele dönüştürmektir. Geri kalanını biliyorsunuz. Fakat onun kendisini sakatlamak için annesinin elbisesindeki altın iğneleri kullandığını biliyor muydunuz?

Juno, öç tanrıçasını çağırıyor, Aeneis, Vergilius (İ.Ö 29)

Aeneis‘ın en belirgin temalarından birisi “nefret dolu Juno ve onun dinmeyen öfkesi”dir. Juno, kısırlaştırılmış olan Uranüs’ün kanından gelen Alecto isimli öç tanrıçasını, bir savaş çıkarması için çağırıyor ve kontrolünü kaybediyor. Öfke öfkeyi getiriyor. Alecto birisini meşale ile yakıyor, onun düşmanlarının hayallerini çalıyor ve gereksiz bir katliama sebep oluyor…

Marsias’ın derisinin yüzülmesi, Dönüşümler, Ovid (İ.Ö 8)

Marsias, Apollo ile girmiş olduğu müzik ile ilgili bir düelloyu kaybettiği için bir mağarada derisi yüzülüyor. Tıpkı “The Devil Went Down to Georgia” (“Şeytan Georgia’ya Gitti”) şarkısı gibi; tek fark burada şeytanın kazanması ve insan rakibini öldürmesi.

Rahel, artık var olmayan çocukları için ağlıyor, Matta İncili (70 Ortak Dönemi)

Yeni Ahit’ten istediğiniz zehri seçebilirsiniz – ateş gölü, çarmıha germe – fakat hiçbir şey Hirodes’in aldatıldığını öğrendiğinde verdiği emir ile katledilen masum çocuklar olayı kadar korkunç değildir. Ayrıca, Hirodes’in kendi ölümü de çok şiddetliydi, cinsel organ kangreninden ölmüştü.

Bay Grendel (ve annesi), Beowulf (1000 Ortak Dönemi)

Bay Grendel’in öyle büyük bir kafası vardı ki onu taşımak için dört insan gerekiyordu. Vücudu pullarla kaplı, dikenli ve kanla kaplıydı. Onun Beowulf‘da adının anılması bile terör kaynağıydı. Daha da kötüsü, annesi de “canavar gibi bir gelin” idi ve ilk katil olan Kabil’in soyundan geliyordu.

Ugolino, Ruggieri’nin kafatasını kemiriyor ve kendi çocuklarını yiyor, İnferno, Dante Alighieri (1320)

Dante’nin, cehennemin en alttaki dairesinin ikinci halkasına yerleştirmiş olduğu Ugolino’nun sahne düzenlemeleri iki yönden de korkunç. Öfkesi ve intikamı yüzünden, ebedi düşmanının kafatasını kemirmeye zorlanıyor. Nasıl mı ölmüştü? Çocukları ona, aç olduğu için, kendilerinin “perişan etlerini” “soyup çıkarması” için yalvardıktan sonra, esareti sırasında ölmüştü. Açlığı acısından daha büyüktü. Onları yedi.

Banquo, katilini öldürmek için geri geliyor, Macbeth, William Shakespeare (1611)

Gerçek de olsa hayalet de olsa, Banquo’nun – oğullarıyla birlikte – hayaletinin görüntüsü hem Macbeth’in hem de okuyucunun kanını donduracak kadar korkunç. Ayrıca korkunç Üç Cadı kehanetini de gerçekleştiriyor ve cadılık için bir model oluşturuyor.

Bu ev perili… Otranto Şatosu, Horace Walpole (1764)

Bu roman; Shakespeare’in Hamlet ve Macbeth eserlerinden gotik romana geçiş ve muhtemelen ilk gotik roman. Walpole’un kitabı korkunç çünkü – Walpole’un çılgın olduğuna ikna edecek kadar – çılgınca bir roman. Kitabın en iyi özelliği, Walpole’un “gloomth” (yani, kasvet) olarak adlandırdığı şeyi perili evi icat etmesi ya da yeniden icar etmiş olması. Kitapta bazı şeyler gıcırdıyor ve duvarlardan düşüyorlar; gizemli devler de evde dolaşıyor.

Mezarlığın sarsılması ve çirkin rahibeler, Udolpho’nun Gizemleri, Ann Radcliffe (1794)

Gotik bir romanın psikolojik olarak narin olan kahramanı siz olduğunuz zaman, dört yanınızın da korkuyla dolduğunu anlamanız için korkunç bir rahibeden daha fazlasına ihtiyacınız vardır. Hatta bu rahibe size, mezarlığa giderken yakınından geçtiğiniz açık mezarı unutmamanızı söylediği zaman işler daha da berbat olur.

Bir rahibi mahkûm eden çılgın kahkaha, Şeytanın İksirleri, E.T.A. Hoffmann (1815)

Bu gotik roman, kendi türünden olan önceki çalışmalardan birçok ilham almış. Fakat aldıklarını da çılgınlık noktasına çekmiş. Roman, iyileştirildiğine inandığımız hüküm giymiş olan rahibin aslında kahkaha nöbetinden öldüğünün keşfedilmesiyle sonuçlanıyor. Bu da rahatsız edici çünkü bu durum onun hala şeytanın iksirlerinin etkisinde olduğunu ortaya çıkarıyor.

Yaratık ve esrarengiz vadi; Frankenstein – ya da Modern Prometheus, Mary Wollstonecraft Shelley (1818)

(Not: “Esrarengiz Vadi” terimi 1970 yılında Masahiro Mori tarafından üretilmiş bir hipotezdir. Terim; neredeyse insana benzeyen şeyleri [robot, canavar vb.] gördüğümüz zaman oluşan garip tiksinme duygusu anlamına gelmektedir. Yani, bir esrarengiz vadi deneyimi yaşadığımız zaman evrimsel bir eğilim sonucunda hasta, sağlıksız ya da yanlış gözüken şeylere karşı bir iticilik hissederiz. Vadi kelimesi de bu noktada negatif duygusal tepkinin bölgesi anlamına gelmektedir. Hissettiğimiz şeyin sebebinin ise insana benzeyen fakat esasında cansız olan bu şeylerin bizlere ölümlü olduğumuzu hatırlatması olduğu söylenmektedir.) (*Bu not kısmını ben kendim yazdım ve ekledim çünkü terimi açıklamasaydım anlaşılmaz olacaktı.)

“Nefret edilen canavar” aslında kendi yaratıcısının nefret ettiği bir canavar ve Victor Frankenstein’ın “alçak böcek” diyerek gerçekleştirdiği öfke dolu azarı tam olarak 21.yüzyıl’a ait bir “esrarengiz vadi” etkisinden beklenecek şey. Yani her yönden hem korku hem de tiksinme duygusu saçıyor.

Kafasından vurarak öldürmek, Başsız Süvari, Washington Irving (1820)

Korku hikâyelerinin gücü yüzünden zihni dehşet ile dolu olan zavallı Ichabod’un “kafa kemiği”, bir cinin “korkunç mermisi” tarafından “paramparça ediliyor”. Belki de tüm hikâye korku edebiyatından uzak durmak gerektiğinin mesajını veriyordur – ki bu da listeyi okumayı hemen bırakmanız gerektiği anlamına geliyor.

Çatı katındaki piroman, Jane Eyre, Charlotte Brönte (1847)

(Not: Piroman, ateş yakma hastalığına sahip olan kişi anlamına gelmektedir.)

Thornfield’de bazı garip olaylar oluyor, fakat insanın kanını donduran şey, bir adamın çılgın eşinin çatı katına kilitlenmiş olması. Yangın ve intihar; Bertha Antoinetta Mason’ın yükünü hafifletmedi.

Tırpanlı adam resmi, “Kuyu ve Sarkaç”, Edgar Allan Poe (1842)

Hüküm giymiş olan adam tırpanlı adam resmini fark edene kadarki süreçte var olan, esrarengizlik tarafından yansıtılan, sese karşı aşırı duyarlılık hissi. Resim, adamın tırpan ile ölümünün yakın olduğunu simgeliyor. Bu insanı, bir okuyucu olarak sarsıyor. Hikâyenin kendisi, yani sanat eseri, benim işkence ile öldürüleceğimi mi tasarlıyor?

Jabberwock’un korkunç anlamsızlığı, Aynanın İçinden, Lewis Carroll (1871)

Meşhur “Jabberwocky” isimli ters çevrilmiş şiirde sunulan “Canavar” Jabberwock, bilgisel korkunun bir ifadesidir. “Kuyu ve Sarkaç”, okuyucusunu korkutmak için “edebi” esrarengizliğe güveniyorsa, Jabberwock da zihinsel esrarengizliğe sahip olan karakterine güveniyor. Orada olduğunu biliyorsunuz, fakat göremiyor ya da tanımlayamıyorsunuz.

Hyde, yaşlı adamı öldüresiye dövüyor, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, Robert Louis Stevenson (1886)

Bu kitap, üzerinde düşünmeye devam ettikçe – hayaletleri ve iksirleriyle, – az evvel bahsedilen E.T.A Hoffman’ın Şeytanın İksirleri adlı eserine benziyor. Fakat Hoffman’ın kitabında yaşlı bir adamın diğer bir adam tarafından sopa ile ölesiye – “maymun gibi bir öfke” ile kemiklerini sebepsiz yere “işitilecek şekilde kırmak” amacıyla – dövüldüğü bir sahne yok.

Kapitalist vampir çıldırıyor, Drakula, Bram Stoker (1897)

Harper, gurka kaması bıçağını çıkarıp Kont’u doğramayı denediğinde, onun ceketini kesiyor. Bilin bakalım sonra ne oluyor? “Bir tomar para ve bir altın akını” ortaya çıkıyor. Kont’un yüzü “çok korkunç” bir hal alıyor… Neden mi? Çünkü para kaybetti.

Kurtz’ün penceresinin altındaki kazıklara bağlanmış kafalar, Karanlığın Yüreği, Joseph Conrad (1899)

“Dehşet!”

Ürkütücü yaratık Odradek, “Aile Babasının Kaygısı”, Franz Kafka (1919)

“İplik sarılacak yassı, yıldızımsı bir makaraya benzeyen ve aslında… Üzerinde bir iplik yarası varmış gibi duran” gizemli yaratık Odradek neredeyse bir asırdır yorumlanmaya direniyor. Yaratığın bütün amaçsızlığı ve kullanışsızlığı okuyucuya da gönderme yaparak, onu Kafka’nın en korkunç eseri yapıyor.

Bir kadın köpeğe dönüşüyor? Geceyi Anlat Bana, Djuna Barnes (1936)

T.S. Eliot bu romanı “Elizabeth dönemine ait trajedi bağlamındaki korku ve yazgı” özelliklerinden ötürü övmüştü ve haklıydı. Bir örnek vermek gerekirse; Çorak Ülke adlı eserden daha korkunç ve daha iyi bir kitap. Açıkça eşcinsellik ile ilgili olduğunu göz önünde bulundurularak – bir kadının köpeğe dönüştüğü – kitabın sonu dikkatli bir şekilde yorumlanmalıdır. Muhteşem ifadeleri ile birlikte güçlü bir atmosfer yaratıyor.

Elektroşok ve lobotomi, Görülmeyen Adam, Ralph Ellison (1952)

Bu kitap (Geceyi Anlat Bana) gibi; ilham almış olduğu Çorak Ülke‘den daha korkunç. Kitapta ana karakter doktorların kararına tabi tutuluyor ve sonrasında doktorlar ona elektroşok terapisi ile loboti (duygusuz hale veya zihinsel olarak uyuşuk hale getirme) ameliyatı yapıyorlar. Bu sahne, ırkçı bir dilin içerisinde saklanan şiddetin somut bir örneği. Doktorlardan birisi “Peki psikolojine ne olacak?” diye soruyor. “Kesinlikle önemli değil.”

Hayalet ve hayalet köpek yavrularının pikniği, Tepedeki Ev, Shirley Jackson (1959)

Eleanor, hayalet köpek yavrularının, hayalet ailelerin ve çocukların pikniğinden kaçtıktan sonra; Theodora’yı yakalıyor ve çılgınca sallıyor. Aklını yitirmiş olmalı.

“Tanrının Gözleri”, Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (1985)

Damızlık Kızın Öyküsü ile ilgili neredeyse her şey 20.yy’a kadar gelebildi – ya da gelmeyi denedi. Fakat Offred’in tanımı okunduğu zaman şu anlaşılıyor: Gizli polislerin hepsi – bugünün aktif politik zihinlerinin hayali olan – erkek egemen şiddetin, gözetimin ve dini tutuculuğun birleşimini temsil ediyorlar.

İkili söylem, Sevilen, Toni Morrison (1987)

Beyazların eline geçmemesi için kızını öldürmeyi tercih eden Sethe, “Zorunlu olmasam bile ona açıklayacağım” diyor. “Onu öldürmeseydim, o yine de ölecekti ve bunun başına gelmesine dayanamazdım”. Bu satırlar çok güçlü bir şekilde Amerika’nın beyaz üstünlük yanlısı tarihinin korkusuna değiniyor.

Bir uzaylı ile seks, Dawn (Şafak), Octavia Butler (1987)

İnsan ırkını kurtarmaya yardım etmek amacıyla “daha çok evrimleşmiş” olan bir uzaylı ile birlikte olur muydunuz? Peki, bu uzaylının bir kokusu yoksa? Onu itici mi bulurdunuz yoksa garip bir şekilde etkileyici olduğunu mu düşünürdünüz? Bunlar, kitapta sorulan garip sorular.

Fareler, Amerikan Sapığı, Bret Easton Ellis (1991)

Yakında ölecek olan bir kadını ve fareleri içeren – kadına fare işkencesi yapılan – sahne imkânsız bir şekilde korkunç. Sanıyorum ki Patrick Bateman bunun sonrasında yeni bir restorana gidiyordu.

“Cinayetlerle İlgili Kısım”, 2666, Roberto Bolaño (2004)

Saf edebi bir cehennem ağıtı, kitabın bir bölümüne bütün olarak uzatılmış olan bir ölüm bestesi olan “Cinayetlerle İlgili Kısım”, epik bir kadın cinayetleri listesi ve edebi gücün mucizesini içeriyor. Bölüm, Ciudad Juarez’de (Meksika’da) geçiyor. Bu dönemde yazılmış olan en etkileyici ve aynı zamanda en rahatsız edici kitaptır.


Flavorwire by
Çeviren: Gözde Zülal Solak (tabutmag)

<p>Kenardaki değil, öbürü</p>

Söyleyecekleriniz vardır (var mı?)

Yorum yazabilmek için içeride olman gerek.