Derinden yaşanan deneyimler, başkalarının deneyimleriyle büyük ölçekli bağlar kurmaya yönlendirir bizi.

“Hepimiz tek bir soruyuz” diye yazar Mary Ruefle görkemli denemesinde “ve buna verilecek en iyi yanıt sevgi – şeylerin arasındaki bağlantı – gibi görünüyor.” Buna karşın, sıklıkla unutuyor ve diğerlerinden kopuk yaşıyoruz.

Parker Palmer’ın bütünlüğün tarifsiz sanatı üzerine yazdıklarından onlarca sene önce, modernitenin en üretken ve zeki günce yazarı Anaïs Nin içsel çatışmalarımızın doğal bir sonucu olarak şiddet üzerine görüşlerini ustalıkla toparlamıştı. Bize Nin’in Gerçek aşk, Paris vs. New York, başarılı kitle hareketlerinin sırrı gibi konular üzerine düşüncelerini açıklayan Anaïs Nin’in Güncesi 1939–1944’de Nin, bütünlüğümüzü canlandırmayı nasıl reddettiğimiz ve bu bütünlüğe nasıl ulaşabileceğimiz hakkındaki görüşlerini ifade ediyor.

Şöyle yazıyor:

İçsel çatışma halindeyken, fikirler ve tutumlar arasında keskin uyuşmazlıklar yaratmaya eğilim gösteririz ve bu durum kendini iyiden iyiye belli edince, seçeneksizliğin ortasında dolanır dururuz; nevrotik ikirciliğimiz bir çözüme ulaştı mı keskin farkların, keskin bir biçimde tanımlanmış sınırların ötesinde hareket edebilme kabiliyetini kazanırız ve şeyler arasındaki etkileşimler ile bağlantıları keşfederiz.

Susan Sontag’ın kutuplaşmaların bizi nasıl hapsettiğine dair ihtarlarından otuz yıl önce Nin, ıstırap verici içsel bölünmelerimiz arasında bağ kurmak için her şeyin – olgunluğun esas belirtisi olarak- birbirine bağlılığını kucaklamamız gerektiğini yazıyordu.

Ben şu zamana kadar öznel ve nesneli, fantezi ve gerçekliği iki ayrı kutba yerleştirdim. Sandım ki duygularımın ve dramlarımın derinlerine kadar inmek, beni gerçek nesnelliğe ve diğer şeylerin bilgisine ulaşmaktan alıkoyacak.  Ancak şimdi biliyorum ki; derinden yaşanan deneyimler başkalarının deneyimleriyle büyük ölçekli bağlar kurmaya yönlendirir bizi. Öznel duygularınızı, görülerinizi kuvvetlendirir ve tam anlamıyla deneyimlerseniz, diğerlerinin duygularıyla bir bağ kurabilirsiniz. Burada mesele ikisinden birini seçmek değildir; bu bir bütünleme, dahil olma, kuşatma, birleştiricilik ve olgunlukla bir arada bulunan her şeyin meselesidir.

Anaïs Nin’in Güncesi 1939–1944 yaratıcı yaşam ve insan deneyimleri üzerine tekrar tekrar ziyaret edilecek engin bir hazine.

Çev: Hande Karataş

Kaydet

Kaydet